Küreselleşme ve yükselen gericilik

Son yazımda Danıştay’a yönelik saldırının ekonomi-politik açıdan arkaplanını irdeleyeceğimi ifade etmiştim. Bu vaadime uyarak, bu yazıda, işin polisiye yönüne girmeden (zaten benim anladığım bir konu değil!), tarihsel süreçte niçin böyle bir olasılıkla karşı karşıya gelmenin âdeta toplumsal bir kader olduğunu açıklamaya çalışacağım.

AKP yönetiminin Türkiye’de siyaset sahnesinde laiklik karşıtlığının sergilendiği ikinci yönetim olduğunu düşünüyorum. Senaryonun birinci perdesi Refah Partisi döneminde uygulamaya koyulmuştur. Ancak, Refah Partisi dönemi tarihsel süreci erken aşamasında yakalamış olduğundan kısa ömürlü olmuştur. AKP ise, tarihsel sürecin daha olgunlaştığı dönemde iktidara gelmiş olduğundan, sorunu kaşıyarak sonuç almada Refah Partisi’ne göre daha şanslıdır. 

Soğuk savaş döneminde ABD ve gelişmiş Batılı merkezlerle Türkiye’deki burjuvazi arasında gizli bir ittifak vardı Her iki taraf da komünizme karşı koruma duvarlarını örme peşinde idi. Böylece yükseltilen “Yeşil Kuşak” projesi, Sovyetlerin kapitalist dünyaya karşı örmüş olduğu “Demir Perde” projesine benzer şekilde,  komünizme karşı örülmüş büyük ve etkili bir duvar işlevi görmüştür.

Yeşil Kuşak projesi sadece komünizme karşı bir cephe oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda, her ülke içinde gerici akımları da beslemiştir. Türkiye’de yürütülmüş olan imam-hatipleşme projesi, burjuvazi ile emek kesiminin arasındaki ilişkileri törpüleyerek, emek sömürüsüne rağmen, sosyal çatışma ve patlamaları önlemiştir.

Günümüzün küreselleşme koşullarında çevresel ülke halkları yoksullaştıkça bunları kendi yoksullaşan dünyalarında tutabilecek en etkili ideolojinin gericilik ve dincilik olduğu açıktır. AKP iktidarının küreselleşme politikaları bağlamında sadece devletin ekonomiden çekilmesi ya da özelleştirme uygulamalarıyla merkez kapitalizme hizmet etmemekte, aynı zamanda, giderek yoksullaşan halk kesimlerini gericilik-dincilik ekseninde tutarak da merkez güçlere sosyo-ekonomik temelde çok büyük  destek sağlamaktadır. AKP, bu tarihsel rolünü yürütürken, gericilik ve dincilik alanını kaşımaktan geri durmayacaktır. Söz konusu kaşıma işlevi sadece merkez sermaye çevrelerinden değil, aynı zamanda içte palazlanan yeni kuşak sermaye çevreleri tarafından da desteklenmektedir. AKP iktidarına sağlanan dış destek mutlak olduğu halde, içte yaşanan sermaye çatışması nedeniyle kısmîdir. Şöyle ki, yeşil sermaye ile kendilerini laik olarak niteleyen sermaye kesimleri arasındaki çatışma AKP’ya yönelik iç desteği görece zayıflatmakta ve zaman zaman büyük sermaye çevrelerinden ciddî eleştiriler yükselebilmektedir. 

Kapitalizm bataklığında yaşanan bu çatışmada AKP’nin görüntüsel ve gerçek politikası, küreselleşme dönemi merkez sermaye güçlerinin  amaç ve politikalarına fevkalâde  uygundur. Şöyle ki, gerici ve dinci söylem ve kısmen eylemlerle halk kesimleri uyutulurken, ulusal kaynaklar yerli ve yabancı sermaye kesimine akıtılmaktadır. Devletin küçültülmesi ve özelleştirmeler toplumsal birikimlerin yerli ve yabancı sermaye kesimine devrinden ve bu kesimin halkı sömürme kanallarının devlet eliyle açılmasından başka bir şey değildir. Kaynaklarından yoksul bırakılan ve yoksullaştırılan halkların siyasal taban oluşturulmasında dincilik önemli bir yere sahiptir.

Kapitalizmin güçle yazılan tarihinde adalet ve ahlâk aranmaz. Saldırgan çakallar gibi halklar üzerine çullanan kapitalistler halkları bir şekilde uyutmaya ve bu uyutma işini yüklenmeye aday köle siyasileri işbaşına getirmeye mecburdurlar.  Hal böyle iken, laikliği savunan kesimlerin, laiklik karşıtlığının ya da gericiliğin arkasında sermaye kesiminin olduğunun bilincinde olmaması ise, halkları uyutmada kapitalizmin kullandığı en etkili ideolojilerden biri olduğu gün gibi ortadadır. Dinciliğe karşı çıkarak laikliği savunan kesimlerin sermayeyi ve sermayenin manevralarını dikkate almaması cehalet değilse, halklara yönelik sahtecilik, hatta hainliktir!

Kapitalizmi halklara benimsetmek göreviyle donatılmış olan hükümetler, uyguladıkları devletin küçültülmesi ya da özelleştirme politikalarıyla kendi ekonomilerinden ve uluslarından nasıl merkezdeki güçlü ve sömürücü ekonomilere kaynak aktarırken, bu hükümetler bu yollarla yoksullaştırılan halklarını da gerici akımlarla baskı altına alarak, sömürü düzeninin sürgit devamına hizmet etmekteler. Bu nedenle kapitalizmin küreselleşme aşamasında yaygınlaştırılan dinciliğe ve benzeri uyuşturucu politikalara “gericilik” yerine, kapitalizmin sömürücü tarih sürecine denk düşecek şekilde “ilericilik” demek belki daha uygun olur. Böylece, ekonomik sömürücülükle kutsal duygu sömürücülüğü aynı kefeye koyulmuş ve aralarındaki derin ilişki açıklanmış olabilir!  

_____________

Prof. Dr.
   
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three − two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.