Kurtların Suriye dansı

Suriye üzerindeki yapılan hesaplar, esasen Ortadoğu politikalarının somutlaşmış hali olarak karşımıza çıkıyor. Küresel güçlerin politik stratejisinde kimin hangi düzeyde etkin olacağını belirleyecek politikalar Suriye üzerinde yaşama geçirilmek isteniyor.

Suriye’nin Libya olmayacağı gerçeği çok daha net olarak anlaşılmış durumda. Bölgesel ilişkilerde oynadığı rolü yok sayarak Suriye’nin iç dengeleri istenildiği gibi değiştirilmeyeceği çok daha belirgin olarak ortaya çıktı. Suriye’de olası bir iç savaşın Libya’dan çok farklı olacağı ve bugünkü Irak’tan çok daha ileri boyutlardan bir iç savaşa dönüşeceği hemen bütün güçlerin fark ettiği bir durum ve bundan dolayı da izlenen politikalardan belirli bir kararsızlık-belirsizlik olduğuna dair çok sayıda veri bulunuyor.

Suriye’ye Müdahale Bölgesel Krize Yol Açar:

Esad rejimine karşı olanlarda, destekleyenlerde hiç kimse şu aşamada Suriye’de bir iç savaşı göze alamazlar. Bu nedenle olası bir askeri operasyonun Suriye ile sınırlı kalmayacağı bölgenin diğer ülkelerine hızla yayılacağı biliniyor. İngiliz Financial Times yazarı Gideon Rachman bu duruma dikkat çekiyor : “Esad yönetimini en sert dille kınayan Araplar ve Batı ülkeleri de tereddüt ediyor. Dış müdahalede esas sorun bunun ölümleri durdurup durduramayacağının dışında dengeyi belirleyici bir şekilde barışçıl ve sürdürülebilir bir siyasi çözümden yana kaydırıp kaydıramayacağı” vurgulanıyor.

Rachman, “Bazı durumlarda müdahale sonuç verdi. NATO o kadar oyalandıktan sonra Bosna savaşını durdurdu. 1999’da Doğu Timor’a müdahale başarılı oldu. Libya’da Bingazi’de korkunç bir katliamın önüne geçildi.” Ancak bu durumun Suriye’de etkili olamayacağını belirten Rachman, “ne yazık ki Suriye de dış müdahalenin işe yaramayacağı ülkeler arasında görünüyor. Esad rejiminin güçlü bir ordusu var. Kaddafi’ninkinden daha fazla iç ve dış desteğe sahip. Suriye’de çatışmalar şiddetlenirse uzun sürecek bir iç savaş ihtimali artar… Dolayısıyla buradaki savaş bölgesel çatışmalara dönüşebilir. Batılı ülkeler Afganistan’da Taliban öncesindeki grupları silahlandırdığı akılda tutarak bu kez Suriye’de kimi desteklediği ve silahlandırdığı konusunda çok dikkatli olmalı” uyarısını yapıyor.

Rusya’nın Ve Çin’nin Suriye Politikası;

Suriye sorunu çok boyutlu bir denklemi içeriyor. Bunun birincil ve temel halkası, dünyanın belli başlı küresel güçlerin Suriye ekseninde izlemiş oldukları Ortadoğu politikasıdır. Bunların bir tarafını Rusya ve Çin oluştururken, karşı taraftan ABD İngiltere ve Fransa bulunuyor. Genel olarak Avrupa Birliği denilse de, bu konuda yeterli bir idare oluşturmadığını ortaya koyuyor. Örneğin Almanya esasen bir askeri müdahaleye karşı bulunuyor. Finans krizi nedeniyle Çin’e çok ciddi bir ihtiyacı olan AB, bu sürecin doğrudan bir halkası olmak istemiyor. ABD eksenli geliştirilen politikaları destekliyor ama başrol oyuncusu olmak istemiyor. İngiltere nispeten bu konuda aktif görünmek istiyor ancak o da bir adım geride ABD’ye takip etmekle yetiniyor.

