Kriz derinleşiyor

Ekonomik kriz söylemlerinin sıklaşarak seçime gidilen dönemde AKP’nin despotluğuna ve başkanlık hayallerine darbe vurulacağı düşünülmektedir. Bu strateji yanlış sayılmaz, da ümidi gelecek krize bağlamak yerine tüm dönemi kriz olarak işlemek hem daha anlamlı hem de daha etkili bir politika olarak görülebilir..

Bir defa, AKP’nin despotluğunun önüne geçmeyi salt sandalye sayısını azaltma olarak görmemek, parlamento içi oluşumları da dikkate almak gerekmektedir. Siyasi anlamda koalisyonunu bir tür zor işi birlikte kotarmak ya da literatürde ifade edilmiş şekliyle, “kütük yuvarlamak” olarak algılamak gerekir. Yani tarafların tek başına kotaramayacağı bir işi ya da yuvarlayamayacağı bir kütüğü, işlem bittikten sonra ayrılmak üzere, geçici süre için bir araya gelerek müşterek hedeflerine hizmet etmeleri siyasi koalisyondur. Bu düşünce kafamızda olarak, seçim sonrası olası senaryoları düşündüğümüzde, acaba iktidara umduğu güçle gelmeyen bir AKP kimlerle ittifak kurabilir? Böyle bir durumda çok büyük bir olasılıkla AKP koalisyonu, parlamentoda güçlü olmamakla beraber bu gücünün çok üzerinde amacı olan bir siyasi oluşumla yapabilir.

İşte böyle bir durumda AKP istediğini yapabileceği gibi, cumhurbaşkanının kafasına koyduğu tek zırhı olan başkanlık da gündeme gelebilir. Böyle bir ittifak karşısında tüm diğer partiler kendi aralarında ittifak oluşturamayacağı gibi, oluşuma da güçlü olarak karşı çıkıp, engelleyemezler. Kim bilir, belki de böylesi temeller atılıyor olabilir. Her ne kadar başkanlık yolunun açılmayacağı ifade ediliyor olsa da, Demirel’in veciz ifadesiyle, “dün dündür, bugün bugündür”. Görülüyor ki, meseleleri salt ekonomik krizle sınırlamamak ve sorunu çok daha derin ve etraflı düşünmek zorundayız.

Ekonomik kriz konusunda ise, gidişat tereddütlü ve temkinli olmamızı gerektirmekle beraber, tanımlamaya göre zaten kriz içinde seyrediyoruz. Kriz ile durgunluk kastediliyorsa, zaten uzun yıllardan beri kronik durgunluk içinde seyrediyoruz. 2008 krizi ertesinde ve daha önceleri de ulusal gelirde görülen inişler ve çıkışlar bu açıdan önemli göstergelerdir. Zira, bu tür dalgalanmaların ne anlama geldiği konusunda genel yargı fevkalade olumsuzdur. Bir kere, ulusal gelirdeki aykırı dalgalanmalar istikrarsızlığın işaretidir. Söz konusu istikrarsızlık ise, ekonominin ani dış şoklara karşı dayanıklı olmadığının göstergesidir. Bunun nedeni ise, yüksek faize bağlı olarak dışarıdan gelen sıcak para ve bunun desteklediği tüketime dayalı kof şişkinliklerdir. Böylesi anlık genişlemelerin yatırımlardan değil, tüketimden kaynaklanıyor olduğu da çok açıktır.

Sıcak para dünya ortalamasının üzerinde faiz kazanırken içeride borsa ve tüketimi harekete geçiriyorsa, bunların anlamı da hızlı bir gelir dağılımı bozulması ve hızla yatırımsızlığa koşan bir ekonomidir. Ve nihayet, genel görünüm olarak; birincisi uzun zaman boyunca yalpalayan ulusal gelirin yıllık artış ortalamasının % 3,5 dolayında olması, ikincisi ise yıllık ortalama tasarruf oranının ise % 13’lerde seyretmesidir. Bu işaretler zaten devamlı kriz sebebi ve göstergeleridir. Oysa, hiç değilse orta gelir tuzağını kırabilmek için yıllık % 5 ve üzeri gelir artış hızıına, % 20’ler ve üzeri tasarruf oranına gereksinim vardır.

Akıl almaz bir aymazlıkla, paralar inşaata gömüldükçe, İspanya benzeri bir açmazla karşı karşıya kalmak da kader olsa gerek. En iyi ihtimalle, Ortadoğu zenginlerine bir seferlik satış anlamında “ihraç edilebilir” mal gibi görülebilecek inşaat, bir seferlik safahatını tamamladıktan sonra, ölü yatırım olarak bir kenarda amortismanını beklemeye mahkumdur. Atalardan kalma anıtlar ya da mabetlerin süslenmesi ise göze hoş, ama cebe boş işlemlerdir. İnsanları ibadetlerini evde de, arazide de yapabilir. Akıllı insanlar akıllı ve dürüst siyasilere temsil yetkilerini devreder. Yoksa, fabrika yatırımlarından kısıp, göz boyamak için insanların kutsal hislerini tırmalayan zihniyete oy veren insan parasının değerini bilmediği gibi, vicdanının sömürülmesine de razı oluyor demektir.

Tam bir akıl tutulması olarak bir yandan IMF politikalarının uygulanması, diğer yandan da paranın taşa toprağa gömülmesi zaten kriz habercileri değil mi idi! Şöyle ki, söz konusu politikalarla ekonomi üretimden uzaklaştırılıp, dışarıya yüklü kaynak aktarımı gerçekleştirilerek tedricen göreli olarak güçsüzleştiriyordu. Bunun nedeni, bir insanın hırsı uğruna, AKP iktidarının Batı emperyalizminin dümen suyunda sürüklenir olmasıdır.

Bugün iktisatçılarımızın ya da aydın ve sanatçı geçinenlerin işin sonunun gözüktüğü anda meydana çıkmaları hiçbir anlam ifade etmez, kendi cehalet ve hıyaneti dışlında! Salt ekonomi değil, tüm toplum tam bir ahlak çöküşü içinde derin bir krize sürüklenmiş haldedir. Umalım, önümüzdeki seçimlerde AKP despotluğu sonlandırıldığı gibi, halkımızın diğer devletler nezdinde eriyen gururu da kurtarılmış olur. Kısacası, önümüzdeki seçimler salt ekonomik odaklı tercihlerimizin değil, tüm ortaya saçılan usulsüzlük ve içeride ve dışarıda gururumuzu rencide edici davranışlarla bizleri temsil etmeyenlerle hesaplaşmamızın yansıması olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eight − five =