Kürt gerçeği ve cevaplarım…

Kürt gerçeği ve cevaplarım…

0
PAYLAŞ

Etnisiteye yönelik yazılar yazarkan çok dikkatli olunması gerektiğini bildiğimden bu sorunlara pek girmedim meslek yaşamım boyunca.
Neticede ne sosyolojik, ne de demokrafik uzmanlığım yok ve böyle sorunları fazla bilmediğim için, siyaset açısından etnik kökenli azınlıklıkların mücadelesine taraf olmamaya özen gösterdim.
Kürtler buna dahil.
Bugüne kadar yazdığımı da hatırlamıyorum.
Oysa sözlü  tartışmalarda hep taraf oldum.
Ira’ya da…
Eta’ya da…
Eta ve Ira, batılı örnekler olduğu için değil, siyaseten içerde verdikleri mücadeleleri dışardan gelen önerilerle değil, kendi gerçekleriyle yüzleşip çözmeye çalıştıkları için.
Eta ve Ira’nın benzerlikleri pek üst üste düşmese de, her üçü de etnisiteye dayanan sorunlar yumağı.
Kürt sorunu Kurtuluş Savaşı sonrasına uzanıyor, uzandığı gerçek.
Ancak burda bir başka gerçek daha var ki bunu hem siviller (siyasetciler) ve hem de de askerler dile getirmekten ısrarla kaçınıyor.
Bölge başından beri ihmal edilmiş.
Bölge gerçekleri 1924’lerden itibaren belki de özelilikle gözden kaçırılmış.
Misal: Bu bölgeye yol yapılmamış. Hem karayolu, hem demiryolu, hem havayolu.
Misal: Bu bölgeye okul yeteri kadar yapılmamış. Eğitimsiz bir kuşak bugünlere gelmiş.
Misal: Bu bölgede hastane yok, sağlık hizmetleri şimdi biraz var, başlarda hiç yok.
Misal: Bölge halkı yani Kürtler merkezi hükümette temsil edilmemiş, edilmişse de gözboyamacılık yapılmış.
Özetle: Bölge halkı ihmal edilmiş.
Burada akla “Acaba halk yoksullukla mı terbiye edilmek istenmiş.?”sorusu geliyor ki, bu hem  dinimiz, hem ahlaken ve hem de insanlık açısından ihtimalen bile olsa düşünülemez, düşünülmemeli.
İnsan hakları açısından bakıldığında ise kesinlikle yanlış yapılmış.
Şimdi gelelim birinci yazıma, yani bundan önceki görüşlerime tepki veren okuyucularıma.
Sondan başlarsak Fırat Ciya rumuzlu okuyucum, bölgedeki sorunun sistemden kaynaklandığını dile getirmiş, bu gerçeğin on yıldan on yıla itiraf edildiğini yazmış. Yani dört ihtilali hatırlatmış. Ve Susurluk dahil, Şemdinli’ye kadar uzanan büyük olayların güneydoğudaki sorunun unutturulmak için yapıldığını iddia ediyor.
Aynı okuyucum “Evin içindeki hırsız açığa çıkarılmadan da gerileceğimiz kesindir” diyor.
Yani çözümden yana umutsuz. Ben çoğu görüşlerine katılmakla birlikte ihtilallerin güneydoğu açısından kıymeti harbiyesinin olduğuna pek inanmıyorum. İhtilal sadece bir bölgeyi değil, tüm bölgeleri geri bırakıyor
Lsin rumuzlu okuyucum da “bir adım da Türkiye atsın”demiş.
Tabii ki doğru. Adımlar tek taraflı atılmamalı. Olmuyor bazen. Mehter Marşı adımları bile yeterli, ama olmuyor. Zaten ellerde silah varsa, adımlar ve durmuş demektir. Duran adımlar ne yazık ki beyinleri de durdurabiliyor.
Ali Serder’in görüşlerini anlayamadım. Ya Türkçesi çok bozuk, ya da ifade konusunda sıkıntısı var, ya da bilgisayarında klayve sorunu yaşıyor olmalı.
Ahmet Düzgün “Siz de Hürriyet yazarlarından farklı bir şey yapmamışsınız yani” diyerek beni eski çalıştığım gazete aracılığı eleştirmeye çalışmış. Olabilir.
Umarım bugün yazdıklarım onu tatmin eder.
Ahmet Düzgün Kürt sorununun çözümünde örnek olarak Ira’yı vermiş eleştirisinde. Sorunu barışcı-diyalog yöntemleriyle ve karşılıklı anlayışla çözdüklerini hatırlatmış. Ve sonra “ biz ne yapıyoruz” diye sormuş.
Yanıtım çok klasik olacak: “İngiliz milleti ve devleti sanayi devrimi ve anlayış kültürü açısından bizden en az 200 yıl önde. Biz bu kadar süre beklemeden ve dönüşümleri hızla yaparak arayı kapatmak üzereyiz.Ama daha çok uzun yolumuz var”
Aşık Veysaş misali, hem ince, hem de uzun.
Ahmet Düzgün ikinci olarak bu sorunu Israil-Filistin sorununa benzetmeye çalışmış ki, hiç ilgisi ve bağlantısı yok. İsrail’de, Kudüs’teki bir kilometrekarelik bir alan için “din savaşları” veriliyor. Ama üstü başka kılıflarla örtülüyor o ayrı.
Yani etnisite açısından bakılamaz bu olaya.
Son söz: Eleştiri yapan tüm okuyucularıma teşekkür ediyorum. Onların eleştirileriyle beslenmek son derece keyif veriyor bana.

BİR CEVAP BIRAK

17 − 5 =