Kumdan kaleler

 

Dün müydü önceki gün müydü, adamın biri önümden çalımla geçti. O an bir büyüğümüz daha geçiyor ne güzel diye düşündüm. Cahillik yaygınlaştıkça ve kökleştikçe büyüklerimiz çoğalıyor. Bazıları büyüklüğü kendine azçok yakıştırıyor. Oysa önümden çalımla geçen adam bön bön bakıyordu. Büyüklük için bir gerekçesi olabilir gene de: cebine para girmiş olabilir, bir şeyin başı konumuna gelmiş olabilir, kendi gibi bir büyüğün adamı durumunda olabilir. Belki de yazım kılavuzuna bakarak güzel türkçemiz açısından bol virgüllü bir yazı oturtmuştur. Çevremizde çok sayıda büyük var, kimini biraz tanıyoruz ve büyüklüğünün nedenlerini azçok biliyoruz. Tanımadığımız büyüklerin neden büyük olduklarını bilmemiz elbette olanaksız. Bilmemiz de gerekmiyor.

Çocukluğumdan beri bu büyük adamlar benim şeytanım olmuştur. Nerede bir büyük adam görsem ayağı yanmış ayı gibi kaçıp gitmişimdir. Eskiden de bilirdim küçüklüğün büyüklük hırkasıyla dolaştığını, benden uzak olsun derdim. Düzmece büyüklükleri bana yutturamazlar. Korkum mu var onlardan? Benimki korku değildi tiksintidir. Öteden beri bu adamlar hem büyükleniyorlar hem de ölüyorlar, büyükseler ölmemeliler derim. Giderek daha da kafama taktım bu büyüklük işini. Zamanla çok iyi gördüm ki bu büyüklük denilen şey düpedüz bir azgelişmişlik ya da daha doğrusu gelişmemişlik hastalığıdır. Ne demek azgelişmişlik? Azgelişmiş demek gelişmemiş demektir. Her neyse.

Genç yaşlarımda hatta orta yaşlarımda kimseye metelik vermezmiş gibi duran burnu havada kadınlar ya da kızlar pek sinirime dokunurdu. Onlar bugün de yok mu? Var elbet ama benim sinirlerime dokunamıyorlar artık. Genç bir hanım kardeşimiz çalımla gidiyor. Küçük dünyaları ben yarattım büyüklerse babamdan kalma demek istiyor. Helal olsun kardeşim bu tavırlar sana. Bir de kafada biraz bilgi olsaydı ne iyi olurdu. Kardeşimiz kulaklıkları takmış ve dünyayla ilgisini kesmiş, hiçbir şeyi umursamıyor. Yolunun üstüne çıkarsanız yandınız, size omuz atıp geçebilir. Onun üst düzeyde bir dünyası var, o bu yüzden basit şeylerle uğraşmıyor. Öylesine giyim kuşam öylesine çalımlı ki size bir tek şey kalıyor: ona hayran olmak. Onun saf bakışlarına kanarsanız işte eşsiz bir kadın daha diyebilir, bir insan olarak onunla “gurur” duyabilirsiniz.

Eskiden kadınlarımızın dünyasında bu çalım atma işi bu kadar yaygın değil miydi yoksa? Ya da ben mi son zamanlarda bu konuyu çokça kafama takıyorum? Eskiden böyle şeylere pek aldırmazdım. Yaşlılığın yasaları biraz değişik oluyor. Yaşamım orta yaşlara ulaşınca bu tür hanım kardeşlerin büyüklükleri iyiden iyiye kanıma dokunur oldu. O zaman bende bir takım tepkiler oluşmaya başladı. Ben bir kaleyim beni kimse kolay kolay ele geçiremez gibi duran kadınlara taktım kafayı. Zamanla onların hiç de girilemez kaleler olmadıklarını gördüm. Biraz uğraşırsanız, çok değil küçük bir çaba gösterirseniz size kapıları ardına kadar açabilirler. Ancak bu arada durumunuzu öğrenmeleri gerekir: ne kadar kazanıyorsunuz, evliliğe yatkın mısınız, iyi bir aile babası olabilecek misiniz, en önemlisi bu meleği ömrünüzün sonuna kadar büyük bir aşkla sevebilecek ve pohpohlayabilecek misiniz, yalnız onu değil güzel anneciğini ve eşsiz babacığını da baş tacı edebilecek misiniz? Hiçbirinde kuru sevdaya pabuç bırakacak göz yoktu.

Kadınlar her zaman başımızın tacıdır gene de, onlar bizim için bir dünya nimetidir. Dünya nimetlerine doyulmuyor dostlarım. Yeter ki her yaşın bir başka güzelliği olduğunu hiçbir zaman unutmayalım ve özenle kendimize yakışanı yapalım, kendimize yakışmayandan iyice uzak duralım. Ancak ben burada daha çok kadınlar üzerinde durdum ama benim sorunum yalnızca kadınlarla ilgili değildi, bütün insanla ilgiliydi. Kadınlarımız büyükleniyor tamam da aynı şeyi erkeklerimiz yapmıyor mu? Kadınlarımız poz atmakta biraz daha ileriye gidiyor sanki. Kadın kendini ağır satmak zorundadır. Ucuza gitmemek de diyebiliriz buna. Kadınlarımız çok hesaplılar çünkü. Onlar çürük tahtaya basmazlar ya da basmadıklarını sanırlar. Yani bu hesaplılığın onlara gerçek anlamda iyilikler getirdiğini de söyleyemem. Birçok kadının erkeği parmağında oynatmak gibi bir ustalığı var. Kadın bunun hayırlı bir iş olduğunu düşünüyor. Oysa içtenliksiz yönelimler felaketleri doğurabiliyor. Bir adama bir zaman sonra beni senin kaç para kazandığın ilgilendiriyor gerisi boştur duygusunu veren kadının o adamdan yakınlıklar toplaması olası değildir. Görüyoruz toplumda neler yaşandığını. Sözde sevgilerin, içi boş yakınlıkların sonucudur yaşadığımız çirkinlikler. Kadınlarımız hesaplı erkeklerimiz hoyrat, ne diyelim.

İçtenlikli olmayı başarabilen az sayıda insana ne mutlu!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × two =