Küresel duyarsızlıklar…

Güneş batıdan batmaya devam ettikçe, solgunluğu duyarsızlığın, ışıksızlık gibi  sirayet etmekte doğuya doğru…


Ama her sabah yılmadan, doğuya bahşedilen taze ışıklar, ulaşıncaya kadar batıya, yorulurlar yol boyu boşa harcanmışlıklarla…


Bilinçli duyarlılıklar bir parça vardır batılı toplumları ayakta durmaya direndiren… Bayatlamışlıklarına rağmen hüzmelerin…


Sığ duygusallıklar oysa, doğulu ülkelerde, sırf içleri boş olduğu için, hayata fayda olarak yansımadan söner giderler…


Medeniyetler çatışması sadece bir din ekseninde oluşmuyor…  Cahil duygusalın , bilinçli duyarsızla tokuşmasıdır hezeyan… Ve bu kaygan zemindir birleştirici dinleri yanlış yorumlatan, birbirine düşman eden…


Geçirilmemiş evrimlerin, genetik kodlarına işlenmemişlikleri ile, tavana çarpmışlıklardan çıkarılan dersler, iki farklı yörüngede seyrettirdiği için gezegeni, farklı duyarsızlıkların birbirini kestiği yerlerde biçiliyor geleceği dünyanın, evrendeki ahenge inat…


Batılı mekaniktir, insan olmanın değerlerini taşımaz gibidir ilk bakışta… Ama kuş gribi virüsü bulaşmış kedisini sokağa atmak yerine tedavi ettirir.


Ama gider gezegenin en ücra köşesinde , taa kuzey kutbunda , buzların altında özgür ve soyut şekilde mutlu yaşamlarını sürdüren zararsız fok balıklarını, kafalarına kafalarına demirle vura vura öldürür… Canlı canlı derilerini yüzer, beyaz buzları kan gölüne çevirir… Bu alçaklık batılının ihtirasıdır , en vahşi yaratık olan insanı temsilen…


Kenya’da 3.5 milyon insanın açlıktan ölmemesi için 225 milyon dolara ihtiyaç varken, bir günde bunun dört mislini ihtiras savaşlarına harcayabilen batılı zengin ülkeler insanlığın yüzkarasıdır… Bir füze kaç ekmek eder düşünmez bile… Ama ne yazık ki muktedir olanlar da onlardır… Diğer tarafta, Londra’daki  Çin Konsolosluğunun karşısında , soyları kırılmış Tibetliler nöbet tutarlar ve Çin’e negatif tesirler gönderirler ümitle…


Doğulu duygusaldır, biz öyle biliriz, duygusallık bile cehalete dominant olmaz ve duyarlı kılmaya yetmez  duyguları ve sevgi bile mağlup olur cehaletin korkusuna veya kuş gribi kaparsa ihtimali bile sokağa atılmasına yeter kedinin, cehaletin baskın olduğu sığ Doğu kıyılarında…


Kendi rönesansını ve reformunu yaşamamış doğu, dogmatik cehaletlerin girdabında çırpınırken daha çoook dümen suyuna girmeyi hakeder medeni vahşi batının…


Oysa ne  Batı sığdır, ne Doğu derin… İnsanlıktır insanlığı, insaniyeti yitiren…


İşte bu paradokstur medeniyetleri çatıştıran, bu kutuplaşmasıdır  duyarsız duygusallıklarla, duygusuz duyarlılıkların…


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.