Küreselleşme etkisinde toplumsal çürüme

Küreselleşme etkisinde toplumsal çürüme

0
PAYLAŞ

Kapitalist üretim sürecinin emperyalist açılımı olan küreselleşme, işleyiş dinamikleri sonucunda küresel ekonomik haritayı yeniden oluşturmaktadır. Söz konusu yeni oluşumda ülkeler ve ekonomiler hem sanayi ve teknoloji yapılanmaları, hem de gelir düzeyleri itibariyle hiyerarşik bir konumlanmaya gitmektedir. Diğer bir deyişle, “Doğu-Batı” dünyası tek boyutluluğa dönüştükten sonra “Kuzey-Güney” kutuplaşması daha da netleşmekte ve kutuplar arasındaki fark derinleşmektedir. Belirli bir zaman alacak olan böylesi bir konumlanma modelinde, açıktır ki, kalkınmasını tamamlayamamış çevresel ekonomiler fevkalade olumsuz bir durumla karşı karşıya gelmiş olmaktadır. Türkiye’de de, bir dizi yeniden yapılandırma projesinin yaşama geçirilmesi adına, aslında merkez kapitalist ekonomilerin tercih ve talepleri doğrultusunda yeniden şekillendirme projesi uygulanırken, bunun ileride oluşturacağı fatura dikkate alınmamakta ve olası olumsuz gelişmeler görmezden gelinmektedir.

Oysa, bazı istisnalar dışında, bu projeler, halkımızın ve toplumun yararına olmadığı halde, toplumun ve ekonominin çökertilmesi pahasına, merkez ekonomilerin çıkarı doğrultusunda yaşama geçirilmektedir.

Değişim diye topluma dayatılan yeni düzenlemeler, Yeni Dünya Düzeni’nin kapitalizmin krizini aşmaya yönelik ekonomilere pazarladığı uygulamalar bütünüdür. Sıkışan sermaye, emeği ve kamu kesimini baskılayarak krizini aşmaya çalışmaktadır. Emeğe yönelik esnek ve güvencesiz istihdam politikaları, kamu kesimine yönelik olarak da daralma ve özelleştirme dayatmaları gündemdedir. Sermayenin emek ve kamu kesimine yönelik saldırısının uygulama yasal çerçevesini, emek istihdam koşullarının serbestleştirilmesi (deregulation), kamu hizmetlerinde yerelleşme (decentralisation), özelleştirme (privatization) ve tüm bu düzenlemeleri çerçeveleyen yeniden düzenleme (reregulation) kuralları oluşturmaktadır.

Söz konusu düzenleme girişimlerinin demokrasi ve insan hakları ile bir ilgisi olmayıp, sermayenin çıkarını temsil etmesine karşın, bunlara karşı yükselen cılız direnişe siyasal örgütün kulak tıkaması, toplumsal çürüme ve çöküşün çok net göstergeleridir. Bir yandan sistem temel toplumsal hizmetleri halka sunamaz hale gelirken, diğer yandan da toplumsal tepkilerin cılızlığı ve yanlış hedefe yönlenmesi toplumsal çöküş belirtileridir. Bu durum siyasal erkin körleştiğinin ve işlevsizleştirildiğinin değil, işlevinin değiştirildiğinin göstergesidir. Zira artık siyasal erk halkın sesini dinlemek durumunda olamaz, bundan böyle de olmayacaktır, çünkü halkın istek ve çıkarları, küreselleştirilen ortamda sermayenin çıkarlarına terstir ve sermayenin konumu ve çıkarları halkın tercihlerini ikame etmiştir. Bu nedenle, sermayeden pay almaya aday sosyal demokrasiye de artık yer yoktur.
Toplum üzerindeki sermaye baskısı, başta medya olmak üzere çeşit ideolojik aygıtlarla yoğunlaştırılırken, toplumsal çıkarları savunduğu düşünülen son kaleler de yavaş yavaş düşmektedir. Toplumsal çıkarı ve vicdanı rahatsız eden yasaların onanması veya yargı erkinin verdiği kararlar artık şaşırtıcı olmaktan çıkmaya başlamıştır. Bunun nedeni, sermayenin üretim dışına attığı çevrelerin, kapitalist üretim sürecinde ve kronik krizden geçen Türkiye özelinde kapsanmasının olanaksız olmasıdır. 

Türkiye üzerindeki baskı, bir yandan ağır borçluluk nedeniyle dış ve iç finans parazitlerinden, diğer yandan da varolan verimsiz sermaye çevrelerinden gelmektedir. Üretimden uzaklaştırılarak, finans parazitlerinin insafına terk edilen ekonominin kanaması içeriye kırılganlık ve derinleşen kriz olarak yansırken, ekonominin çağdaş sömürge konumuna getirilmesi yasalar marifetiyle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Özel ve kamu kesimde kuralsız çalışma koşulları ve taşeronlaştırma, en temel kamu hizmetlerinin yerel idarelere ve özelleştirmeye açılması, devletin küçültülerek, libertan-türü bir yaklaşımla kamusal görevlerin piyasaya devredilmesi, küreselleştirmenin en başat söylemi olan “ferdiyetçilik” ya da “bireyselleşme” safsatası altında, toplumda kamusalcı ve toplumsalcı bakış açısını yıkmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Bu durum, bir toplumsal çözülme görüntüsü sergilemektedir, ama ne hazindir ki, özde kırsal yapılı olan ve kurallardan hoşlanmayan bir toplumsal yapıda oluşan böylesi bir kaotik durum bireysel ve ulusal kurutuluş yolu olarak görülmektedir. Feodal kökenli geri toplumların olgunlaşmamış kapitalist davranış kalıbı!

Her değişim bireysel ve toplumsal düzeylerde tepki ile karşılanabilir.Peşi sıra gelen bu düzenlemeler gerçekten çok hızlı bir değişimin göstergeleridir. Bu değişime karşı çıkanları değişimden korkmakla veya toplumu durağanlığa mahkum etmekle suçlamak doğru ve haklı görülemez. Zira, toplumun zorlandığı ve uyum sağlamada sıkıntı duyduğu sözde değişim projeleri, olumlu toplumsal dönüşümün değil, sermayenin yaşadığı krizi kendi çıkarları doğrultusunda çözme politikalarının araçsal dayatmalarıdır. Tüm toplum katmanları tarafından net olarak algılanıyor olmasa da, bu değişimin, toplumsal diyalektikle gelişen olumlu bir gidiş olmadığı sezilmektedir.

Bu zorlama bir yönü ile toplumu tetikleme, uyarma ve toplumsal diyalektiği hızlandırma potansiyeli taşımaktadır. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalist güçlerin fiziksel varlığı ülkeden kovulmuştur, ama ekonomi olarak emperyalist ağın dışına çıkılamamıştır. Günümüzün sömürgeciliği küreselleştirme dayatması ile gerçekleştirilmektedir. Küresel emperyalist hareketin ekonomiye duhul kanalı ise, özel sermaye ve finans çevreleridir. Sistem krize gömülürken, emperyalist emeller yükselir ve toplumları aşağı çeker. Yasal erk ve ekonomi üzerinde toplumsal hakimiyet, ancak sistem bilinci ile yürütülecek sınıf mücadelesi sonucunda kurulabilir.

________________

* İ.Ü. Öğretim Üyesi / Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK

six − 1 =