İNGİLTERE… Korku imparatorluğu

Yılbaşında İzmir’deydim. Geri dönüş hazırlıkları sırasında yeni yılın ilk ‘bomba’ haberi New York Times’dan geldi: ‘Türkler kitleler halinde kaçıyor’. Haberin kaynağı kısmen Güney Afrika’da yayınlanmış bir servet raporu ve benimle yapılmış bir ropörtajdı.

Tatile gitmeden hemen önce New York Times’ın İstanbul muhabiri Carlotta Gal aradı ve Türkiye’den göç üzerine uzunca bir telefon görüşmesinde son yıllarda yaptığımız araştırmalara dayanarak kendisine ülkeden kaçış durumunun vehametini anlattım. Sadece eğitimlilerin değil, yatırımcı ve girişimcilerin de ülkeden kaçmaya çalıştığını söyledim. Ülkenin geçmişte de benzer yoğunlukta kaçışlara şahit olduğunu ancak bunun biraz farklı olduğunu ifade ettim.

Türkiye daha önce Kürtlük, Alevilik, Solculuk, Devrimcilik eksenlerinde milyonlarca vatandaşının yurtdışına kaçmasına neden olmuştu. Bir milyonun üzerinde Türk vatandaşı 1980’den bu yana Avrupa ülkelerinde mülteci olmuştu ve iltica başvuruları son üç yılda katlanarak arttı. Bu kez kaçanların kapsamı genişledi: Kürtler, Aleviler, solcular, devrimcilerin yanına, laikler, liberaller, cemaatçileri içine alan çok daha geniş bir kitle eklendi.

Burada bir parantez açalım. Türkiye’de hem televizyon, hem gazete ve internet haber portallarında bir anda gündem olan bu uzunca ropörtaj maalesef BBC Türkçe’nin vasat bir tercüme ile kuşa çevirdiği özet haber olarak yer aldı. Herhalde milletin uzun haber veya ropörtajları okumayacağını düşünmüşlerdir. İlginç olan BBC Türkçe’den olduğu gibi alıp yayınlayan Türk medyası haberin orjinalini okumaya üşenmiş. Mesele de biraz bu yüzden daha bir sansasyonel ve magazinvari olmuş.

Beyin göçü veya sermaye göçü özel bir durumu ifade etmiyor. Aksine beyin veya sermaye göçmenleri göç edenler arasında çok küçük bir kesimi oluşturuyor. Bu nedenle de basının daha çok ilgisini çekiyor. Ancak meselenin özü insanların kendini güvende hissetmedikleri için göç etmeyi düşündükleri gerçeği. Bu parası olan için de olmayan için de böyle. ‘Parası olanın’ tek farkı göç edebilmesinin daha kolay ve mümkün olması.

Bugün Türkiye’de nüfusun çok geniş bir kesimi kendisini siyasetin dışına itilmiş ve tehdit altında hissediyor. Bunun içinde sağcısı, solcusu, kadını, erkeği, okumuşu, cahili hepsi var. Tehdit sosyal ve kültürel. Daha da önemlisi gündelik ve sıradanlaşmış. İnsanlardan duyduğum, gazetelerden, televizyonlardan gördüğüm korku imparatorluğunun giderek derinleştiği. İnsanlar sosyal medyadan korkuyor. Televizyonlarda gazeteciler, profesörler, uzmanlar Binali Yıldırım’dan bahsederken ‘Cumhurbaşkanından farklı’ demekten bile korkuyorlar. Sıradan insanlar internette gördükleri habere tıklamaktan korkuyorlar.

New York Times’a ifade ettiğim gibi risk, bu durumun ülkeyi 30-40 yıl geriye götürdüğü. Üç beş akademisyene 25 bin lira maaş vermekle bunu çözmeniz mümkün değil. Zaten bu miktar, Amerika’da veya İngiltere’deki bir profesörün maaşının yarısına denk düşer.

Bu gerilemeyi durdurmanın tek yolu, demokratikleşme, bilgiyi ve bilgi üretenleri koruma ve rahat bırakma. Ağzını açanı hapse tıkarak gidebileceğiniz medeniyet seviyesinin örneklerini anca Güney Sudan’da falan bulabilirsiniz. Üniversite’de bir asistanın kopyacı bir arsız tarafından öldürülmesi veya bir komedi ustasının ilerleyen yaşında karakola çekilmesi buz dağının ucu ancak işin ciddiyetini gösteriyor.

Bu özgürlük ortamının yaratılması sadece şu veya bu partinin değil herkesin sorunu olmalı. Türkiye’nin ihtiyacı olan ahlaklı ve iyi insanlar ancak böyle bir ortamda yetişir. Yoksa Türkiye’nin giderek çoraklaşan bilgi ve teknoloji coğrafyası çölleşip yokolacak. Bu ekonomiyi de toplumu da etkileyecek. Sonuçta Türkiye’nin Arabistan gibi zahmetsiz para kaynakları yok; yaratarak ve üreterek ayakta kalmak zorunda.

İyi haftalar ve bol şanslar.

1 Yorum

  1. Tesbitler,sistem içersinde yaşanan ve yaşadığımız gerçekler,yüreğinize ve kaleminize sağlık..Ancak,haddim olmadan 30,40 yıl geriye götürür cümlenizden yola çıkarak,siz avrupayı hiç kuşkusuz ki,yakinen tanıyan ve bilensiniz,ben kendimi bildim bileli,ülke çapında bilim,teknoloji sanayi ve de,sosyal alanda zaten geri de,değilmiyiz,en az 30 yıl sabitti.Ne yazık ki,bu açıkların kapatılarak ,kıyas seviyesine en az kalmasını beklerken, bundan sonrası sabit olan 30 yılı katlayarak daha da,geriye götüreceği muhakkak..Daha da geriye götüreceği hususunda hem tedirgin hem de,üzgünüz..Diliyoruz ki,sonuç ülkemiz ve millet olarak biz vatandaşlar adına her şey güzel olsun..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here