“Kürtleri ne kadar tanıyoruz?”

– Kürt edebiyatına değinelim önce, nasıldır, mesela önemli eserler nelerdir?

-Türk edebiyatından farklıdır. Türk edebiyatına göre, yazılı geleneği daha dar, sözlü geleneği ise daha geniştir Kürt edebiyatının. En önemli eserlere örnek olarak 1650’lerde yaşayan Ahmedê Xanê’nin Mem u Zin’i verilebilir. Bu Kürtler’in Romeo ile Julietidir. Yine Çeğerxwin’in divanı da a çok önemli bir eserdir. Ceğerxwin 1984’te Stockholm’de öldü. Suriye’nin Amude şehrinden ve Nobel’in sosyalist dünyadaki karşılığı olan Lenin ödülünü almıştı. Yeni dönemde Mehmet Uzun’un romanları, Qadır Can’ın şiirleri var. Irak Kürdistanı’ndan Cumhurbaşkanı Talabani’nin kayın pederi İbrahim Ahmed’in Janı Gel’i var. Esas Soranı diyalektiğinde çok eser var ama maalesef onları alfabe farklı olduğu için okuyamıyoruz.

Masallar çok var, Kerr u Kuling, Mirza Miheme gibi. Tekerlemeler var, “Hoppanı hoppanı” gibi. (Ki Ziya Gökalp; “çocuktum ufacıktım” diye başlayan bir Türkçe versiyonunu yazmıştı.)

Bir de özdeyişlerimiz var. Yaşar Kemal de eserlerinde bunu Türkçeleştirerek kullandı. Mesela Demirciler Çarşısı Cinayeti’nin girişinde var. Son olarak şunu ekliyeyim. Kürt edebiyatının urban yönü zayıf, ama tabiat ve tabiat ile ilişkileri anlatma yönü çok zengindir.

– Kürt masalları ve (Newroz dışındaki) efsanelerden örnek verir misin?

– Aşk ve kahramanlık destanları var. Mesela, Siyabend u Xece. (Tarık Akan’ın başrolünde sinemaya aktarıldı)

Rüsteme Zal var, kahramanlık destanı olarak. Ama en ünlüsü hepimizin bildiği Demirci Kawa destanıdır. Newroz ve Kürtler’in sembolü olan yeşil sarı ve kırmızı renkleri de burdan geliyor. Bizim Babıali’nin jıngoistik medyası hep “bölücü renkler, PKK’nın renkleri”dediği renkler, aslında milattan önce yaşanan bu efsaneden geliyor. Burada yeşil renk, demirci Kawa’nın meşin önlüğü, kırmızı renk zalim Dehaq’in meşin önlüğündeki kanı, sarı da bunun üzerine düşen güneş ışığıdır. Bu üç rengin Kürtçesi “kesk u sor u zer”dir.

Kürdistan bayrağında da bu renkler var. Bu bayrak, tıpkı Kürt ülusal marşı ‘Ey Reqib’ gibi ortaktır. Kürt şair Dildar’ın Irak’ta cezaevinde yazdığı şiir daha sonra bestelenerek ulusal mars olarak kabul edildi. Şiir Soranı lehçemizde yazıldı ama Kurmançlar Kurmancı versiyonunu okur. Tüm Kürt televizyonlarının yayını ‘Ey Reqib’ ile başlar. Bizdeki İstiklal Marşı gibi.

– Kürt sanatçısı deyince Türkücüler akla geliyor… Kürt sanatçılardan söz eder misin lütfen?

– Az önce dediğim gibi Kürtler, güçlü bir sözlü kültür geleneğine sahip. Yazılı boyutu ise çok zayıf. Yasaklardan dolayı..