Bu bakımdan Suriye üzerindeki Ortadoğu rekabeti esasen ABD ile Rusya-Çin üzerinde yürümektedir. ABD esas olmak üzere İngiltere ve Fransa, Suriye’ye yönelik askeri operasyon olasılığı dâhil olmak üzere bütün yaptırımlara meşruluk kazandırmak için Birleşmiş Milletler Konseyinde bir karar çıkartmak istiyor. Böylelikle uluslar arası alanda ve özellikle Arap halkları gözünde kendisini haklı çıkarma peşindedir. Suriye’nin de BM eksenli çok yönlü bir saldırıya çok fazla direnmeyeceği ve Esad rejiminin kısa sürede teslim olacağı hesaplanıyordu. Böylelikle ABD’nin Ortadoğu projesinde önemli bir halka daha tamamlanmış olacaktı. Bu bakımdan MB eksenli izlenecek bir saldırı projesi, Libya’da olduğu gibi ABD-AB eksenli küresel kapitalist sistemin egemenliği kurulmuş olunacaktı.

Rusya ve Çin Asya’nın iki stratejik gücü olarak Suriye konusunda almış oldukları tutum, Ortadoğu siyasetinde bir güç olarak var olacaklarını ortaya koydu. Bu bakımdan Rusya çok açık olarak Suriye’nin yanında olduğunu gösterdi ve savaş gemilerini Suriye limanlarına demirledi. Bu askeri olmaktan çok politik bir mesaj taşıyordu. Suriye’nin geçmişten beri Rusya olan ilişkileri stratejik ilişkileri bulunuyor. Suriye uzun yıllar Ortadoğu’da Rusya’nın askeri üssü gibi işlev gördü. Aynı durum bugün de geçerlidir. Bu bakımdan Suriye, jeopolitik olarak Rusya için önemlidir.

Aynı şekilde Çin bölgesel ilişkilerde sessiz ve derinden geliyor. Afrika’da çok ciddi bir güç olmayı başaran Çin, Ortadoğu denkleminde de aynı rolü oynamak istiyor. Suriye’ye yönelik izlemiş olduğu politika, Ortadoğu güç dengelerinde bir deneme aracı olarak görüyor. Buradaki bir başarı Ortadoğu’da ağırlığının mutlak olarak artacağını ve bölgede küresel bir oyunca olarak söz sahibi olacağını hemen herkesin gördüğü önemli bir faktördür.

Libya için BM Güvenlik Konseyinden çıkan karar sonucu Kaddafi rejiminin yıkılması ve bölgede ABD-AB’nin ihtiyaçlarına yanıt veren bir rejimin kurulmasının çok ötesinde, Kuzey Afrika’dan Körfez ülkelerine kadarki bölgede Rusya ve Çin fiilen atıl durumda kaldı. Suriye konusunda benzeri bir durumun ortaya çıkması stratejik dengelerin toptan değişmesi anlamına gelecektir. Asya’nın bu iki gücü söz konusu tehlikenin farkındadırlar ve bundan dolayı da Suriye konusunda çok daha kararlı bir şekilde Şam iktidarını desteklemektedirler.

Şu değerlendirme Rusya ve Çin’in Libya politikası konusunda bir fikir vermektedir: “Son tahlilde her iki ülke de 17 Mayıs 2011 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nin sivillerin korunması için her türlü önlemin alınmasını öngören ve Libya semalarında Kaddafi güçlerinin uçuşunu yasaklayan 1973 sayılı kararına itiraz etmedi. Ancak Çin ve Rusya’nın itiraz etmediği karar, pratikte NATO’ya askeri müdahale için yeşil ışık yakılması anlamına geliyordu. NATO, söz konusu kararı aşırı bir yorumlayarak farklı bir şekilde anlamıştı. Nitekim Fransız hava kuvvetleri karar çıkmasından hemen sonra hava saldırılarına başladı, ardından buna İngiliz, Amerikan ve İtalyan ortak hava gücü de katıldı. Bunun sonucunda sadece Kaddafi rejimi yıkılmadı aynı zamanda uluslar arası terminolojiyle Libya’daki Rus nüfuzu sona ererken Çin olan bitene seyirci kaldı.”

