Koyuncu’yu ve Çernobil’i unutmamak…

Yıl 1986. Nisan ayının 25’i. Eski Sovyetler Birliği’nin Ukrayna ve Beyaz Rusya sınırına yakın yerlerinde kurulan Çernobil nükleer santrali, öğle yemeğine çıkan bir mühendisin, yeni bir deneme yapmak üzere reaktörün gücünü minimuma indirmesi üzerine gece yarısına doğru yaşanan müthiş patlamalara sahne oldu.


İlk patlamada 31 kişinin öldüğü söylendi. Yayılan radyoaktif bulutun ulaştığı yerlerde yaşanan ölümlerin sayısı ise hiçbir zaman bilinemedi. Açığa çıkan radyasyon, Hiroşima ve Nagazagi’ye atılan atom bombalarından yüzlerce kat fazlaydı. Üstelik rüzgarın radyoaktif bulutları İsveç’e kadar taşıdığı söyleniyordu.


Yetkililer suskun ve çaresizdi. Önce olayı gizlemeyi düşündüler. Bir yandan da bölgeyi hızla boşaltıyorlardı. Bir ay içinde 30 km’lik alan içinde yaşayan binlerce kişi yeni yerlere gönderildi, ancak çoğu radyasyona maruz kalmıştı. Bölgede yaşayanlar üzerinde yapılan ölçümler, ölümcül kabul edilen dozun çok çok üstünde radyasyon aldıklarını gösteriyordu.


Patlamayla çıkan yangında görev alan itfaiyeciler ve gönüllü olarak çalışan halk iki hafta içinde korkunç acılar çekerek öldü. Birkaç gün içinde vücutlarında oluşan küçük yaralar hızla büyüdü ve radyasyon yanıkları denen bu yaralar tüm vücutlarını kapladı. Ölenler çinko kaplı tabutların içine konarak beton mezarlara gömüldüler.


Çernobil’den yayılan radyasyon aradan 19 yıl geçmesine karşın kendini hiç unutturmadı. Faciadan birkaç yıl sonra radyasyonun yayıldığı bölgelerde kanser hastalığının eskiye oranla artış gösterdiği gerçeğiyle yüzleştik. Sakat çocuk doğumlarında artış ve insan yaşamının gözle görülür şekilde kısalması radyasyonun sadece bir yüzüydü.


Patlamanın olduğu yıl Kazım Koyuncu Hopa’da yaşayan 14 yaşında bir çocuktu. Karadeniz’deki herkes gibi o da yıllarca radyasyonun etkilediği koşullar altında yaşamış, radyasyon solumuştu.


Gerçi devlet büyüklerinin, hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu gibi bilimsel çalışmalar yapan kurumların yetkililerinin açıklamalarına göre, Türkiye Çernobil’den yayılan radyasyondan etkilenmemişti. Karadeniz bölgesinde son yıllarda artış gösteren sakat çocuk doğumları ve kanserin sorumlusu radyasyon değildi.


Kazım Koyuncu Karadeniz’de artan kanser hastalığına, sanatçı duyarlılığı taşıdığı için ilgisiz kalamamıştı. Yine kendisi gibi Karadenizli bir başka sanatçı Volkan Konak da bu mücadeleyi verenlerden biriydi. Volkan Konak son iki yılda, babası dahil ailesinden yedi kişinin kanserden öldüğünü söylerken, devletin tazminat ödemekten ve hastaların tedavisini üstlenmekten çekindiği için gerçekleri gizlediğinin altını çizmekten uzak kalamıyordu.


Koyuncu ve Konak gibi Karadenizli sanatçıların yanı sıra Trabzon Dernekler Birliği de bu konuyla ilgili bir kampanya başlatmış ve suç duyurusunda bulunmuştu.


Karadeniz’de kansere yakalananların sayısının artmaya devam ettiğini, hastaların tedavi olamadığını, Ermenistan’daki santralin tehlike yarattığını belirterek, bölgede düzenli olarak sağlık taraması yapılmasını ve hastaların devlet tarafından tedavi edilmesi gerektiğini söylüyorlardı.


Bir süredir kanserle mücadele eden Kazım Koyuncu da vefatından kısa bir süre önce, tedavi gördüğü hastanenin düzenlediği “Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları” panelinde konu hakkında konuşmuş ve “Kanserden çok korkardım, kanser de oldum. Şimdi korkmuyorum. Kanseri kanser olmayan anlayamaz. Ölüm küçük bir şey, ama hastalık sizin özgürlüğünüzü sınırlıyor” demişti.


Dün ve bugün birçok gazetede, internet sitesinde radyo ve televizyonlarda Kazım Koyuncu ile ilgili bilgiler yayınlandı. Geleneksel ezgilerle rock müzik yapan Kazım Koyuncu’nun üniversite için geldiği İstanbul’da kendini tamamen müziğe adadığını, 1992’de profesyonel müzik yaşamına geçerek Türkiye’nin ilk laz-rock grubu olan Zoğaşi Berepe’yi (Denizin Çocukları) kurduğunu, Zoğaşi Berepe’yle “Va Mişkunan” (Bilmiyoruz) ve “İgsaz” (Gidiyor) adlı albümleri çıkardığını, grubun dağılmasının ardından “Viva” ve “Hayde” adlı iki solo albüm yaptığını birçok yerde okumuş ya da dinlemiş olabilirsiniz.


Yaklaşık altı aydır kanserle mücadele eden Kazım Koyuncu eğer vefat etmeseydi, bu akşam Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda, öncülüğünü yaptığı “Hey gidi Karadeniz” konserlerinin üçüncüsüne katılacaktı. Gece, Kazım Koyuncu’nun vefatı dolayısıyla zamanı daha sonra belirtilmek üzere ileri bir tarihe ertelendi. Bu yıl ki geceye Volkan Konak, Kazım Koyuncu, Bayar Şahin ve Sunay Akın katılacak ve Karadeniz müziğine emek veren ustalara plaket verilecekti.


İlk olarak 2003 yılında, İstanbul Harbiye Açık Havada gerçekleştirilen ve geleneksel olarak her yıl yapılmasına karar verilen ”Hey gidi Karadeniz ”gecesi Kazım Koyuncu’nun sanatçı dostları, hayranları ve yakınları tarafından anılacağı bir geceye dönüşecek elbette. Gönlüm bu özel ve anlamlı gecenin Çernobil’in hatırlandığı ve hatırlatıldığı bir gece olmasını ve gecenin gelirinin bölgede sağlık taraması yapılması için kullanılmasını istiyor nedense…


 


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.