Bizim Türkücü dediklerimize gelince… Kürtçe’deki ifade farklı. Bunlara dengbêj denir. Deng ses, bêj de söyleyen anlamına gelir. Yani sesi söyleyen. Bunların günümüze dek kayıtları ulaşan efsaneleri var. Kawis Axa, Mehmed Arifê Cizrawi, Meryem Xan, Ayşe San, Garapêtê Xaco, Aramê Tigran gibi… Son iki dengbêj, Kürdistanı Ermeni idiler. İran’dan, Kamkaran grubu var. Burda Barbican Centre’de izledim Kamkaran grubunu, müthiş canlı bir müziği var. Yedi kardeşten oluşan akademisyen müzisyenler. Irak’tan violinist Dilsad Suriye’den Cıwan Haco var en ünlüler olarak.

Kürtlerin müzik hayatındaki bir başka efsane de Erivan Radyosu’dur. Günlük bir saat Kürtçe yayını ile hem Kürtlerin haber kaynağı hem de müzik şöleni idi Erivan Radyosu. Ben de çocukken, büyüklerimizle beraber, uzun antenli radyomuzdan, haberleri ve efsanevi dengbêjleri dinlerdik. Ankara rejimi bunu engellemek için aynı frekansta Diyarbakır Radyosu’nu kurdu. Yine de parazitle de olsa dinleyebiliyorduk. Ermenistan’daki Yezidi Kürtlerin eseri olan bu radyo, Kürt kültürünü özellikle de müziğini yayan ve yaşatan tek nefes borusu idi.

Sıvan Perwer gibi sonradan gelenleri de çok etkiledi bu radyonun dengbejleri.

Kürtçe’deki müziğin narratıve, yani bir hikayeyi anlatan yönü var. Aşkı, ayrılığı, anlatır, zulmü anlatır, hapishaneyi, katliamı anlatır. Cinsellik de var. Mesela “Elma memeli, bal dudaklı yarim” adli türkümüz var.

Türkçüler ise ayrıdır. Bunlar yasakların ürünü idi daha çok. Kürtçe söyleyemiyordular, ne yaptılar, bu kez aynı ritm ve müziğe Türkçe sözcükler uydurdular. ,Derken ortaya özünden apayrı, derme çatma bir taklit çıkıyor. Rejim de bu kalitesiz plagiarışm (iktibas) yani fikir hırsızlığına ses çıkarmadı hatta teşvik etti. Para da edince, bu hırsızlık, varoş lumpenlerinin elinde bir beyaz katliama dönüştü ve iğrenç örnekler ortaya çıktı.

– Onca asimilasyona direnen Kürtçe zenginliğini koruyabildi mi?

– Tam kaç kelime var bilmiyorum. Ama 25 bin kelimelik sözlükler var Kurmancı lehçesinde. Soranı daha fazla olmalı, çünkü üniversitelerde eğitim dili. Bugün İngilizce değil de, mesela Türkçe ifade edilebilen her kavram, Kürtçe de ifade edilebilir. Tabii dili iyi bilenler için diyorum bunu. Bunlar da çok az. Ama köyde kasabada büyüklerimiz tarafından konuşulan dil belki bir kaç bin kelime. Onun için, ortak dilimiz Türkçe ile birlikte anadilde eğitim çok önemli.

– Türkiye’de konuşulan Kürtçe’nin diğer Kürtçelerden farkı nedir? Türkiye Kürtçesi’nde kendi içinde farklılıklar nedir?

– Kürtçe Hint Avrupa dil grubunda. Ve bu grubun içinde de Farisi, Peştum ve Beluci dilleriyle aynı alt grupta. Mesela biri bu dilleri konuştuğunda neden sözettiğini anlarım. Belki İtalyanca ile İspanyolca gibi…

Gramer yapısı ise biraz İngilizce gibi. He/She ayrımı Kürtçe’de de var. Mesela, ev kelimesi olarak da house ile home‘un karşılığı var. Present Perfect zamanı var. İngilizce gibi bükümlü bir dildir. Yani who veya which diye ekleyip uzun uzun cümleler kurabilirsiniz. Şimdi burda bilinmeyen karışık bir nokta var.

-Nedir bu karışık nokta?