“Libya’da her şey NATO adına olup bitmişti. Bu da ülkeyi Kaddafi’nin ardında bırakacağı rejim ne olursa olsun bir müddet Batılı güvenlik ve strateji manzumei içerisinde kalmasına neden olacaktı. Bu durumda ne Çin ne de Rusya, ekonomik anlaşmalar içerisinde yer almayacağı gibi silah satışlarında da aslan payını başkalarına kaptıracaklardı, nitekim öyle de oldu.” İki ülke, bu süreçten önemli dersler çıkarttıkları için Suriye konusunda birbirine benzer bir tutum ortaya koydular.

Rusya ve Çin’in hem Afrika hem de Ortadoğu politikaları konusunda önemli farklılıklar olmasına rağmen son dönemlerde ortaya çıkan politik durum nedeniyle birbirine yaklaştıkları söylenebilir. Bölgesel çıkarları konusunda ortak yanları bulunun bu iki ülke, Libya konusunda ciddi bir hata yaptıklarını anlamış durumdalar. Çin Devlet Başkanı’nın Haziran 2011’de Rusya’ya yaptığı ziyaretinde yayınlamış oldukları ortak açıklamada: “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sorunların çözümü, kanun çerçevesinde ve siyasi araçlarla yapılmalıdır. Dış güçler, bölge ülkelerine yönelik özel operasyonlar yapmamalıdır.” Böylelikle Ortadoğu politikasında Rusya ile Çin’in giderek birbirlerine yaklaştıklarına dair bir veri olarak değerlendirilebilinir.

Suriye Ekseninde ABD-Çin/Rusya Çatışması

Rusya ve Çin’in Suriye’ye karşı toplanan Tunus’taki toplantıya katılmamaları, özellikle ABD’ye çileden çıkardı. Bu iki güç destek vermeden Şam rejimini devirmenin çok kolay olmayacağının farkındadırlar. Tunus toplantısından sonraki değerlendirmeler sorunun aslında ne kadar ciddi ve önemli olduğunu ortaya koyuyor. ABD Dış İşler Bakanı Clinton, Rusya ve Çin’in toplantıya katılmamasını şu cümlelerle değerlendirdi: “Kadınlar, çocuklar, mert genç insanlar öldürülür, evler yakılıp yıkılırken, Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesinin veto hakkını kullandıklarını görmek büyük rahatsızlık veriyor. Bu bir alçaklık…”

Aynı şekilde İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague BBC’ye verdiği demeçte “uluslararası toplumun Suriye’de bir iç savaşa engel olma imkânlarının Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan karar tasarısını veto etmesiyle akim kaldığını” açıldı. ABD ve İngiltere’nin Ortadoğu projesini yaşama geçirmede Rusya ve Çin’in engel olmasına gösterdikleri tepki olarak karşımıza çıkıyor. Clinton’un, bu iki ülkenin toplantıya katılmamasını, diplomatik üslubu da aşarak ‘alçaklık’ olarak değerlendirmesi, içte biriken öfkenin bir yansımasıdır.

Çin’in buna yanıtı gecikmedi ve aynı tondan bir yanıtla karşılık verildi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hong Lei, Komünist Parti’nin yayın organı Halkın Günlüğü’ne verdiği demecinde, “ABD’nin kendisini Arap halkının koruyucusuymuş gibi göstermesindeki niyeti görmek çok zor değil. Ancak sorun, bu süper küstahlığın, kibir ve özgüvenin ahlaki temelinin ne olduğunda yatıyor. Irak’ta hala şiddet dinmek bilmiyor, sıradan halkın güvenliği yok. Bu, tek başına, ABD politikasının etkinliği ve samimiyeti konusuna dev bir soru işareti koymak için yeterli.” Hong Lie’nin de ‘süper küstah’ tanımlaması, aslında Ortadoğu’daki gelişmelerin küresel güçler için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Sorunun diplomatik kuralları aşarak gelişmesinin politik arka planı tahmin edilenden geniştir.

Çin’in dış politikası esasen ekonomik büyüme ve bölgelerin ekonomik olarak kontrol altına alınması üzerine şekilleniyor. Asya kıtasında önemli bir askeri güç olan Çin, dünyanın başka ülkelerine yönelimde ekonomik ilişkileri ön plana çıkarmaktadır. Ortadoğu dünyanın azami karın en yüksek olan bir bölgesi olması nedeniyle burada tutunmak ekonomik ilişkilerini geliştirmek ve bir küresel denge ülkesi olmak için önemli bir çaba içerisindedir. Bu bakımdan Libya’da kaybettiği avantajları körfezde kaybetmemek için Suriye rejimine destek veriyor.

Ancak Çin’in stratejik merkezi İran’dır. Bugünkü koşularda Suriye, Çin’in önemli bir müşterisi değildir. Bu bakımdan Çin’in İran politikası Suriye üzerinde kendisini yansıtıyor. Çin tüm petrol ithalatının %58’ini Körfezden karşılıyor. Bunun başında İran geliyor. Çin ile İran arasındaki enerji anlaşmasının yıllık miktarı yaklaşık olarak 120 milyar dolardır.
Suriye ayrıca Rusya için de stratejik öneme sahiptir. Askeri anlaşmalar, silah satışları gibi önemli bir kısım faktörler olmakla birlikte, Rusya’nın Akdeniz havzasını kontrol etmesini sağlayan belki de tek ülkedir. Suriye’den kiralanan ve tamamen Rusya denetiminde olan Tartus limanı, Rusya’nın Akdeniz havzasının bütünlüklü olarak kontrol eden tek merkezdir. Rusya bu avantajı hiç bir şekilde kaybetmek istemek istemiyor. Aksi bir gelişme, Akdeniz havzasının bütünlüklü olarak ABD’nin denetimine girecek ve Ortadoğu’daki dengelerde Rusya’nın mevcut gücünün önemli oranda zayıflamasına ve hatta saf dışı kalmasına neden olacaktır. Ayrıca Rusya’nın İran politikasının başarı bir bakıma Suriye’de izlenen politikaya bağlıdır.

ABD’nin Ortadoğu Projesinin Başarısı Suriye’ye Endeksli

Bu bakımdan Suriye üzerindeki anlaşmazlıkların merkezinde İran duruyor. ABD, Suriye’de Esad rejimini etkisizleştirmeden İran’a yönelik yapacağı hamlelerin başarısız kalacağını biliyor. ABD, Irak’ta fiilen kaybetti ve tersine İran’ın etkisi çok ciddi oranda arttı. Suriye ile İran arasındaki ilişkiler, ABD’yi ve AB’ni özellikle İngiltere’yi çok ciddi oranda rahatsız etmektedir. Suriye’nin etkisizleştirilmesine paralel olarak İran üzerindeki baskılar arttırılması ve böylelikle İran’ın izole edilerek askeri ve politik gücünün kırılması hedeflenmektedir. ABD’nin Avrasya ve Orta Asya’ya açılmasında en önemli engellerden biri İran’dır. İran’ın bu iki stratejik bölge ile olan bağları ABD’nin bölgesel stratejisine yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. Bu bakımdan ABD’nin Suriye politikasının başarısızlığı kendi için ciddi sorunlar doğuracaktır.
Ayrıca ABD’nin Suriye’den sonra yapay olarak oluşturulan körfez ülkelerinin Suudi Arabistan merkezli yeni bir oluşum için yoğun hazırlıklar yapmaktadır. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahariyen, Kuveyt gibi yapay ülkelerin bir araya getirilerek federal temelde ‘Büyük Suudi Arabistan’ gibi yeni bir oluşum gündemdir. Bu projenin yaşam bulması bir bakıma Suriye üzerinde uygulamaya konulmak istenen politikalarla bağlantılıdır. ABD’nin ve İngiltere’nin kızdıran ve diplomatik dili aşan ‘alçaklar’ demesinin arka plan politikasının bir yönü budur.

ABD eksenli politik planın Suriye üzerinde etkin olması, Avrasya ve Orta Asya bölgesindeki ilişkileri ciddi oranda etkileyecektir. Böylelikle ABD’nin bölgede zayıflayan etkisinin artmasında bir etkin olacaktır. Bu bakımdan Asya’nın iki ülkesi, Ortadoğu denkleminin kendileri için nelere yol açacağının farkındadırlar. Kendi politik alanını geniş tutmak için Suriye’yi yalnız bırakmayacaklardır ve İran’ı desteklemeye devam edeceklerdir.

