Konu karmaşıktır…

Güneydoğu’da yaşananlar fevkalâde karmaşık ve, şimdiye dek yapılmış olan çok fâhiş hatalar üzerinden yükseltilmeye çalışılan çokuluslu bir siyaset ürünü gibi geliyor bana.

Terör olgusu siyasal amacın silahla gerçekleştirme yöntemi olarak algılandığında, terörle mücadeleyi arkasındaki siyasî amaçla mücadele olarak algılamanın gerekli olduğu anlaşılır. Böyle yaklaşım çerçevesinde, mekanik olarak terörle mücadelenin askerî boyutunu konumuz dışı tutarak, terörün arkasına gizlenmiş olan siyasal boyutu ele almak istiyorum.

Terörizmi araçsal olarak kullanan siyasal boyutun iki açılım olduğunu düşünüyorum. Birincisi, söz konusu siyasal mücadelenin arkasındaki güç toplumdan yukarıya yöneticilere doğru gelişen bir enerjinin mi, yoksa yukarıdan tabana dayatılmaya çalışılan politikanın mı sonucu olduğunun saptanması meselesidir.

İkincisi ise, her durumda farklı olmakla beraber, dış güçlerin söz konusu oluşum üzerindeki emelinin ne olduğu ve oluşumu ne kadar desteklediğinin irdelenmesi gereğidir.

Bu iki açılım, sorunun aşağıdan yukarı yönde olduğunun saptanması halinde birbiri ile örtüşür, aksi halde ise ayrışır. Açılımların kısmî örtüşmeleri halinde ise, örtüşmenin güçlü veya cılız olmasına bağlı olarak, sırasıyla, birinci ya da ikinci sonuca yakın çözümlemeye gidilir.  O nedenle, sorunun teşhisi ve çözümü açılarından iki açılımın da çok dikkatli irdelenmesi kaçınılmazdır.

Modelimizi şöyle bir varsayım üzerinden kurmaya çalışalım. Terör örgütü ABD yapısı ağır silahlar kullanıyor, Irak’ın en sakin ve özerk bölgesi olan kuzeyinde konuşlanıp, o topraklardan saldırıya geçebiliyorsa, böyle bir olayın yöre halkının inisiyatifi ile ortaya çıkmış olduğu tezi tümüyle geçerli olamaz. Terör örgütünün çeşitli şekillerde, özellikle de insan gücü olarak, yöre halkından destek alıyor olması önemli olmakla beraber, bu durum hareketin tabandan yükseldiğini kanıtlamaya yetmez. Terör örgütünün uzun yıllar boyunca çok ciddî strateji değişikliği sergilemesi de arkadaki siyaseti açıklamada önemli bir öğedir.

Uluslararası ilişkiler bağlamında soruna yaklaştığımızda, ABD yapısı ağır silahların kullanılıyor olmasını, Irak’ı işgal etmiş olan ABD’nin  açıklayamıyor (ya da açıklamıyor!) olması hiçbir koşulda olası görülemez. Buna koşut olarak da, ABD’nin himayesinden yararlanarak siyasal emellerini gerçekleştirme yolunda kararlı gözüken Kuzey Irak yönetiminin de, kendi topraklarında kümelenmiş grupların ABD ağır silahlarına sahip olmasına ve bu silahları  ABD’nin “stratejik ortağı” bir komşu ülkeye yönelik saldırılarda kullanmasına göz yumarken, ABD ile arasındaki ilişkiye zarar vereceğini (eğer verecekse!) düşünmemesi de olası değildir. Eğer bu savlar geçerli ise, bu durumdan ABD ve Irak yönetimi kesinlikle birbirinden haberdardır ve birlikte hareket etmektedir. Diğer bir deyişle, yöre halkı üzerinde oluşturulan baskı ABD ve Kuzey Irak yönetiminin siyasal amacına hizmet etmektedir.

O zaman ABD’nin ve ABD destekli Kuzey Irak yönetiminin amacı nedir? Söz konusu birlikteliğin güttüğü amacın Güneydoğu halkın siyasal amacı ile örtüşme derecesi ne kadardır? Bu sorulara verilecek yanıt, bence, sorunun çözümünde, eğer olası ise, izlenebilecek yolu ve sonuca ulaşma olasılığını belirlemede tek ve önemli faktördür. Terör örgütünün yüklendiği amacın halk tabanı ile uyuşma derecesi, terörle mücadelede önemli olmakla beraber, sorunun çözümünde birinci derecede etkili olamaz. Bir defa, siyasal ve ekonomik olarak şimdiye kadar Güneydoğu halkı üzerinde uygulanmış olan haksız ve yanlış politikaların düzeltilmesi, hatta demokratikleşme yolunda çok mesafe alınmış ve, farazî olarak, sorun tamamıyla çözülmüş olsa dahî, terörist eylemlerde örgütün halk tabanı ile ilişkisi zayıflatılıyor, hatta tümüyle kesilmiş olabilir, ama uluslararası emperyalist emeller ortadan kaldırılmış olmaz.

