Küresel ve Dinsel Fanatizm

PAYLAŞ

kendi dar zümre çıkarlarını olabildiğince artırma ve siyasal, ekonomik, kültürel hegemonyalarını pekiştirme çabası, insan eli deymiş kutsal kitaplarının öngördüğü dünyayı kurma ve yaşatma uğraşı.


Bugünün egemen güçleri için bu iki olgu, iç içe geçmiş ve birbirlerinin ayrılmaz unsurları haline gelmişlerdir.


Huntington’un ortaya atmasının hemen ardından, dünyayı yeniden şekillendirmeye başlayan  “Medeniyetler Çatışması Tezi” de bu yaklaşımın bir ürünüdür.


Bu tez, akıl almaz derecede fanatik olmanın ötesinde, hastalıklı bir zihin yapısının yansımasıdır. Ancak, kabul etmemiz gerekir ki, dindar bir bakış açısı ile yazılmıştır.
Bu tezin taşıdığı temel amaçlar:


Eski ve Yeni Ahit’in temel kabulleri çerçevesinde, önce, “müminler” (Eski ve Yeni Ahitçiler) arasında birliği pekiştirmek, onları, “kafirler”den (Müslümanlar ve diğerleri) ayırmak, aralarındaki ayrımın belirginleştiği bu iki tarafı birbirleri ile çatıştırmak, ayrıca, “kafirleri”, kendi içinde zayıflatmak için, onları çeşitli şekillerde birbirine kırdırmak,
en sonunda da, “müminlerin”, “kafirlere” karşı zaferini ve egemenliğini ilan etmek, buna ek olarak da, tüm dünyayı, “müminlerin” inançları ve çıkarları      çerçevesinde küreselleştirip hegemonyayı pekiştirmek ve kalıcılaştırmak.


Bir başka açıdan bakarsak, meseleyi, Eski Ahitçilerin, bir süredir savaşmakta oldukları “kafirlere” karşı, Yeni Ahitçileri de kışkırtarak, cepheyi genişletme ve kendilerini rahatlatma çabası olarak görmek de mümkündür.


Bugünkü tablo tedirgin edicidir


Korkutucu olan, ellerinde dünyanın büyük gücünü bulunduranların, o gücün gerektirdiği akıl, sağduyu ve öngörüye sahip olmamalarıdır.


Bugünün dünyası, işte bu durumun yarattığı dehşeti yaşamaktadır.


Dünya, kendi dinsel inancının fanatizmi içerisinde kıvranan ve yeryüzünü bu inançlar çerçevesinde şekillendirmek isteyen devlet başkanlarının tehdidi altındadır.


Daha endişe verici olan, bu olgunun, özellikle dünyanın egemen güçleri için geçerli olması ve bu güçlerin sahip oldukları nükleer silahların, insanlık için yarattığı korkunç tehlikelerdir.


“Medeniyetler Çatışması”, dünyayı yalnızca kendileri için yaratılmış bir mekan olarak gören, yalnızca kendilerini insan olarak kabul eden, başkalarına karşı saygı ve sevgi beslemeyen fanatiklerin yürürlüğe koyduğu bir senaryodur.


Bugün için, öncelikli hedef, tüm dünya Müslümanları olsa da, yarın, tüm insanlık, bu senaryo ile karşı karşıya gelecektir. Örneğin, Müslümanları “yendikten” sonra, Konfüçyüs Medeniyetine, yani, Çin’e karşı savaş ilan edeceklerdir. Onun arkasından da diğer medeniyetler gelecektir. 


Çünkü, bu senaryoyu yazanların, kendilerinden olmayan herkesi, insanlık dışı varlıklar olarak gördükleri anlaşılmaktadır.


Bugüne kadar gerçekleştirdikleri eylemler, bu gerçeğin kanıtları ile doludur.  


Bugün dünya, gözü kararmışların insafına terk edilmiş bir gezegendir.


Yapılması gereken şey bellidir


O halde, yapılması gereken şey bellidir.


“Medeniyetler Çatışması”nın, önce ya da sonra, tehdit ettiği veya edeceği tüm mazlum uluslar, birbirleri ile dayanışma içerisine girmek zorundadırlar.


Egemen dünyanın vatandaşları olmalarına rağmen, söz konusu senaryoya karşı çıkabilme cesaret ve onuruna sahip kişi ve toplulukları da, bu dayanışmaya  dahil etmek gerekmektedir.


Bu toplumlarda, aynı egemen güç tarafından ezilen ve sömürülen geniş halk kitleleri bulunmaktadır. Bu kitleler de, üzerlerindeki tüm yönlendirmelere rağmen, olup bitenlere taraftar değillerdir.
Nasıl ki, ülke içindeki ulusalcı yükselişte, ortak ulusal hedef etrafında, her inançtan, düşünceden ve kesimden insanlar bir araya gelmekte ise, uluslararası arenada da, tüm mazlum uluslar ve halklar, ortak tehdide karşı, birlik oluşturmak zorundadırlar.


İran’dan Venezüella’ya, Küba’dan Malezya’ya, Hindistan’dan Kazakistan’a,  Çin’den Bolivya’ya, Rusya’dan Kuzey Kore’ye kadar, dünyanın nerede ise geri kalan kısmının tamamı, bu ortak tehlikeyi görmek ve onun gereğini yapmak zorundadır. Bu birlikteliğe, Amerika’daki gettolarında yaşayan zencilerden, Fransa’nın varoşlarında yaşayan yoksul göçmenlere kadar, egemen dünyanın mazlumlarını da katmak gerekmektedir.


Bu birlikteliğin adı, ne Avrasyacılık, ne Panislamizm, ne Panturanizm, ne Bağlantısızlar Hareketi, ne de Üçüncü Dünyacılıktır.


Bunun adı, ortak bir tehdit karşısındaki insanlığın zorunlu dayanışmasıdır. Dolayısıyla, kapsamı çok daha büyüktür.


Bunun adı, yıllardır sömürülmüş, baskı altında yaşamış ulusların, can havli ile gerçekleştirecekleri kaçınılmaz ortak karşı duruştur.


Aksi halde, gözü dönmüş küresel canavar, her birimizi teker teker, Afganistanlaştıracak, Iraklaştıracaktır.             


haldun.canci@emu.edu.tr

CEVAP VER