Küresel politik güçler, özellikle Çin’in gelişmesine paralel olarak dünya ve bölgeler siyasetinde ortaya koyacağı tutumu hesaba katmak zorundadırlar. 08.02.2012 tarihinde, Katar’da yayınlanan ar Raye gazetesinde yayınlanan bir değerlendirmede şunlar belirtilmiş; “Dünyanın Çin’in Suriye meselesi gibi uluslar arası bir takım meselelerde gerçekleri dile getirmesine alışması gerekiyor. Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye ilişkin karar almasını önlemek için veto kullanması, Çin’in daima onay vermeye hazır bir üye olmayacağını göstermektedir.” Suriye ekseninde Ortadoğu politikalarının tartışıldığı bu yazıda, Çin’in bölgesel ilişkilerde artan rolünün artık hesaba katılması gerektiğine dikkat çekmektedir. Bugünkü uluslararası politik dengeler hesaba katıldığında hiç kimse Çin’i doğrudan hedef olarak alamaz. Bu nedenle Suriye üzerinde bir hesaplaşmadan çok, karşılıklı denge politikasının izlenmesi giderek ağırlık kazanıyor. Perde arkası yapılan tartışmalarda ‘Rusya ve Çin’in çıkarlarının tamamını ya da bir bölümünü koruyan bir uzlaşma’ gündeme geleceği anlaşılıyor.

Arap Birliği, Şiilerin Bölgedeki Etkinliğine Karşı Suriye’de Rejim Değişikliğinden Yana

Suriye politikasının ikinci ayağını Ortadoğu’nun kendi iç dengesi oluşturuyor. Arap Birliği eksenli oluşturulan politika, Suriye’nin bugünkü rejiminin artık rolünü tamamladığı ve Esad’ın bırakması gerektiği biçiminde somutlaşmıştır. Ancak Arap Birliği ülkelerinin kendi başlarına burada etkin bir güç olması beklenmemelidir ve ortadaki tablo da bunu çok açık olarak ortaya koyuyor. Suudi Arabistan eksenli geliştirilen politikalar, Suriye rejiminin Alevi kökenli olması ve İran ile tarihsel bağlara sahip olması bölge ilişkilerinde bir sorun olarak görmektedir. Vahabi geleneğinin temsili durumunda olan Suudi Arabistan, Şii geleneğini temsil eden İran karşısında dengeleri kendi lehine kullanmaya çalışmaktadır. Birincisi geçmişte Sünni olan Saddam rejimi yıkıldı ama yerine Şiileri temsil eden iktidar var. Suriye’de ise tersi bir durum yaratılmak isteniyor. Yani Sünni bir rejim amaçlanıyor ve böylelikle denge yeniden kurunmuş olacak. Ayrıca İran’ın bölgede askeri ve politik gücü önemli oranda artıyor. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında Şii nüfusun önemli bir potansiyel oluşturması ve bunların manevi olarak İran’a yakınlık duymaları Vahabi kökenli Suudi Arabistan krallığını çok ciddi oranda rahatsız etmektedir. Körfez ülkelerinin yapay devletlerinin nüfusunun önemli bir kısmı Şii kökenlidir ve hatta Suudi Arabistan nüfusunun % 25’i Şii kökenlidir. Askeri, politik, ekonomik faktörlerle paralel olarak nüfusun mezhepsel yapısı bölgesel ilişkileri etkileyen bir faktördür. Bu bakımdan Suriye’deki Alevi kökenli rejimin değişmesi, yerine çoğunluğunun Sünnilerden oluşacağı rejim, bölgesel ilişkileri bir biçimiyle dengeleyecektir. Bölgede Suriye üzerindeki çatışmanın arka planı İran-Suudi Arabistan rekabetidir.