– Kürtçe veya Kurdish dili dediğimiz zaman Kürtlerin konuştuğu dilin tüm unsurlarını anlamalıyız. Yani diyalektler. Kurmancı, Soranı ve Zazaki. En fazla konuşulanı Kurmancı’dır. Türkiyedeki Kürtlerin çoğu, Suriyedeki Kürtlerin tümü ve Irak’taki Kürtlerin üçte biri Kurmancı’yı konuşur. İkinci diyalekt ise Soranı’dır. Bu da Irak ve İran Kürtlerinin konuştuğu Kürtçe diyalekttir. Bir de Zazaca veya Dımili diyalektiği var, o da bizde Dersim ,Bingöl ve civarında konuşulan diyalektir.

Kurmancı ve Zazaki’nin yazılı dili latin alfabesidir, Soranı ise Arap alfabesi. Sesler ise aynıdır hepsinde.

Türkçeden farkı, ayrıca; x, w, q ve ê sesleri var. Fakat Türkçe’deki “o” sesi ve harfi yok.

Kürt öğrencilerin kabusudur “o” harfi. Hatırlıyorum, ben de üniversitedeki kimliğimde Yüksek Okul yerine Yoksek Okul diye yazmıştım.


– Türkiye Kürtleri ve diğer ülke Kürtleri arasındaki en büyük kültürel farklar nelerdir? Bu farlılıklar dünyaya bakış açısına da yansıyor mu?

– Evet, Kurmancı ile Soranı arasındaki diyalekt farkı var. Ancak ortak kültürü paylaştıkları için sorun olmuyor.

İnsan ilişkilerinde, egemen rejimlerin izini görebiliyorsunuz. Baas rejimi altında yaşayan Irak ve Suriye Kürtleri bize göre daha girişkendirler. Etnisite yani Kürtlük damarları daha güçlüdür. En rahat davrananları İran Kürtleridir. Çünkü İran’da resmen ifade edilen Kürdistan bölgesi ve Kürdistan Üniversitesi var. Faris halkı, Kürtleri aynı kültürü, tarihi, dini paylaşan komşu halk olarak görüyor. Yani Türkiye veya Suriye’deki gibi varlığı anayasa ile inkar edilmiyor İran’da. İran Azerileri biraz daha mesafeli. Mola rejimin başındaki ayetullah Azeridir. Yönetimin ağırlığı Azerilerin elinde biliyorsun.

Diğer sorduğun noktaya gelince.. Farklı şartları dünya görüşlerine de yansıyor elbette. Ama hepsinin ortak paydası ortak coğrafi ülke, yani Kürdistandır. Biliyorum bu sözcük Türkiye’de hala eroin kadar illegal ve ürpertici bir sözcük. Ama Kürtleri Kürt yapan, vareden olgu Kürdistandır. Tıpkı İskoçun İskoçya ile var olması gibi.

Bizde de gün gelir, tıpkı ‘İngilizin rahatça İskoçya’ya gidiyorum’ demesi gibi, Bursa’daki vatandaşlarımız da ‘Kürdistan’a gidiyorum’ diyecek rahatlıkla.

– Kürt bölgelerinde eski Kürt yaşamından ipucu verecek arkeolojik kalıntılar neler?

– Antik döneme ait kalıntılar Medo-Persia dönemlerine aittir. Biliyorsun Kürtlerin eski ismi Medlerdir. Xerodot Karduki der kitabında ama ondan sonra gelen İncil’de de, Medler diye geçer. Daniel’s Gospels kısmında 11 kez Kürtlerden ve krallar kralı Darius’tan söz eder. Şimdi bu döneme ait çok kalıntı var Kürdistan’da. Sonra Zerdest tapınakları. Mesela Diyarbakır’daki Ulu Camii var. Bu, kilise ve camii olmadan önce, bir zerdest tapınağı idi. Urfa’daki Hz İbrahim Camii de öyle.

Kürtler zerdest idi ama günümüzde çok azı öyle kaldı. Bizim Ezidi veya Türkçe Yezidi dediklerimiz bunlardır. Ancak Kürtlerin tümü hala bunun izlerini yaşıyorlar. Mesela ateş hala kutsaldır. Ateşin kulu, koruyucu ilahi bir güçtür. Ateşin kulu çocukların alnına sürülür, kutulüklerden korusun diye.

