Kömür deresinde gözlerin…

Kömür deresinde gözlerin…

0
PAYLAŞ

İçten içe eksikliğini hissettiğim bir yangının külleri havalanıyordu şehirde…
Herkes birer hiçti bu sıralar…
Depremler sarsıyor, bombalar patlıyordu bir yerlerde…
Kimin kimi sevdiği muallak, kimin kimden nefret ettiği…
Dünya amansız bir iç körelme yaşıyordu..
Küller suya bırakıldı, akıl suya …
Kömür deresine buzul bir aşk…

Ve ben çarşaflı yastıklı bir rüyanın içinde,
burnuma çam ağacı değiyor diye, yeşilleniyordum kendi kendime…
defosunu sevdiğim insanlığım…
eski moda kalmıştı anlamlarım…
Ah ne kadar da safmış meğer imla hatalarıyla dolu hayatım…
uyurken insan, uyanınca biletsiz bir sinema koltuğu oluyordum…
Kömür deresinde cansız bir ses…

Kendi suyunu kirleten insanların şaşkınlığı bile sıkmıyordu canımı.
Ömrün hazmı zor soluğu emecekti bundan böyle zamanı…
Hayatı bir fıçının içinden daldırıp doldurduğu bira gibi tüketen…
bir değersizlik şişkinliğiydi kalpleri…
Ne çok cephanelik birikmişti göğsümde, kime gitsem bir infilak…
Siperlerim vardı çeki düzen verilmiş…
Saklanırdı alnım ve yine de boş olmaktan rahatsız…
Ama kirsiz… ama passız…
Öyle ya nasıl kir tutacaktı,
-yaşamak buysa-yaşamaya cürret mi vardı?..

Aman be hayat işte’ ler bırakıldı suya…
İkindi sularıydı…
Bayrağı çeken kol yorgun, ipi çeken el kesik…
Bir bayrak ki beyaz mı beyaz,
belki sadece şairlerin anladığı cinsten…
Hatlı hudutlu bir savaş meydanında ne işim vardı benim…
Kulağımda tank tüfek sesleri, yüreğimde bir infilak…
İkindi suları…
Küller suya bırakıldı…
Kömür deresine teslimiyet…

Şimdi ki aşklar herkesçe bilinen bir tuş dokunması..
Bardaklar şıngırdıyor kelimelerin sustuğu yerde…
Siper aynı siper saklandığın sürece…
Hangi kurşun delebilir düşünceni?…
Birinde susmuşsun zaten, birinde çekmişsin pimi…
Tahammül gücüm kalmadı şehir aşklaşmalarının sıradan kibirine…
Ölümden daha ölüm bir ıssızlık var,
ne istediğini bilmeyen kömür deresi gözlerinde…
Her derde bela… her derde sürgün…
alıp başını gitmişliğinde yok ki alıp başını gelmişliğin olsun….

Ne çöllerde aranan su, ne kömürlükte biriken cephane…
Hayat bayat bir mesele…
Yazıp çizsen hikaye…
Gelip geçsen şehirleşme…
hayatın içinde pek bir eksik aşk,
aşklaşmalarsa pek bir sahte..
Yok mu bu memlekette bağışlayan, paylaşan,
cesur, masum, basit ve sıradan bir insan?..

Gecenin koyu gri bir rengi var, seninle oturmuştuk birkeresinde …
ceplerim ellerimi istemiyordu…
siperliğe inip kestim ellerimi…
yorulmuştum artık kim olduğunu bilmeyen seslerin ayarıyla oynamaktan…
kömür deresine aktı gözlerim…

Çok acıklı bir hikaye olmasın hikayemiz…
Herşeyden ölesiye korkan insanlardan olmamayı yeğleriz…
Bir su… Suya bırakılan el… İkindi suları…
Siperimde bir infilak, kollarımda beyaz bayrak…
Kömür deresinde kestim ellerimi…
eller suya battı… küller …sesler… gözler…
her yer kıpkırmızı…
hadi vuracaksan vur artık…
zaten geriye ne kaldı…

sibelbengu@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK