Kömür karası değil bu!

İSMAİL BAYER –  Aradan 5 koca yıl geçti. Soma. Bir yara olarak, içimizde hep duyumsadığımız bir acı değil sadece. 301 can toprak altında, yukarıda acılı bekleyişleri göremeden, yaşayamadan, kendi acıları ile toprağa karıştılar. Günler, haftalar, hatta aylar bile geçti bazılarına ulaşıncaya kadar.
Ve geçen 5 yıl şimdi de. Acılara, yeni acılarla, yaralar sarılmadan geçen koskoca bir beş yıl.
Bu sadece bir kömür karası da değil artık. O günlerde bazı gazetelerin birinci sayfasında yer alan bir totoğrafıda hiç unutmayalım. Acılar dinmemiş, acıları içinde yaşayan bir madenci patlama noktasına gelmiş ve doğal bir protesto hakkını kullanmak istiyor. Polis ablukası ile yerde sürüklenirken, bu yetmiyor bir kişi tekme ile saldırıyor, vuruyor bütün hıncıyla.
Bu da bir insan, kamunun o zaman ki en üst makamında Başbakanlık da görevli bir müşavir bürokrat. Şimdi nerededir, ne yapıyordur. Bu süreç içinde, geçen 5 yıl içinde, ben o zaman ne yaptım. 5 yılda neler oldu. O tekmelediğim kişi ne yapıyordur diye düşündü mü acaba hiç. Bir ara da olsa, gidip o madenciyi bulup bir özür dilesem mi acaba diye de düşünce geçti mi aklından.
Emile Zola’nın Germinal romanını okumuyoruz.  Hikayesi asırlar öncesi geçen bu romanın, filmini de seyretmiyoruz. Bizler bu gerçeği yaşadık, gördük, izledik beş yıl önce. Bizler acıyı duyumsayarak yaşadık ve aklımıza geldikçe de yaşıyoruz.
Peki, 301 kişinin yakınları, annesi, babası, varsa eşleri, çocukları bu acıyı atabilirler mi içlerinden hiç. Ve en acısı da, annelerin acısı. Canından can verdikleri topakda. Hepsi ne için, 301 işçi ne için toprak altında, çıkışda eve ekmek görtürebilmek için. Sofrada paylaşabilmek için ekmeği.
Ve 5.yılına yaklaşırken, sorumlu noktada olan kişininde tahliyesi ile bu dava biter mi hiç. Bitmeyecek bir dava bu. Bir, “Hukuk Belgesi” olacak, bugünden yarınlara. Bu belgeyi, bu yaşanmışlıkların nasıl sorgulandığının belgesini korumak taşımak geleceğe,sadece hukukçuların görevide değil artık. Hepimizin görevi. 301 giden cana karşı sorumluluğumuz.
Gelişen hukuk. Bu davada yaşananlar ve yaşatılanlar ve de daha yaşatılacak olanlar. Bu bir kömür karası da değil sadece artık. Bunu da unutmayalım.
Suçlu arayışına çıkmış değiliz sadece. Vicdanların rahatlatılması değil istenen. İstenen bir daha yaşatılmaması. Oysa bu çapta olmasa da, geçen 5 yılda zaman zaman yaşıyoruz aynı acıları. Aynı sonuçları.
İş kazaları durmuyor. Sürüyor. Bazen küçük bir haber değerini bile taşımıyor. Ulaşmıyor, ulaştırılmıyor. Yakınlarının acıları ile, istemeden elveda demiş oluyor.
Tekrar Soma’ya dönelim. Bir kamu kurumu aslında. Yıllarca devlet işletmiş. “Devlet Baba”. Devlet, babalığı bırakmış, devretmiş veya satmış. Peki sorumluluk bitmiş mi? Sorumluluk, daha da artıyor olması gerekiyor aslında diye düşünenler var daha az da olsa. Sorumluluk sadece taziye mesajı yayımlamak değil elbette.