Mimarı eser olarak daha yakın çağlardan ise medreseler, camiiler ile hanlar vardır. Bunların çoğu hala ayakta.

– Tarihteki en bilinen Kürt kahramanı kimdir?

– Valla Kahraman ifadesi görecelidir, biliyorsun. Mesela 12 Eylül’den sonra Diyarbakır’da bizim kahramanımız Deli Memed hoca idi. Karakolun önüne gelip bağırarak ‘Yeter ulan faşistler, gençlerimize işkence yapmayın’ filan derdi. Bizim yapamadığımızı yaptığı için de kahramanımız idi. Yani Kürtler için kim ‘zalim’ devlete karşı çıkarsa kahraman odur. Kahramanlığın ölçütü budur.

Dolayısıyle direniş liderleri kahraman olarak algılanır. Şeyh Said, Seyid Rıza, Mela Mustafa (Barzani) Saddam’ın öldürttüğü Leyla Qasım ve Mahabat Cumhuriyetri’nin lideri Qazı Muhammed. Yakın geçmişte Mahsun Korkmaz. Tarihte bir de Kurd Selahaddini Eyyubi var. Daha çok dindar Müslüman Kürtler için kahramandır.

– Kürtlerin ortak özellikleri nedir? Misafirseverlik, savaşçılık gibi…

– Misafirperverlik, Doğu ve Kafkas halklarında olduğu gibi Kürtler’de de belirgin. Afganistanda nenewati denilen, yani sana sığınan kaçağı koruma yükümlülüğü de var.

Mehvan, yani misafir konsepti ahlaki bir boyuta sahip Kürtlerde. Sonra, Kadın vurulmaz çatışmada. Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin çokça yaşanmasına rağmen aslında Kürt geleneğinde çatışmada kadına silah doğrultulmaz. Mesela ben çocukken dayımların aşireti ile köylerindeki diğer aşiret arasında bir kaç erkeğin ölümü ile çıkan çatışma, kadınların silahlı taraflar arasında meydana çıkıp yürümesiyle bitmişti. Çünkü her iki taraf da biliyordu ki o kadınlara silah sıkanların erkekliği ve onuru sorgulanır hatta toplumdan dışlanır.

Yine, Kadının beyaz tülbendini erkeğin önüne atması da ağır bir gelenektir. Hiç bir Kürt erkeği kadının tülbentini başından alıp önüne atmasını istemez. Ayıplı bir yükümlülüktür bu.

Kürtler’in bir diğer ortak özelliği de hesudi yani kıskançlık. Kendi içinde tabii. Bu da devletsiz bir ulus olmanın getirdiği organize olmayan, ben merkezci yaşam biçiminden kaynaklanıyor.

Savaşçılığına gelince… 1980’lere kadar devlete karşı bir savaşma cesareti ve düşüncesi yoktu. PKK bunu kırdı.

Mesela pek kimse bilmez, PKK’nın kurulduğu köy, Şeyh Said isyanından sonra yakılıp yerle bir edilmişti askerler tarafından. Elli kusur yıl sonra o zamanki yıkıma bir çocuk olarak tanık olan Hacı Abdurrahman’ın evinde 1978’de kuruldu PKK. Bu Kürtlerin çok güçlü bir iç dinamiğe sahip olduğunu gösteriyor. Bu dinamik zamanına göre İslami de olabilir, marksist de.

Görebildiğim kadariyle gelinen noktada Kürtler artık bir özgüvene sahipler ve istedikleri zaman savaşabileceklerini düşünüyorlar. Devlet kuramazsa bile, var olan bir devleti yıkma gücüne sahip olduklarını düşünüyorlar ve bu olgudan güç alıyorlar. Zaten anayasal çerçevede devletin kurucu ortağı ve ortak sahibi olma talebinin altında da bu özgüven yatıyor.

