Kutlu doğum…

Devlet bütün dinlere eşit mesafede olacaktı. Ne oluyor da “kutlu doğum” haftası MEB gündemine alındı. Yoksa ülkede muhafazakârlığın katlettiği yolda laiklik piçleşti mi? Ne oldu da “Kutlu Doğum Haftası”, MEB.’ Müfredatında Bu meseleyi anlamak, yorumlamak için Milli Eğitim Bakanlığının laiklik perspektifinde olmak gerekir. Başka türlüsü pek mümkün değil. Çünkü ülkede muhafazakârlığın katlettiği yolda laiklik piçleşti mi? Ne oluyor da “Kutlu Doğum Haftası” Milli Eğitim Bakanlığı” Okulların da kutlanmaya başlandı? Sahi bu şekilde nereye gidiyoruz? Bilen var mı?

Siyaset alanın da iktidarla muhalefet “koçbaşı” birlikte “Kutlu Doğum Haftasında” boy gösterip etkinlik yapıyorlar. Toplumun geri yanını oya tahvil etmekte için ortaklaşıyorlar. Bunun için de en gerici mesajları nı, muhafazakârların dilinden artarda sıralamaktan hiç sakınca görmüyorlar. Adeta bu siyaset cambazlarının ar damarları çatlamış gibi fırsat bu fırsat diyerek ortaya çıkan ganimeti paylaşmaya çabalamaktalar. Bu haliyle de ortaya siyaset pazarı kurulmuş oluyor: İşçi ve emekçiler bu pazarda haraç mezat piyasaya saçılmış ve sürülmüş oluyorlar. O, emekçiler açlık ve sefaletin esiri haline getirilerek burjuvazinin politikasına da yedeklenmiş konum ulaşıyor. İşte, işin en tuhaf yanı da bu

MEB bu gerici politik fırsatı dört gözle beklemiş. Gericiliğin ateşine birkaç odunda ben atayım da ateş harlansın demiş. Ateşi harlayarak, gericilerin palazlanmasına hizmette etmekte hiçbir eksiklik bırakmamışlar. O, Çocukları, gençleri ve de toplumu bir bütün olarak din formatında eğitmeye başlamışlar.

Genç beyinleri, Peygamberin “yüce erdemiyle” buluşturmuşlar. Bu şekliyle “ Din Kuraları laik devletin kuralları “ haline gelmiş. Yani,” bu laik devlet”, çocuklara din öğretme yerine, Çocukları, dine göre şekillendirmeyi benimsemiş. Haliyle, bu davranışla ilgili MEB ’lığı elindeki yetkiyi, en acımasız biçimde kötüye kullanmış. Toplumu din eksenin de parçalama yolunu tercih etmiştir.

Toplumun azınlık kanadından, Berrin Karakaş: biraz hiciv yaparak sanatın diliyle “Kutlu Doğum Haftası” kutlamalarını yermiş. “Açıl, Susam, Açıl Mağaraları” başlığı altında kaleme aldığı yazısın da “Kutlu Doğum” haftası” hiç “bu kadar içkin ve aşkın, şekilde kutlanmamıştı” demekte. Burada toplumların, arkaik düşünceleri bir zat hükümet tarafından kaşınarak, arkaik düşüncelere hortlatılmış. Berrin Karakaş: sadece aydın sorumluluğun yerine getirerek hükümet politikalarına dikkat çekmiş. Hükumeti, birazcık sorumluluğa davet etmiş. Din üzerinden politika yapmanın ne kadar sakıncalı olduğunu göstermiş. Tabi ki bu hükûmetçe ne kadar kaile alındı orası tartışmalıdır.

Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlının din uygulamalarına karşı çıksa da Ana muhalefet Partisi iktidarın yedeğine düşmesi nedeniyle Eğitim Sen’in çabası işlevsiz hale gelmekte. Zaten, AKP iktidarı her fırsatta din meselesini topluma şırınga etmede fırsatı kaçırmadığı için de genç dimağları arkaik düşüncelerin demokrasi sosuyla süsleyerek yedirmekte. O, gerici düşüncelerini, ileri şeyler gibi ambalajlanarak toplumun önüne konmakta. AKP, Hükumeti, bu, arkaik düşüncelerle toplumu kuşatmak için her yol geçerli anlayışıyla hareket etmekte. Onlar, ellerine geçen Hükumet olma fırsatı son kertesine kadar kullanılması gereken bir fırsattır. O, anlayışla da dizginlerinden boşalmış bir at ruhuyla hareket ediyorlar. Genç insanları türbana, çarşafa gibi şeyler, giydirerek, hurafelerle kafalarını meşgul etmekteler. Toplumu dine yakınlaştırarak, insan ilişkilerini din üzerinden dizayn ederek, din eksenine oturtmak istiyorlar. Bu, gerici, yobaz politikalarını hayata geçirmek için de kadınlara “yıllarca başörtüsü özgürlüğünü” anlattılar. Başörtüsü üzerinden politika yaptılar. Gelinen aşamada “aile imamlığı” denen bir kurumun yapılandırılmasına gittiler. Öyle ki din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden davalık olan çocuklar hak ettikleri takdirnameleri dahi verilmez oldu. AKP Hükumetinin “Kutlu Doğum” yürüyüşü “aile imamlığı” olarak karşımıza çıktı. Artık toplum yaşamımız da muhafazakâr oldu. Bunlar Muhafazakârlığı da ilericilik olarak lanse etmekteler. Deyim uygunsa bütün kavramları tersyüz ederek önümüze getirdiler. Bizim de bu tersyüz edilmiş kavramlara inanmamızı bekliyorlar.