Taşeronluk, alt işverenlik, yeni işveren modeli. Devlet çekilmiş oluyor aradan değil, babalıkdan. Aradan beş yıl geçti, bu sonuçtan ders çıkarılarak, maden ocakları işletmeleri konusunda bir politika değişikliği oldu mu diye sorarsanız, verilecek yanıt hep aynı sanıyorum. Eskisi gibi aynen devam.
Toplu mezarlıkların acısı, toplu konut dağıtımları ile giderilebilir mi? Gidenler geri getirilebilir mi? Sorular zinciri bitmediği gibi daha uzayıp gidiyor.
Bu acıların yaşatılmaması, unutulmaması için, ders alınması gerekiyor. Bunlar düşünülürken, gelişen son durum ise, sorumlu tutulan işveren konumunda bir vekilin, içeriden çıkarılıp serbest bırakılması. Yani suç bitti, dava kapandı mı artık. Hukuk buraya kadar gelebildi. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun. Evet, bu kömür karası değil.
Devletin bugüne değin, bir “Soma” belgeliği oluşturduğunu söyleyemiyoruz. Peki, işçilerin üyesi olduğu ve de o işkolunda kurulu sendikalar bu konu da, devletin yapmadığını yapamadığını, bu eksikliği gidermek için ne yaptılar acaba. Bu soruya verilecek yanıt bile başlı başına bir belgelik.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yeni adı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Bu konuda ne yaptı. Raporların yargıya ve taraflara iletilmesi dışında. Yeni Bakan’ın bu konuda bir açıklaması oldu mu bu güne değin. Ne düşünüyor acaba.
Ülkemiz üniversitelerinin bir çoğunda maden fakülteleri var. Yeni mühendisler yetiştirilirken, bu acı deneyimin bulguları değerlendirilip, bir daha yaşanmaması için nasıl yeni bir eğitim yaşatılması, önerilmesi var mı, bilemiyoruz.
Maden Mühendisleri Odası bu konuda neler yaptı, neler yapmayı planlıyor. Sorular bitmiyor.
Hukuk ne durumda. Baro. Barolar Birliği. Bu olayı ve sürecini nasıl değerlendiriyor. Günümüzden geleceğe nasıl ışık tutuyor. Bu bir örnek, bir daha yaşatılmaması için, vicdanları hiç değilce az da olsa rahatlatmak için. Belgeler, davaların görüldüğü mahkemelerin tozlu evrak bölümlerinde, bir günde yok olmayı mı bekleyecekler.
Çalışma yaşamımızı değerlendiren belgeleyen, çevrede ki halkayı daha genişletelim. Ülkemizde ki üniversielerin ilgili bölümlerinde, bu konuda nasıl bir çalışma, eğitim, bilgilendirme, tez çalışmaları yapılıyor. Sıralayabiliyormuyuz.
Bu sorular demetini daha genişletip, yeni eklemelerle de uzatabiliriz. Sorumluluk duyanlar, bu zincir içinde hatırlatılmadan, yerinde görevlerine başlamış olması gerekir.
O yüzden suçlu ararken, yargıda ki bir kaç kişi ile avunmayı mı tercih edeceğiz. Asıl yanıtlanması gereken soruyu gözden kaçırmıyalım.
Ve açık yüreklilikle itiraf edelim önce. Hepimiz suçluyuz. 301 cana karşı görevlerimizi tam olarak yapamadığımız için. Gün geldiginde yine, ya da çevrede bayramlarda hayır duaları okuyarak, mevlüt okutarak, gönlümüzü rahatlatabiliyormuyuz, bu soruya yanıtı da ihmal etmemez gerekiyor.
Bir kaç gündür bazı gazetelerde bu konuda haberler, hatırlatmalar yer aldı. Acıların dinmediği belirtildi. Yargıda yaşanan sıkıntılar dile getirildi. Bu haberler de bir kaç gün sonra sona erecek.
Görev bitti mi?
Bu kara, kömür karası değil.
__________________
Ankara. 14 Mayıs 2019. Salı. İsmail Bayer.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.