‘Ya kurtuluşunda yer aldığım bu devletin ortak sahibi olurum veya yıkarım’ anlayışı hakim Kürtlerde.

– Dünyadaki Kürt nüfusu ve dağılımı nedir?

– Valla net rakam yok. Anlıyacağın Herkes durduğu noktadan rakam telaffuz ediyor. Tahmini rakam 40 milyon civarında. Bunun yarısı Türkiye’de, diğeri de Irak İran, Suriye, eski Sovyet cumhuriyetleri ile diasporada.

– Sizce 4 ülkedeki Kürtlerin gözünde Arap, Fars ve Türk imajı nedir?

– Bizde, Türk pozitif Tirko negatif anlamda kullanılır.

Mesela Deniz Gezmişler, pozitif ifade ile yani ‘Türk’ devrimciler olarak anılır. Negatif anlamda ise “Tirk Solu’nun fırıldakları” ifadesini duyuyoruz. İlkesiz olan, sadece çıkarı için PKK’ye yaltaklanan, ve nemalananlar… Kürtler bu ikinci örneklerden nefret ederler. Ama öte yanda İsmail Beşikçi var. İsmail hoca’ya sonsuz bir sevgi ve saygı beşlerler. Hem hayatı pahasına Kürtler’i savunduğu için hem de öncülerini çekinmeden eleştirdiği için.

Kısacası İsmail Beşikçi hoca bir kıstaştır Kürtler için. Yani dostlarından hem sahip çıkmalarını hem de yanlışları eleştirmelerini bekler.

İran Kürtlerine gelince… Farslar ile bire bir soğukluk yaşamıyorlar. İç içe geçmişler. Irak’ta ayrıdırlar ama temkinli bir arkadaşlığı, dostluğu görebilirsiniz aralarında. Ama Irak’ta Türkmenler’den yakınanları gördüm. Özellikle bir kesimin Türkiye istihbaratı ile anti-Kürt ekseninde çalıştıklarını söylüyorlar idi. İdi diyorum çünkü Irak ve şartlar çok değişti artık. Bugün Türkmen olan Sinan Çelebi, Kürdistan Hükümetinde bakan olarak yer alıyor.

Hatta geçen yıl Londra’da yapılan Uluslararası Kürdistan Yatırım Konferansında, lobide aynı anda Dışişleri Bakanı Falah Mustafa ile Kürtçe, Sanayi Bakanı Sinan Çelebi ile Türkçe konuşmuştum. Doğrusu çok hoş bir manzara idi.

– Türkiye Kürtleri Avrupa ve ABD’yi nasıl görüyor?

– Açık söyleyeyim, Avrupa’ya ve de Amerika’ya, “kaç tane daha az sopa yeriz” mantığı ile bakıyor Kürtler. Yoksa, Anglo-Sakson medeniyeti veya teknolojisine sahip olalım diye somut bir beklenti yok. Zaten, ne getirecek ne kazandıracak, bunu öğrenme çabası da pek yok Kürtlerde. Ama biliyorlar ki Türkiye, yani devlet, Avrupa Birliği’ne girerse, artık kendisini çok rencide ederek dilini yasaklamıyacak, artık sopayı kafasına indiremiyecek.

Amerika’ya gelince… Henry Kissinger nefreti geride kaldı. Artık genelde dost olarak görülür. “Saddam’ın düşmanı Kürtler’in dostu olur” bakış açısı ve algısı egemen denilebilir.

– Sizce Türkler içiçe yaşadığı Kürtleri iyi tanıyor mu?

– Önce bir düzeltme yapayım. Kürt gibi Türk sözcüğü de etnisiteyi ifade eder. Anayasamızın 66. Maddesi “TC vatandaşı olan herkes Türk’tür” der.

Biz de bunun yanlış olduğunu söylüyor ve karşı çıkıyoruz. Çünkü 75 milyon vatandaşımızın hepsi Türk değil. Arnavut, Pomak, Boşnak, Çerkezs, Laz, Arab, Tatar halklar da var. Şimdi biz “Kürtler ve Türkler” dediğimiz zaman da, aynı ırkçı ve inkarcı yanlısı nicelik farkiyle ifade ediyoruz. Bu durumda ne oluyor, 75 milyon vatandaş eksi Kürtler, eşittir Türkler demek oluyor.

