Kullanılmak

Kullanılmak

0
PAYLAŞ

Adam kullanmanın en iyi yolu bir kişiyi beceremeyeceği bir işin başına getirmektir. Dünyayı maşayla tutmaktır bu. Dünyayı maşayla tutmazsanız eliniz yanabilir. Sizin adınıza adamınız iş görsün. Birini işten atmak gerekiyorsa siz karışmayın o atsın. Siz kimseyle kötü olmayın. Ertesi gün ayağının altına karpuz kabuğu koyulacak adamı geçerken okşayın, ona hal hatır sorun, iyi şeyler söyleyin. Sonra onun işten atılmasına hayret etmiş görünün. Nasıl olur! Bu işlere ben karışmıyorum deyin, bana kalsa ben seni işten atmazdım. Sizin işten atıldığınızı Bay Can Canatan mı söyledi yoksa Bayan Sibel Mortimur mu söyledi? İkisi de söyledi öyle mi? Üzüldüm doğrusu. Evet ama ben bu işlere karışmıyorum canım. Onlara şöyle yapın diyemem. Kendileriyle bir kere daha görüşün bakalım. Benimle konuştuğunuzu söylemeyin ama. Gerekçe neymiş, bir şey dediler mi? Evet dostlarım, işin başına getireceğiniz adamın bazı nitelikleri olmalıdır ya da bazı nitelikleri olmamalıdır. Örneğin o ikide bir bu neden böyle diye soran biri olmamalıdır. Onun bu tutarlılığını özellikle üstlerine karşı gösterebilmesi önemlidir. Alttakilere bu gibi sorular sormak da sormamak da önemli değildir. Alttakilere gerektiğinde her türlü soru sorulabilir ama onlarla belli bir uzaklığı korumanın zorunlu olduğunu unutmamak gerekir.

Bazı işler üretmekle ilgilidir bazı işler de üretmemekle ilgilidir. Fabrika yöneticisi az emekle olabildiğince çok üretim yapmak ilkesine göre davranır. Bu konuda son derece kesinlikli olmak işin doğası gereğidir. Az emek kullanarak ya da bir başka deyişle emeği en uygun biçimde kullanarak üretim yapmak artık emek oluşturmayı gerekli kılar. Kendi yaşamımla ilgili bir örnek vermek isterim. Bir ansiklopedide çalışıyordum. Daha önce yapılmış çevirileri düzeltmekle yükümlü kişilerden biri de bendim. Günde beş yüz satır üretmek zorundaydık. Ben hızlı çalışırım: beş yüz satırı öğlene kadar bitiriyordum, öğle tatilini uzatıyordum, birkaç arkadaş ya sinemaya ya da kışsa hamama yazsa denize kaçıyorduk. Bu patronun ve patron yardımcısının gözüne battı. Beni başka bir işle görevlendirdiler. Bu arada en küçük bir ücret artışı düşünmediler. Düzeltilmiş metinleri yeniden denetliyordum. O işi de bir iki saatin içinde bitirdiğim için yönetici kesiminde gene tedirginlik başladı. Kendiliklerinden bu işe bir iş daha eklediler. Düzeltilmiş ama yeterince özen gösterilmemiş metinleri ve ayrıca başarısız olmuş çevirileri de bana getiriyorlardı. Amaçları hiçbir ücret artışı sözkonusu olmadan benim emeğimi sonuna kadar kullanmaktı.

Üretmemekle ilgili tutumlara özellikle eğitim kurumlarında, daha çok da yüksek eğitim kurumlarında raslanır. Kurulu düzen bilimde ve felsefede hatta sanatta tehlikeli üretimler yapılmaması konusunda çok titizdir. Gene size başımdan geçen bir olayı anlatayım. Ders verdiğim yüksek eğitim kurumunda estetik dersleri vermemi öngördüler. Bir süre yapmam diye direndim ama onlar üsteledikçe inadımı kırdım ve pekiyi dedim. Sanırım çok zaman yapıldığı gibi bir takım estetik kuramlarından şöyle bir sözedip geçmemi bekliyorlardı. Ben de onu yaptım zaten. Ama derslerimin verimsiz olduğunu görünce gece gündüz hazırlık yapmamı gerektiren başka bir program uygulamaya başladım. Dersler birden canlılık kazandı: uyuklayan öğrencilerin gözü açıldı. Bu defa yönetenlerin mestine su kaçtı. Ben ne yapmak istiyordum? Başımdan büyük işlere mi girişiyordum? Üstelik Estetik diye bir kitap da yazmıştım. Beni çeşitli yöntemlerle engellemeye çalıştılar. Diyelim otuz öğrenci dikkatle ders dinlerken iki öğrenci dikkati dağıtmak için yılışıyordu. Tutturamadılar. Densizlik edeni dışarı atıyordum. Bir gün yaşlıca bir hanım süklüm püklüm yanıma geldi. Benden bir ricası vardı. Kendisi müzikle ilgili estetik dersleri veriyordu. Acaba ben kendi kitabımdan ders anlatmayı bırakıp onun kitabını izleyemez miydim? Bu arada bana vermek üzere kendi kitabını getirmişti. Kaşarlanmışlığın böylesi sanırım dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.

Dostlarım, böyledir bu işler. Bir yerde emek vererek tutunabilirsiniz bir başka yerde emek vermeyerek tutunabilirsiniz. Emek verme ve emek vermeme işini düzenleyen görünür görünmez birileri vardır. En baştaki adam tatlı mı tatlıdır: patron tatlıdır yönetici tatlıdır başkan tatlıdır. Birileri kendilerini bu gibi işler için kullandırmaya hazırdır. Bu ülkede taşeron işçilik uygulaması bütün hızıyla sürüyorsa, öte yandan yüzlerce üniversitemize karşın kültür dünyamız kuş uçmaz kervan geçmez bir çöle benziyorsa bundandır. En baştakiler olan bitene kesinlikle karışmıyorlar. Onların adına gerekeni yapmakla yükümlü kimseler var. Herkesin herkesi denetlediği yerde hak diye bir şey olmaz.

BİR CEVAP BIRAK