Kurtlar Vadisi Filistin – 2

Saldırının yıldönümüne saatler kala İsrail’in yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve gemide bulunanlardan özür dilendiği belirtildi. Binyamin Netanyahu imzasıyla yapılan açıklamada şu satırlara yer verildi: “Dostumuz ve iyi ilişkilerimiz olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden özür diliyoruz. Mavi Marmara gemisine yapılan müdahalede hayatını kaybeden Türk vatandaşlarının ölümü bizleri de üzmüştür. Hayatını kaybedenlerin ailelerine ve yaralananlar ile mağdur olan tüm yolculara uluslararası bir kurumun uygun göreceği miktarlarda tazminat ödenecektir. Geçen yıl İsrail’in OECD üyeliği için bizlere destek veren ve yapılan askeri ve ticari anlaşmaların devamlılığını sağlayan dostumuz Türkiye’ye ülkem adına teşekkür ediyorum ve bundan sonra Gazze’ye yapılacak yardımların ulaşması için gerekli tüm kolaylıklar sağlanacaktır.”

Yukarıdaki satırları okuduğunuzda şaşırdınız değil mi? Şaşılmayacak gibi değil. Ben de bir yerlerde okumuş olsam aynı şaşkınlığı yaşardım. Bu satırların tek bir kelimesi bile doğru değil. Peki bu hayali satırları neden mi yazdım? Mavi Marmara’ya yapılan saldırının bir yılı dolarken, yine Mavi Marmara’nın öncülük edeceği ikinci filonun hazırlıkları devam ediyor. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yaptığı açıklamada 15 gemiden oluşacak ve çeşitli ülkelerden yaklaşık bin 500 aktivistin katılacağı ikinci yardım filosu bir ay sonra yola Gazze’ye doğru yola çıkacak. 9 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği ve 50’den fazla kişinin yaralandığı saldırının üzerinden tam bir yıl geçti. O gemide bulunanların arasında ben de bulunuyordum. Gazeteci olarak bindiğim gemide İsrail’in düzenlediği saldırıyı an be an yaşamıştım. Türkiye-İsrail ilişkilerinin yanı sıra Türkiye’nin Ortadoğu politikasının şekillenmesindeki önemli olaylardan biri olan Mavi Marmara saldırısından sonra dönüp baktığımda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı, “İsrail özür dilemezse Türkiye’nin tepkisi çok farklı olur” açıklamasının hala havada olduğunu ve ölenlerin öldükleriyle kaldığını görüyorum. Bu konuda demeç verme ve açıklama yapmaktan öteye geçilemediğini görüyorum.

Meşhur ‘One minute’ çıkışından sonra Türkiye-İsrail ilişkilerinin artık eskisi gibi olamayacağı düşünülürken, Türkiye, İsrail’in Ekonomik Kalkınma ve Kalkınma İşbirliği Örgütü(OECD)’ye üyeliğine destek verdi ve İsrail Mayıs 2010 tarihinde OECD’ye üye oldu. Üye her ülkenin veto hakkı bulunan oylamada tüm ülkelerden destek almayan ülkenin üyeliği kabul edilmiyor. Yani Türkiye’nin olumsuz oy kullanması durumunda İsrail’in üyeliği onaylanmamış olacaktı. OECD, üye ülkelerin refah ve kalkınması için çalışmalarda bulunurken, üye ülkelerin dış ticaretinin geliştirilmesine de katkıda bulunuyor. Örgüte üye olan ülkelerin demokrasi, insan hakları ve yurttaş özgürlüğüne bağlı olması şartı koşuluyor. Bu şartlar ortadayken, Türkiye’nin İsrail’in üyeliğini onaylasına ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ demek yanlış olmaz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bu konuda yaptığı açıklamada “OECD’ye üye ülkeler insan haklarını korumakla yükümlü. İsrail’in OECD üyesi olması halinde buna uyması gerekecektir” diye şerh düştüklerini açıklamıştı. Geçen sene Mayıs ayının başında Türkiye İsrail’in OECD üyeliğini onaylamış, Mayıs ayının sonunda da İsrail Mavi Marmara gemisine operasyon düzenlemişti.

Hükümet ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu İsrail’den özür dilenmesini beklemeye devam ederken, Mavi Marmara gemisi ikinci yolculuğuna hazırlanıyor. İsrail’den ve ABD’den filonun yola çıkmasının engellemesi konusunda sesler yükselmeye başladı. Ancak anlaşılan Mavi Marmara ikinci kez yola çıkacak. Türkiye’de yetkililerden bu konuda olumsuz bir açıklama gelmezken, filonun yola çıkmasının desteklendiğinin işaretleri de veriliyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Sivil toplum örgütünün organizasyonuna karışmayız’ şeklindeki açıklamalarının yanı sıra bu konudaki en son işaret Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kayseri’de yaptığı mitingde söylediği sözler oldu. Başbakan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eleştirirken, “‘Ben olsaydım Mavi Marmara’nın yola çıkmasına izin vermezdim’ diyor. Sen ne işe yararsın?” diyerek bir bakıma ikinci filonun yola çıkmasına destek vermiş oluyordu.

Türkiye, İsrail’in OECD üyeleğine şerh koyarak onay vermiş, Mavi Marmara olayından sonra da özür dilenmesini şart koymuştu. Ne şerhin, ne de şartın bir yaptırımı ve bir sonucu olmadı. Mavi Marmara’nın ikinci yolculuğunda tarih tekrar tekerrür mü edecek yoksa İsrail gemilerin Gazze’ye girmesine izin mi verecek hep beraber göreceğiz. Bu konuda ne aynı olaylar yaşanır diyebilirim ne de İsrail’in gemilere izin vereceğini söyleyebilirim. Fakat şundan eminim, ikinci seferin hemen ardından Kurtlar Vadisi Filistin – 2 çekilir. Mavi Marmara saldırısının ardından hemen olaya el koyan Polat ve adamları Kurtlar Vadisi Filistin filmini çekmiş ve İsrail’e ağızlarının payını vermiş ve İsrail’den hesap sormuştu. Tarih tekerrür ederse, Polat ve adamları bir kez daha bunun hesabını sorar, İsrail gemilere izin verirse de İsrail’in nasıl dize getirildiğini anlatırlar…

*Habertürk Muhabiri
“Mavi Marmara” gemisine binen gazetecilerden biri olarak yaşadıklarını “Kanlı Mavi Marmara” adlı kitapta anlattı.

KONUYLA İLGİLİ SÖYLEŞİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 + 15 =