Bu söylem de yanlış. Çünkü Kürdü, Türk yapamayan nüfus cüzdanı, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Laz ve Arap vatandaşlarımızı da Türk yapmaz. Maalesef bu yanlış ifade, kollektif kangrenimiz olmuş. Bu yanlış, basiretimizi de bağlamış. Demokratlar ve devrimciler bile, mesela Kürdün dilinin özgürlüğünü savunurken, diğer etnisiteden vatandaşlarımızın dillerini gözardı ediyor. Oysa Kürtçe gibi Arnavutça, Lazca, Çerkezce de yasak, öyle değil mi? Dersim gibi Pomatya’da yasak…

-Yeni vatandaşlık tarifi…

– Evet, dünyada ve burada görüyoruz. Çok etnisiteli ülkelerde, vatandaşlığın dayanağı “hükümran coğrafya”dır, etnisitilerden biri değil. Burdaki Britanya vatandaşlığı gibi. Bizim yanlışımız bu. Bu noktadan Kürtler’e bakarsanız, onları daha iyi anlarsınız. Çünkü Kürtler, 1071’den beri birlikte yaşadığı Türk’e karşı değil, cumhuriyetten sonra, Kürtlüğün inkariyle birlikte dayatılan yapay Türklüğe karşıdır.

Türkler ile Kürtler’in birlikteliği tam olarak 1071’de Malazgirt ile de başlamadı. Evveliyatı da var. Ama Kürdleri ezen Doğu Roma İmparatorluğu’na karşı Türkler ile birlikte savaşıldı Malazgirt’de. Roma’nın yönetimi gerçekten çok acımasız idi. Öyleki bin yıl sonra bile, hala büyüklerimiz Kürtçe’de “Roma Res” deyimini kullanır. Kara Roma, yani zulmün, kötülüğün kaynağı Roma. Bunun gibi Con Tirk (Jon Türk) ifadesi de kötülüklerin kaynağı anlamında kullanılır.

Nerdeyse bin yıllık birliktelik. Bugün yaşanan çatışmanın kaynağı ortak tarihimizden gelmiyor demek ki… Şimdi, gözden kaçan önemli bir nokta var: Kürtler ile Türkler arasında, bir savaş veya çatışma tarihte olmadı. Dahası, şimdi de yok aslında… Yaşanan çatışma Kürtler ile TOT’lar yani, ‘Türk olmayan Türkler’ arasında. Ve bu çatışma çok yönlüdür. Sadece PKK ile veya Kürt örgütleriyle değil, bireyler de bu çatışmayı yaşıyor. Kürtler’i anlamak için bu noktayı gözönünde bulundurmalıyız.

– Bu TOT’lar veya ‘Türk Olmayan Türkler’ kimlerdir peki?

– Evet biraz karışık, doğru. Çünkü bu realite gizlendi hep. Şimdi, yaşadığımız Britanya ile kıyaslıyarak açıklıyayım. Burası demokrasinin beşiği bir ülke. Öyle deniliyor, değil mi? Ama sen de ben de biliyoruz ki “establishment” yani egemen kurumlar, her zaman WASP’ların tekelindedir. WASP yani Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar. Egemen kurumlar nedir: Bürokrasi, ki özellikle de diplomasi, askeriye ve istihbarat üçlüsü. Sonra, ekonomi ve medya kurumu. Türkiye’de de bu üç kurum hep TOT’ların yanı Türk Olmayan Türkler’in elinde oldu. Kimileri bunlara euphimiştik bir ifade ile ‘Beyaz Türkler’ der, ama aslında TOT, yani ‘Türk Olmayan Türkler’dir bunlar. Statüko bunlardır. Ayrıcalıklı elit bunlardır.

