Kültür belleği

Düşünmekle pek ilişkisi olmayan, okumayı yazmayı pek sevmeyen, sanata uzaktan selam verip geçen, felsefeden bucak bucak kaçan, bilimle hiçbir yakınlığı olmayan son derece edilgin insanların toplumunda aydın diye adlandırılan okumuş etmiş kimselerin bile kültür belleği oldukça zayıftır. Böyle bir toplumda kültür üretimi yok denecek kadar azdır, zaman zaman ortaya çıkan ürünler de bir gelir bir gider ve çabucak unutuluverir. İnsanın kendini bilmediği ve merak etmediği ortamlarda kültür ne anlama geliyor? Bizde gösteri önemlidir. Nazım Hikmet diye bir şair dillerde dolaşıyorsa, herkes onun büyüklüğünü anlatmakla bitiremiyorsa siz de ondan yana çıkmalısınız, zaman zaman ondan övgüyle sözetmelisiniz. Gerçekten seviyor musunuz onun şiirlerini, daha doğrusu okudunuz mu? Okudunuz da eleştirdiniz mi? Hiç önemli değil. Onu benimseyin yeter. Belleğinizin bir köşesinde ondan kalma bir bilgi ya da iki üç dize yok mu, onları araya sıkıştırıverin konuşurken. Yapın bunu size iyilik getirir. İnsanlar onu pek okumasalar da özellikle onun kadın ilişkileriyle ilgili olarak durmadan konuştular. Nazım Hikmet için bu bir şans olabilir mi? Unutulmaktan iyidir belki de. Sokak adlarında yaşamak gibi de olsa belleklerimizde yeri var.

Sokaklara saygın insanların adlarını verirler. O insanların çoğu yerin altında çürümüş, toplumun nazlı belleğinde de yitip gitmiştir. Hasan Çiçek sokağı. Kimdir Hasan Çiçek? Onun kim olduğunu mahallenin muhtarı da bilmez. Ama sorana Hasan Çiçek sokağını çocuklar bile gösterirler. Gel amca ben seni oraya götüreyim der çocuk. Kısacası adı sokakta yaşıyor olsa da Hasan Çiçek yok olup gitmiştir. Hasan Çiçek bir bilim adamı mıdır, bir romancı mıdır, bir parababası mıdır, uçağıyla kırk yıl önce yere çakılmış bir pilot mudur? Denizin ortasında süzüle süzüle giden bir gemi görürsünüz. Geminin burnunda Sıtkı Baba yazıyor. Kim ki Sıtkı Baba? Kaptana sorsak bilir mi?

Şu sıra Nazım Hikmet’in adını herkes biliyor, iyi şair olduğunu da. Başından neler geçtiğini bilenler de az değildir. Bazılarına göre yanlış düşünmüş ve yanlış yaşamış ve gene de iyi şiirler yazabilmiş biridir o. Ne diyebiliriz bu da bir görüş. Ama onun şiirlerini baştan sona okumuş çok az insan vardır. Birçok şairin yazarın yazgısı oldu bu. Bir zamanlar gençlerin çok sevdiği, kitaplarını ellerinden şiirlerini dillerinden düşürmediği şairlerden, Orhan Veli’lerden, Özdemir Asaf’lardan, Attila İlhan’lardan bugüne belleklerde çok bir şey kalmamıştır. Onlardan daha az ilgi görmüş olanlarsa silinip gitmişlerdir çoktan. Daha düne kadar sözde şiir meraklılarının gözdesi olan, adı anıldığında yürekleri hoplatan şairlerimiz Behçet Necatigil’ler Cemal Süreya’lar çoktan unutulmaya yüztuttu. Ağzından Nazım Hikmet’i düşürmeyen, biraz da siyasal nedenlerle onun hayranı olan genççe bir adama Osman Cemal Kaygılı diye birini duyup duymadığını sordum. Duymadım dedi. Nazım Hikmet’in ve Sait Faik’in öve öve bitiremedikleri, gerçekten de övgüye değer bir edebiyat adamıdır Osman Cemal. Onu tanıyan bilen seven de yok denecek kadar az.

Bütün bunlar bizim kültürle hatta dünyayla bağımızın ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor ve bütün bunlar biraz da kültür üreten insanlarımızın halkın beğenilerinin uzağında kalmalarından, kendi dünyalarına kapanmış olmalarından geliyor. Halkın içinde yetişmiş aydınlarımız bile biraz palazlandıklarında ilk iş üstlerindeki halk insanı havasını atmaya hatta eski anılarını yoketmeye bakarlar. Onların arasında halkı için hapislerde yatmış, halkı için canını vermeye hazır olmakla birlikte nedense halkına ısınamamış kimseler vardır. Bir sanat adamının kalıcı olması halkın belleğinde yaşıyor olmasına bağlıdır. Bir kültür adamının adını bilmek onu tanıyor olmak anlamına gelmez. Bellekte kalan yalnızca bir adsa nasıl olsa silinip gidecektir. Sorun iki yönlüdür: halkın kültür adamına uzaklığı ve kültür adamının halka uzaklığı. Kültür toplumun bütününde bir gereksinim olmadığı sürece, kültür adamı ister düşünür ister sanatçı olsun halkın ruhuna kök salamadığı sürece, birilerinin seçkin ve yetersiz öbürlerinin ilgisiz olmayı inatla sürdürmek istediği sürece bu böyle gidecektir. Ölen unutulur: adına ödüller koyun, armağanlar verin, toplantılar düzenleyin, dernekler kurun, hiçbir sonuç alamazsınız. Halkla kültür adamı belli bir zeminde buluşmadığı sürece bunların hiçbiri işe yaramayacaktır.

Bundan kimi sorumlu tutacaksınız? Bu işte kimse kimseyi suçlayamaz ve hor göremez. Önemli olan bir halkın kendi değerlerini ne ölçüde özümlediğidir.  Gene de kültür adamlarına bazı koşulları zorlamak düşüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 4 =