Kültür yetmezliği

Kültürle ahlak arasında sıkı bir bağ olduğu kesindir. Kültürün iki anlamı demeyelim de iki yüzü olduğunu biliyoruz. Kültür dediğimiz zaman öncelikle insan araştırması özelliği gösteren üç kuram ve eylem alanını, sanatı bilimi ve felsefeyi anlatmak istiyoruz. Bu üç alan konuları ve yöntemleri açısından birbirinden iyice ayrı da olsalar aralarında sağlam bir işbirliğini gerektirecek sıkı bağlar vardır. Kültürün öbür yüzü bir bireyin bir topluluğun ya da bir toplumun bu üç alanda ortaya konmuş olan bilgilerle tersleşmeyecek biçimde insanın genel bilgisine ulaşmış olmasıyla ya da daha doğrusu ulaşmış olma ölçüsüyle ilgilidir. Yaşamla verimli ve doğru ilişkiler kurmuş bir bireyin kültür düzeyi toplumunun ve giderek insanlığın kültür düzeyiyle az çok uyarlı olacaktır.

Toplumun kültür değerleriyle yakın ve köklü ilişkisi olmayan bireylerin kültürsüz olduğunu söyleriz. Kültürsüz sözü ne yaparsak yapalım bir suçlama kokusu verir. İnsanları kültür eksikliğinden ötürü eleştirebiliriz hatta kınayabiliriz ama suçlayamayız. Birine sen kültürsüzsün desek güzel olur mu? Gerçekte kültürsüz insan yoktur, kültür düzeyi aşağıda ya da yetersiz insan vardır. Her bireyin çok aşağı düzeyde de olsa belli bir kültürü vardır. Bu aşağı kültür düzeyi bir insanı gerçek anlamda toplumsallaşmış insan yapmaya hatta insan yapmaya yeter mi? Elbette yetmez. Aşağı kültür düzeyindeki bir bireyin yalnız dünyayla toplumuyla çevresiyle değil kendiyle de sorunlu olacağını söylemek yanlış olmaz. Bireysel anlamda kültür insanı insan yapan değerler dizgesidir.

Evet kültür bizi dünyaya ve kendimize bağlayan değerler toplamıdır. Bu değerler bir bilinçte ayrı ayrı yani başına buyruk yapılar oluşturmazlar, tam anlamında bir bütün oluştururlar. Kişilikli bireyler toplumun ve daha da ötede insanlığın başlıca kültür değerlerini özümlemiş bireylerdir. Kişiliklilik öncelikle bir kültür sorunu ortaya koyar. Kişiliklilik dediğimiz bireysel yetkinlik düşüncede ve davranışlarda tutarlılık anlamına geliyorsa böyle bir tutarlılığı sağlayabilmenin yolu kültürlü olmaktan geçer. Sorun zekayla çözülebilecek gibi değildir. Bilginin boş bıraktığı yeri zeka bir ölçüde doldurabilir. Bazı kültür yoksunu kişilerin bilgece davranışları aslında bir zeka gösterisine dayanır. Ancak zeka hiçbir zaman bilgi yerine geçmez. Gerçek anlamda kişilikli insan en basit anlamıyla kültür değerleri açısından donanımlı insandır. Zeka gider gider ve bir yerde kalıverir: yolun kalanını tırmanabilmek için bilgi gerekecektir.

Gene de kültürü bilgiyle özdeşleştirmemek yani onları tam anlamında aynı şey saymamak doğru olur. Kültür eşittir bilgi dersek sorunu doğru kavramamış oluruz. Kültürü özümlenmiş genel bilgi ya da dünya bilgisi diye tanımlayabiliriz. Gündelik bilgiler, uygulamayla ilgili geldi geçti bilgiler, özümlenmeden olduğu gibi bilince yerleşmiş ve bilinçte bütünleşmemiş bilgiler hatta teknik bilgiler insanı kültürlü kılmaz. Bireyin kendine ve insana bütünsel bir bakışla bakabilme koşullarını kendinde oluşturabilmesi önemlidir. Düşünceleriyle ve davranışlarıyla ilgimizi çeken hatta bizde bilgi küpü izlenimi uyandıran insanların kültür açısından ne kadar yetersiz olabildiğini görmüşüzdür.

Kültürsüzlük bir çeşit sakatlıktır ki asıl yıkıcı gücünü insan ilişkilerinde gösterir. Belli bir kültür düzeyine ulaşamamış insanlar ne kadar toplumsallaşmış görünürlerse görünsünler başkalarıyla ilişkilerinde tutarsızlıklar gösterirler. Kültür yetmezliğinin ağır ahlak sorunları yaratabildiğine tanık oluruz. Ahlak açısından sorunlu insanlar zekalarına dayanarak kendileri için bir savunma düzeneği oluşturabilirler. Onlar yaşadıkları ve başkalarına yaşattıkları ahlak sorunlarını zararsız ya da sevimli gösterme işini bir ölçüde ve bir süre için pek güzel başarabilirler. Ama bu yanlışları örtme becerisi elbette sonuna kadar etkili olamayacaktır ve ahlaksızlık bireyin eylemlerinde sırıtmaya başlayacaktır. Terbiye ahlaksızlıkları örtmekte ancak bir ölçüde etkili olabilir.

Kültürsüz insan olağan koşullarda en azından genel ahlaka yani görenekler ahlakına uyma konusunda özen gösterirken olağandışı koşullarda böyle bir gerekliliği duymayabiliyor. İnsan öldürmenin çirkin bir iş olduğunu ballandıra ballandıra anlatan kişinin üç gün sonra görüş değiştirebildiğini, başka biriyle evlenmek için planlar yapan eski eşini kurşuna dizebildiğini görürüz. Bütün bu namus temizlemelerin altında yatan belirleyici güç kültür yetmezliğinin gücüdür. Bizler bu konuda cani ve mağdur ayrımı yaparken ve bu iki şeyi sıkı sıkıya birbirinden ayırırken caninin de bir çeşit mağdur olduğunu, kendini mağdur etmiş birey olduğunu, gerçek anlamda kişileşememiş kaba birey olmanın yetersizliğiyle kendini de başkasını da mağdur ettiğini gözden kaçırırız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here