Mesela Ankara’da 1984’te gazeteciliğe başlayıp devletin bu egemen kurumlarına gazeteci olarak gitmeye başladığımda şok olmuştum. Devlet, ekonomi ve medya TOTların elinde idi. Bırakın Kürtleri, hatta Türkü bile fırsat eşitliğine sahip değildi.

TOT olgusunu görmek zorundayız. Bunlarları teşhir etmek zorundayız. Çünkü bir TOT evvela önce ‘self inkar’ ile kendi halkına ihanet eden kişidir ve ırkçıdır. Arnavutluğunu, Boşnaklığını, Çerkezliğini, Kürtlüğünü veya Araplığını inkar ediyor. Bunu yaparken de Anayasa’nın ırkçı 66. maddesindeki vatandaşlık konseptini de maske olarak kullanıyor ve nüfus cüzdanını gösterip ‘Ben Türküm’ diyor. Dahası, kendini inkar ettiği gibi bütün Kürtlerin ve diğer halkların da kendisini inkar etmesini istiyor. Bunu da “vatan elden gidiyor” nakaratı ile yapıyor.

Siz de ben de biliyoruz ki, etnik şahsiyetini inkar etmeyen hiç bir Arnavut, Boşniyak, Çerkez veya Kürt arkadaşımız, vatandaşımız bu ırkçılığı yapmaz. Bir örnek daha vereyim, biz Özgür Gündem gazetesini kurarken, bazı Kürtler korktu, gelmedi ama bu arkadaşlarımız hiç çekinmeden geldiler.

Türkiye’deki bütün halklarımızın kardeşçe birlikteliğini gösterdiler. Ki bu, çok çok önemlidir. Devlet engeline ve jingoist medyaya rağmen hala korunan bu kardeşçe birliktelik, bence en önemli değerimizdir. Bu değerimiz zedelenmeden sorunlarımızı çözmek durumundayız. Allah korusun, eğer bu değerimiz zedelenirse, kaybolursa, bırakın Yogoşlavya’yı, Ruanda’ya bile dönebiliriz.

Onun için kollektif çaba ile kollektif çözümü yaratmak zorundayız. Yani sadece Kürtçe değil, tüm dillerimiz özgür kalmalı, istiyen vatandaşımız anadilinde de eğitim alabilmeli. Tüm etnisitelerimiz anayasal prangadan kurtulmalı.

– Son olarak Kürtçe bir kaç kelime ile bitirelim. Örneğin “Merhaba veya seni seviyorum” nasıl denir?

– Aslında 75 milyon vatandaş olarak bir yönüyle birbirimizin cehaletiyiz. Evet sizler Kürtleri pek tanımıyorsunuz, peki ya Arnavutları, Çerkezleri, Boşnakları veya Lazları çok mu tanıyoruz? Kaçımız Kürtçe, Çerkezce, Boşnakça ve Lazca selam vermesini, hal hatır sormasını bilir?

Okurların bilmez ama, üniversitede okurken Londra’da sizinle çiçekçi dükkanı açmıştık, adını da siz “Flower Power” koymuştunuz. Sevgililer gününde, büyükçe bir afişe, yaklaşık yirmi dilde “Seni seviyorum” diye yazıp aşmıştık. Ortasına da “I love you”yu koymuştuk.

Evet bence ülkemizdeki tüm dillerimizde “seni seviyorum” diyen o afişlerden asmalıyız her tarafa. Kürtçesi, “Ji te hes dikim”. Yanına, Çerkezcesi, Arnavutcası, Lazcası, Arapçası, Gürccesi, Boşnakçası, Tatarçasını, bütün dillerimizi… Tam ortasına da ortak dilimiz olan Türkçeyi koymalıyız. Yasak dillerimizin birlikteliği, gönüllü birlikteliğimizin köprüsü olmaz mı?

– Teşekkür ederim.

– Ben teşekkür ederim. Açık Gazete Kürt ile başladı, umarım burda durmaz Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavuk verhasılı kelam tüm halklarımızdan birer tanıtıcı söyleşine devam edersiniz. Biz de zevk ile okur bilgilleniriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here