Koalisyon çözülürken kim kazanıyor?

KOALİSYON ÇÖZÜLÜRKEN KİM KAZANIYOR?

17 Aralık tarihinde açıkça su yüzüne çıkmış olan AKP ile “paralel yapılanma” arasındaki ilişki ve günümüzdeki çatışmanın hiçbir meşru temeli bulunmadığı gibi, bu habis koalisyon halkın yararına olmayıp, tam tersine, topluma uzun yıllar boyunca silinmesi imkansız çok büyük maliyetler yüklemiştir. Bugün açığa çıkmış olan yapı üç ortaklı habis bir koalisyondur. Bu koalisyonun hesabı sorulmadan ne “paralel yapı” ne de AKP aklanabilir.

Koalisyonun ortaklarından biri, geçmiş dönemlerde herkesçe malumu olduğu halde kimsenin net olarak belirleyemediği yapıdır. Bu hayalet yapının merkezi için önceleri “Okyanus Ötesi”, daha sonraları “Pensilvania” işaret edildi. Son kertede başının adı ile anılmaya başlanan ortağın sorgulanmasına geçildi: Hareketin başı olan bu zat ile ilgili olarak, nasıl yeşil pasaport sahibi oldu, kendisine niçin ABD’de ikametine izin veriliyor, niçin devamlı orada ikamete devam ediyor ve ülkesine gelmiyor, gibi yanıtı verilemeyen sorular sıralanıyor.

Peki, eğer bu hareketin varlığını ve giderek artan dozda kamu ve özel sektörde genişleyerek yer işgal ettiği biliniyor idi ise, devletin istihbarat örgütleri neden şimdiye dek böyle bir oluşumu engelleme çabasına girişmedi? İşte işin püf noktası burası: Acaba AKP yönetimi bu oluşumdan bihaber mi idi, ki ciddi bir devlet yapısı için 12 yıllık bir sürede böyle bir olasılık söz konusu olamaz, yoksa, tam tersi, bu oluşumla işbirliği içinde olarak mı iktidara geldi ve misyonunu icra etmeye başladı! Cemaat olarak anılan bu hareketin amacının, idari ve yargısal kamusal görevlerde kendi elemanlarını yerleştirip tüm alanlarda etkili konuma gelmedikçe güç gösterisinde bulunmayıp, o gün geldiğinde harekete geçmek olduğunu istihbarat teşkilatı bilmiyor mu idi? Bu hareketin gözüne kestirdiği parlak gençleri kendi yuvalarında “abla” ve “ağabey” yönetiminde barındırıp, amaca yönelik yüksek eğitim kurumlarına yönlendirdiğini de istihbarat teşkilatı bilmiyor mu idi? Devletin talebe yurdu yapımı yerine TOKİ’ ye yönelmesinin cemaatin işini kolaylaştırdığı ve büyük kentlere gelen gençlerin cemaatin kucağına düştüğünü devlet örgütleri bilmiyor mu idi, yoksa bu gençleri arka bahçe fidanları olarak mı görüyordu? Topluma gizli korku veren bu harekete karşı örgütsüz direnmek olanaklı olmadığı gibi, topluma saçılan bazı avantajlar da zaman içinde hareketin yandaşlarını genişletiyordu. İnsanlığa hizmete kendisini adadığı ifade edilen, bu amaçla dinler arası ittifakta dahi yer almış olan Gülen Hareketi, dünyanın dört bir yanında Türkçe eğitim veren okullar açarken, insan isterdi ki, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde kışta karda kilometrelerce yol alarak okula gitmeye çalışan çocuklarımız da bu hizmetten nasibini almış olsa idi! Devletin idari ve yargısal örgütleri neden o günlerde sustu, hatta bu örgütten destek aldı da, bugün ülke bu hale geldikten sonra feryat etmekte? Eğer suçlamalar cemaat hareketinin marifeti ise, cemaat bu esnada mı topluma zarar vermeye başladı?

Oy oranı nerede ise sıfırlanmış bir partiden doğmuş olan AKP, nasıl oldu da bu denli kısa sürede toparlandı, proje üretti ve büyük bir oy oranı ile iktidara gelebildi? Parti hangi projeyi uygulamayı amaçlıyordu? Parti, kuruluş aşamasında kendi projesini mi oluşturdu, yoksa, muhtemeldir ki, uluslararası güçlerin kendi amaçları doğrultusunda Türkiye’yi şekillendirmek amacıyla ürettiği proje ihalesinin talibi mi idi? Zira, Ortadoğu’da sular ısınırken, su ve petrol sorunları yanında, Rusya ve İran’ın bölgedeki etkisinin minimize edilmesi ve İsrail’in güvenliğinin garanti altına alınması, ancak Türkiye ve Kürdistan müttefikleri ile olanaklı olacaktı. Öyle anlaşılıyordu ki, ihaleye çıkarılmış olan Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye halkına “demokratikleşme” ya da “özgürleşme” safsataları ile politik alanda yukarıdan pazarlanıp, Hizmet Hareketi ile sosyal alanda da temelden desteklenerek uygulamaya koyulacaktı. Koalisyonun üçüncü ayağı da çok nettir. Bu projede ABD karşıtları susturulacaktı, zira böylesi komplike “örtülü emperyalizm vesayeti” oluşturma çabası tüm olası alternatif vesayet ortamlarının sindirilmesini gerektiriyordu ve sindirildiler de!

Koalisyonun iki ortağı arasında rant veya nesil yetiştirerek geleceğin mutlak hakimi olma konularında çatışma çıkınca her iki tarafın da pislikleri ortaya saçılmaya başladı. Devlet kademesinde tüm kamu kurumlarını kullanarak duruma hakim olmaya çalışan AKP şunun farkında ki, toplumsal tabandan örgütlenmenin yanında önemli mali kaynaklara da kavuşmuş olan cemaat hareketi ihmal edilir bir hasım değildir. Bu tabloda, 12 yıllık icraatında AKP’nin bu oluşumdan habersiz olduğunu ya da iyi niyet kurbanı olduğunu ileri sürmesi hiç bir şekilde inandırıcı değildir. Halkımızın yaygın olarak haberdar olduğu, hatta kimilerinin hizmet alanına dahi girdiği cemaat ortamdan devletin istihbarat örgütlerinin bihaber olması da kesinlikle söz konusu olamayacağı gibi, böylesi bir istihbarat eksikliği de ciddi, hatta kasıtlı işlenmiş suçtur.

Bu hengame içinde seçimlere giderken ne hazindir ki, muhalefet cephesi de ortama sürülen kaset ya da dinlemelere dayanarak salt AKP’ye yüklenmekte ve bir anlamda diğer cepheyi aklamış olmaktadır. Oysa, üçlü koalisyon halinde emperyalizmle işbirliği içinde halkın ve ülkenin çıkarları aleyhine üretilmiş siyasetin taşeronluğunun yapılmış olması muhalefetin de kesinlikle affetmemesi gereken çok ciddi bir gaflet, hatta hıyanettir. Muhalefetin AKP’ye yönelttiği suçlamaların salt bozulan koalisyon ortağının ortaya döktüğü pisliklerden ibaret kalması, maalesef, koalisyonun diğer habis elemanlarını aklamaktadır. Görünüm çok net ki, neoliberal dönemde ülkemiz ve halklarımız üzerine çöreklenmiş habis koalisyonuna karşı mücadele sistem içi dokularla yapılamaz. Bu alandaki tek ve güçlü mücadele ancak sol politika ve örgütlerle yürütülebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + 15 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.