Kurnazlar ülkesi

PAYLAŞ

Kurnazlar akıllılara çok benzerler, ancak hiçbir kurnaz akıllı değildir. Akıllı adamın kurnazlıkla bir ilgisi olamaz. İnsanoğlu akıl yetmezliği çekmeye başladığı noktada kurnazlık belirtileri gösterir. Akıllılık bir doğa vergisi değildir. Akıl dediğimiz yeti dünya deneyleriyle gelişir. Kuramıyla uygulamasıyla zengin bir düşünce yaşamı sürdürüyorsanız aklınız gelişecektir. Bu ülkenin insanları yaşamlarını oya örer gibi kurmayı hiç düşünmediklerinden her şeyi çok kısa yollardan elde etmeye bakarlar. Koca bir toplum yıllar yılı kolayın peşinde koştuğu içindir ki tadından yenmez günlere geldik, beterinden saklasın. Akıl insanı yetkinleştirirken kurnazlık gülünç eder. Kurnazın aklı takma akıldan başka bir şey değildir. Kurnaz adam bu zavallılığı içinde bütün akıllı insanları enayi diye görmek eğilimindedir.
Eğitimin tepeden tırnağa çöküşü ve kargaları bile güldüren yüksek öğrenim koşullarının oluşması kurnazlığımızın bir sonucudur. Kurnazlık bize test çözme yöntemlerini buldurdu, bunlar için uygulama alanı olarak da o garip dershaneleri getirip koydu. Kurnaz türk burjuvası kısa yollardan iyi sonuç elde edeceğim derken çocuklarının ruhsallığını sakatladı. Bu acayip gelişim içinde demokrasi anlayışımız da bize göre biçimlendi: tepeden tırnağa koşullanmış demokrasi sanırım yalnızca bize özgü bir güzelliktir. Hızlı nüfus artışı, tarımın ve hayvancılığın çökmesi, kıyıların yağmalanması, denizlerin kirlenmesi, göllerin kuruması, kentlerin beton yığınına dönüşmesi akıllılığımızın bir göstergesi olabilir mi? Anayurdu (ne demekse?) “dört baştan” demir ağlarla öremediğimiz gibi karayollarıyla da örmeyişimizin, dün yaptığımız iki karış yolu bugün onarmak zorunda kalışımızın nedeni akıllılığımız olabilir mi sizce?

Futbolcu yetiştirmek yerine ucuz yollu emektar futbolcu ithal etmek, az sonra bunu beğenmedim al bunu öbürünü gönder yöntemiyle futbolu en azından afyon etkisi yapan bir güç olarak ayakta tutmaya çalışmak. Bir spor dalında kurumlaşmak ve çaba göstermek yerine bir yerlerden ucuz yollu birkaç sporcu bulup getirmek. Tiyatroyu tehlikeli bulup kıskaca alırken iki arada bir derede çekilmiş televizyon dizileriyle gün görmemiş ilkel gönülleri kanatmak ve bu yolla bazı yeterince gelişmemiş toplumların geri kalmış insanlarını ayrıca hayran bırakmak. Tek amaç para kazanmaktır, çıkar elde etmektir. Her alanda eğrisini doğrusuna denk getirerek yaşamak bir alışkanlık oldu. Bu da kurnazlıklar düzeninin gerçek anlamda verimli bir toplumsal düzen olarak sunulması kolaylığını getirdi. Halk adına konuşur gibi yapıp halkı uyutarak gününü gün eden insanlar akıllı insanlar olamazlar, bunlar kurnaz insanlardır.

En demokrat görünen siyasi parti kodamanlarının bile baraj denince, dokunulmazlık denince, önseçim denince iğne batırılmış gibi zıplamaları aklın gücüne mi yoksa başka bir şeye mi tanıklık ediyor? Siyasette kadın kontenjanları “pozitif ayrımcılık” adı altında uydurulmuş bir garipliğin ürünü olarak birilerinin gözlerini ve kendi gözlerimizi boyamak dışında bir anlam taşıyor mu? Öğrenci ve öğretim üyesi bulmakta güçlük çeken üniversitelerin, özellikle gecekondu üniversitelerin hızla çoğalması nedendir? Bu gerçek anlamda eğitime hizmet etme telaşının bir göstergesi midir yoksa daha başka şeylerle mi ilgilidir? Yirmi bin avukat fazlası varken gençlerin kırılmış gibi hukuk fakültelerine saldırmaları hangi aklın işidir? Öğretim üyesi açığını kolay yoldan kapamak yolunda uydurulmuş “yardımcı doçentlik” kurumunun giderek tam anlamında bir verimsizlik düzenine dönüşmesi aklın iflasına tanıklık etmiyor mu? İnsanların doğru dürüst bir tez hazırlamadan çeşitli puanlarla ya da yalan yanlış yabancı dergilerde makale yayımlamakla bilim adamı katına çıkma kolaylığı akıllılığımızın mı kurnazlığımızın mı ürünüdür?
Gazetelerin sağlık sayfalarında insanların sürekli tehdit altında tutuluşu ve birbirini tutmayan görüşlerle ağır bir biçimde korkutulması akıllılığımıza tanıklık ediyor mu? Şu başlık sizce iyi mi? “Şeker gözleri kör ediyor!” Al sana bilgi. Divalar, ikonlar, ikoncanlar (ne demekse?), duayenler, megastarlar, süperstarlar, leydiler, först leydiler, krallar, imparatorlar (dünyada imparator mu kaldı?), üstatlar, harika çocuklar, cicişler, sultanlar, dev adamlar kendi kendimizi dıştan parlatmak için uydurduğumuz sıfatlar değil mi? Felsefeci esnafının yıllarca dostlar alışverişte görsün formülü üzerinden yaşamını üniversite koşullarında kolayından sürdürüp yoksul halka kendini besletmesi ve o halka bu özverisi karşılığında hiçbir şey vermemesi ve bundan da hiç rahatsız olmaması hangi yetkin aklın dingin sularında mayalanmış bir anlayışını ürünü olabilir? En iyilerin önünü ahlakdışı yollarla keserek en kötüleri göklere çıkaran bir insan anlayışı sizce gerçek anlamda bir “insan” anlayışı olabilir mi?

CEVAP VER