Ancak bu durum, yörede halka yönelik alınması gereken sosyo-ekonomik demokratikleşme önlemlerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bu anlatımla, yöre halkının ekonomik ve sosyal koşullarının iyileştirilmesi ve demokratik haklarının koşulsuz tesliminin terörle mücadelede çok önemli bir adımdır. Hükümetin atması gereken bu adım, salt terörün önlenmesine katkısı açısından değil, fakat insan haklarına saygılı bir yönetime yakışırcasına, bu topraklar üzerinde kaderde ve kıvançta eşit, kardeşçe yaşayan, üreten ve paylaşan bir toplum oluşturmak açısında tartışılmaz gerçekliktir!

Ancak; bu çözümleme de kendi içinde ikili açılım ve bu açılımların birleştiği tek ekonomik çözüm yöntemini karşımıza çıkarmaktadır. İlk açılım yöre halkının sosyo-ekonomik konumunun iyileştirilmesi ülkenin batısından doğu ve güneydoğusuna kaynak aktarımını gündeme getirir.

Bu durum, siyasal yapı üzerinde batının ekonomik ve siyasal gücü karşında iktidar partisini olağanüstü zor durumda bırakır. Doğu ve güneydoğu bölgelerinin geri bıraktırılmışlığının altında salt politik neden yoktur. Bu oluşumda politik neden yanında, hatta ondan da daha etkili olarak ve politik nedeni besleyen ekonomik nedenler ve güç ilişkisi yatmaktadır.

Ekonomik güç ilişkisinin işleyişi sonucunda bugün sadece Güneydoğu Anadolu bölgesi değil, tüm ülke, hatta bizzat sürdürülmüş  politikalarda kısa dönemli çıkarı olan güçlü çevreler de zarar görmektedir. İkinci açılım ise, ABD’nin Büyük Ortadoğu Politikası ile ilgili bölgesel plânlaması ve böyle bir plânın gölgesinde siyasal amacını gerçekleştirmeye çalışan Kuzey Irak yönetimi ile ilgilidir.

Her iki açılımın da kesiştiği ortam ekonomik sistemdir. Ülke içinde bölgelerarası kaynak aktarımının gerçekleştirilmesi ve Güneydoğu ve Doğu bölgelerinin kalkındırılma çabalarının etkin şekilde sürdürülmesi yanında, uluslararası emperyalistlerin emellerinin ortadan kaldırılması ülkesel ve çevresel ekonomi politikalarında etkili değişimlerin oluşumunu gerektirir ve, maalesef, sorunun etkili çözümü böyle bir kadere bağlıdır, bence.

Kesin ifade ile şunu söyleyebilirim ki, kapitalizmin ve uluslararası emperyalizmin devamı koşulunda, her iki tarafta da büyük kayıpları pahasına belki mekanistik olarak terörle kısa süreli mücadele olası olabilir, ama terörizmle mücadele gözüktüğü kadar kolay değildir, belki de olanaksızdır!

Bu görüşler geçerli ise, bir yandan parlamento tablosuna, diğer yandan entellektüellerin tartışmalarına baktığımda, doğrusu biraz ümitsizliğe kapılıyorum. Reel siyaseti bir tarafa bırakalım, entelektüellerin(!) tartışmalarında, özellikle de küreselleşme yandaşlarının yeni emperyalist modellerden söz etmeden, meseleyi salt kültürel haklar boyutunda görmeye çalışması, bence uzun dönemde kapitalizme hizmet olduğu derecede, yöre halkının da kaderini karartan bir aymazlıktır, ya da kurnazlıktır!

Bu yazıyı derlediğim esnada yeni bir PKK saldırısı ile 14 ölü verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Yaklaşık bir aydan bile kısa süre içinde bu denli yoğun bir saldırının yinelenmesinin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Bu analiz çok değişkenli zor bir analizi gerekli kılmaktadır. Şöyle bir soru sorarak yazıyı sonlandırmak istiyorum: Acaba amaç, Türkiye’yi bu denli sıkıştırarak, PKK’yı imha etmek amacı ile Irak bataklığına girmesi ve çok sayıda ölü vermesine karşın yeni anayasa düzenlemesi esnasında Türkiye’de Güneydoğu Bölgesi’ne otonomi verilmesi seçenekleri ile karşı karşıya getirmek  midir? 

______________

* İÜ’de öğretim üyesi. Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 5 =