Ancak Arap Birliğinin böylesi bir değişimi tek başına sağlama gücü yoktur. Bunun koşullayan sadece Arap Birliğinin askeri ve politik gücünün olup olmaması değildir. Suriye içinde yaygarası çıkartıldığı gibi ciddi bir muhalefet yoktur. Yapılmak istenen de bir muhalefet gücü oluşturma projesidir. Özellikle ekonomik olarak ambargo uygulayarak içte politik istikrarı bozup muhalefet için bir nesnel zemin oluşturmaya çalışılmaktadır. Tunus toplantısında ortaya çıktığı gibi Esad rejimini yıkmak sanıldığı gibi kolay değil. Bu bakımdan rejimi değiştirmek için askeri güç kullanılması masada bulunmuyor. Arap Birliği kendi başına bir strateji belirleme yeteneğine ve gücüne sahip olmadığından daha çok ABD-AB eksenli politikalara endeksli hareket etmek zorunda kalıyor. Başka bir alternatifi de bulunmuyor.

Suriye Kendi İç Dinamikleriyle Değişimi Yansıtmak İstiyor

Suriye rejimi de, Çin, Rusya ve İran’ın desteğini arkasına alarak kendi rejimini korumak için belirlediği politikalar çerçevesinde ilerliyor. Birincisi içte askeri güç oluşturmaya çalışan muhaliflere karşı çok sert önlemler alıyor. Humus kentinde olduğu gibi askeri gücü kesintisizce kullanırken, Arap Birliğinin insani yardım için oluşturmayı önerdiği ‘koridor oluşturma’ önerisini hemen reddetti. Aynı zamanda Çin’in ve Rusya’nın uluslar arası alanda elini güçlendirmek için Anayasa gibi referandumu gibi somut adımlar atmaktadır. Böylece, Suriye’deki değişimi uluslar arası güçlerin baskısıyla değil, kendi iç dinamikleriyle sağlayacağı mesajı verilmek isteniyor. Esad rejimi bölgesel ilişkilerin ortaya çıkardığı sorundan çok, sistemin iç dengelerini çok daha ciddi olarak hesaplanmaktadır. Kendi iç politik dengeleri koruyabilir ve başarılı bir şekilde aşarsa, önemli bir nefes almış olacaktır.

Suriye’de Stratejik Dengeyi Kürtler Belirliyor:

Bu bakımdan Suriye’nin değişiminde uluslar arası küresel güçlerin ve bölge devletlerinin rekabeti önemli bir etki yaratsa da, dengenin değişmesini sağlayacak olan esas gücün Kürtler olduğu anlaşılıyor. ABD’nin Kürtleri yanınıza almadan Esad rejimini değiştirmenin çok zor olduğu uyarısından sonra, Tunus toplantısından Kürtlerin demokratik haklarının verileceğine dair bazı açıklamalar yapıldı. Buradaki amaç Kürtleri, muhalefetin yanına çekmektir. Aynı şekilde Baas rejimi de. Kürtlerin örgütlü bir güç olarak iç politikada stratejik bir denge oluşturduğunun farkındadır. Bu nedenle Kürdistan bölgesinde Kürtlerin kendi özerk oluşumlarını yaratmak için attıkları somut adımlara sessiz kalmaktadır.
Her iki tarafta biliyor ki, Kürtlerin Suriye’de en örgütlü güçtür. Politik ve askeri olarak çok yönlü hazırlıkları söz konusudur. Oluşturulan Kürt ittifakı, Kürdistan bölgesinde Kürt nüfusunun yaklaşık olarak %80-85’ini temsil ediyor. Kürtler kendi Özerk sistemlerini inşa ederken, bölgesel dengeleri ve Suriye’nin iç politik durumunu çok yakında takip ediyorlar. Bu bakımdan Kürtler stratejik güç ve dengeyi temsil ediyor.

Suriye eskisi gibi olmayacaktır. İster Esad rejimi devam etsin, ister gitsin her iki durumda da yeni bir Suriye gerçeğiyle karşı karşıya olacağız. Kürtlerin belirleyeceği strateji ve uygulayacağı taktik politikalar, sadece Suriye’nin değil bölge haritasının yeniden çizilmesinde önemli rol oynayacaklardır. Kürtlerin dikkate alması gerken nokta, Suriye’ye yönelik dışta askeri bir operasyonun olması son derece zordur. Bu bakımdan bütün politik güçler, iç dengelere oynayacaklardır. Bu bakımdan Kürtlerin atacağı adamlar, çok daha önemlidin ve dört parça Kürdistan coğrafyasında çok büyük bir etki yaratacaktır.
Gokyuzu9aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.