Kuşbakışı ahkamlar…

Tezatlık dolu karmik yapımız bu gezegende prototip… Vurdumduymazlığa karşın duygusallık, sistemsizliğe karşın pratik zeka geliştirme yetisi, çokbilmişliğe karşın başka hayatlara öykünme, tahammülsüzlüğe karşın hayata direnç,  insana saygısızlığa karşın tepkisizlik, hava atma merakına karşın kanaatkarlık,  kuralsızlıklara rağmen yaşama tutunma, onca gaza rağmen saklı aşağılık kompleksi, onca eğilip bükülmelere karşın başıdiklik, onca dik başlılığa rağmen arayış…


Çoğunluğu kapsayan bu özelliklerimiz genetik midir acaba? Yoksa bunlar hep bilinçaltı bir savunma ya da öteleme sendromu mudur? Kendimizden çok başkasının hayatını yaşamaların ya da çevrenin baskısına göre yaşam şekillendirmenin sonucu mudur bu çelişik kişilik zaafiyetleri? Kuralsızlık, tedavisi imkansız kronik bir zaafiyetimiz midir? Birbirimize simultane hınç kusabilecek birikimleri üreten kaynak neresidir? Kıvılcımları kolayca harlatan körük kimin elindedir? Peki güdümlülüğü kabullenmeyen yapıya rağmen bunca güdülme nasıl oluyor? Tolerans, özgün kişilik, özeleştiri ve sevgi niçin kısır?


Kültürlüsü, kültürsüzü, aydını, karanlığı, zengini yoksulu, genci yaşlısı, seçmeni, seçileni hiçbir kategorik ayrım gözetmeden, ortalama davranışlarımızla sergiliyoruz bunları… Negatiflik üretme konusunda asla dizginlenemeyen bir ortak paydaya sahip olduğumuz açık… Ama tabana çarptığımızda pozitif kırıntılar yetiyor yaşama sevinci için…


Bu kadar duygusal olduğu halde, birbirini bu kadar sevmeyen, bir kaşık suda boğmak için fırsat kollayan ama boğulana üzülebilen bir ırk var mıdır acaba? Batılı ülkelere nazaran insani değerlerini çoğunluk olarak hala daha iyi kötü koruyabilen ama insana bu kadar değer vermeyen bir çelişki hangi millette vardır?


Oysa deşarj yöntemimiz çok… Baskı altında ve cezai yaptırıma dayalı bir mekanikliğin güdümünde değiliz… Özgürlükler ülkesiyiz… Sokaklara tükürme özgürlüğü var, kırmızı ışıkta geçme özgürlüğü var, vergi kaçırma özgürlüğü var, devleti halkın cebinden çarpıp elini kolunu sallaya sallaya gezme özgürlüğü var, kamu vicdanını hergün taammüden yaralama özgürlüğü var, halkın % 25 oyu ile, meclisin % 60 ına sahip olma özgürlüğü var…


Bir tek fikir özgürlüğü hala daha pek  net değil… Muhalif gazetecilerin ve parti liderlerinin banka hesaplarını inceleyen zihniyetin amacı, açık yakalayıp karşı fikre karşı koz kullanmak niyetinin dışında başka ne olabilir? Bu kadar mı pespayeleşecekti mevki istismarı?


Oysa pratik zeka geliştirerek karmaşık konulara yalın çözümler üretebilme yetisi olarak benim diyen muaassır medeniyet seviyesindekilere nal toplattırabiliriz… Eldeki dar imkanlara rağmen, cin çözümler melekesine haiziz… Ama asla toplum yararına değil…


Sistemimiz, sistemsizlik… Duyarsızlıklara karşı hiç duyarlı değiliz… Tepkisellik yok, kabullenirlik daha kolayımıza geliyor…


En çok tepki çekmeyi hakeden kesimler, yarı aydınlarımız, kent zontalarımız ve görgüsüz zenginlerimiz… Bunlar, sosyal dokuyu deforme etme meyilinde, eğitim fırsatı verilmemiş kabasaba garibanlardan daha yanlışlar… Toplum katmanlarına dengesizlik enjekte ediyorlar… Metrekareye düşen ne oldum delisi zengin oranı artıyor ama bu ne yazık ki genelde etik olmayan bir etiket… Gelişim tarzımız gelişmemişliğin göstergesi… Kalite kavramımız kalitesiz…


Derin bilgi olmadan sığ ahkamlar kesme, kayıtsız şartsız batı özentisi olma, doğuya giden trende batıya koşma, araştırıcı olmadan hüküm verici olabilme, uç ve kontra konulara suni ilgi ve şuursuz destek gösterme, populizm ve gösteriş merakı, insani değerleri suistimal, yapay duyarlılıklar, zorlama doğallıklar, bilinçsiz provakasyonlar nedense bu üç kesimden çıkıp çarpık şekilde yayılıyor toplum katmanlarına… Ön yargılı, peşin hükümlü ve pasifler, alternatif düşünce geliştirmekten aciz ortak paydaları var… Bunlar başkalarının emeklerini kendilerine mal etme konusunda da uzman asalaklar…


Birbirini asla tutmayan, sivrilenin aşağı çekildiği, ekip çalışmasına yatkın olmayan, bireysel kompleksleri toplumsal çıkarların önünde algılayan, herkesin birbirine düşman olduğu, şüpheci, güvensiz, komplo teorisyeni bir ırk haline gelmemizin temel sebebi de kendini aydın zannedenler ile bu ülkeyi çağa ayak uyduracak katma değerler katamadan, yüz kuşak ötesinden kalma yöntemlerle yönetebildiğini sananlardır…


Biz muassır medeniyetler seviyesine çıktığımızı sandıkça, muassır medeniyet seviyesi hep yükseldi ve hep ıskaladık?


Uyumun A sını B sini sökemeden ne işimiz var AB’de?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen + eight =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.