Dinsel düşünme bazı çevrelerde sanat düşmanlığını da beraberinde getirdi. Ülkenin dört bir yanında heykeller kırıldı, yıkıldı. Yıkılan bu heykellerin “kimisine porno” damgasını vurdular. Kimisine de “ucube” tanısını koydular. Kimisi ’de, hiçbir tanıya gerek görülmeden, sessiz sedasız biçimde aniden ortadan kaldırılmış. Yeteri kadar toplumsal tepki görmeyen hükumet uygulamaları yeni gerici politikaların uygulanması için kapı aralamakta. Her sabah uyanıldığında yeni bir gerici uygulamayla yüz yüze geliniyor. En ilginci de gerici uygulamalarına meşruiyet kazandırmak için pişkinliği elden bırakmadan hareket ederek “tam bir yavuz hırsız” meselesini oynamaktalar. “Biz, kimsenin özel yaşamına karışmıyoruz” diye çıkışıyorlar. Oysa hiç kimsede özel yaşam kalmadı. İnsanların yatak odalarına kadar daldılar. Ses kayıtları yetmedi, görüntülü, pornografik gösteriler sergilediler. Eh buda muhafazakârlığın şanından olsa gerek. Demek ki, muhafazakarlık, böyle oluyormuş…

Bu çağda “Aile İmamlığı” topluma neyi anlatacak: Muhammet, peygamberin çok evliliğini mi? Yoksa, o, malum, merhamet, ahlak açmazını mı? İşte, o, imamları oraya gönderen siyasal yapının iktidarda ortaya ahlak yada, ahlaksızlık bütün açıklığıyla toplumun gözü önünde. Siz buna merhamet mi dersiniz, yoksa, merhametsizlik mi ?ona da siz karar verin? Bunlar, topluma ar, namus dersi verirken başkalarının yatak odalarına girmeleri, her şeyin sonucunu, anlatır. Çünkü bütün mahrem şeyleri internet ortamına taşımışlar. İnternet sayfaların da ahlak güzellemeleri çeşitlenmiş. AKP iktidarı din, iman güzellemesi yaptıkça kadına yönelik taciz yüzde 86,9 olmuş. Kadın öldürmeleri yüzde 1400, artmıştır. Yani toplum ne kadar muhafazakarlaşmış ise toplumsal dramatik o kadar genişlemiş. Yozlaşma meydana çıkmış.

Ülke de durumu artık öyle bir noktaya gelmiş ki, muhafazaka çevrelerin aile danışmanı, yani yaşam koçları, çokeşliliği savunur olmuş. Çokeşliliğin yasalaşmasın ister hale gelmişler. AKP Hükumetinin aile imamları “HZ” Muhammedin hayatından örnekler vererek çokeşliliğe referans göstermesi dinci çevrelere meşruiyet kazandırmış olacak. Oysa bu meşruiyet zaten vardı. Dindar çevreler bunu yaşarken Cumhuriyet yasalarıyla, Cumhuriyet kadınıyla, çelişmektedir. Dindarlar o çelişik ilişkilerini illegal olarak yaşıyorlardı. AKP Hükumetiyle illegal olan şey meşruiyet kazandı, yarı yasal hale geldi. Onun için de, dinci Lale devri yaşamaktalar. O nedenle de, türban politikası gibi çokeşlilik politikası yapmaktalar. İşte bu nedenle Aile İmamına, HZ. Muhammed’e gereksinim, duymaktalar. Sanırım ondan farkı söyleyecek bir sözleri de yoktur. Kapitalizm dönemin de din de, ahlak da, merhamette egemen sınıf olan kapitalizmin hizmetindedir. Kapitalist, ister dindar olsun ister ateist olsun hepsi emek sömürüsü üzerinden artı değerle hayatını idame ettirir. Bütün kapitalist sınıfın sınıf çıkarı ortaklaşır. Onun için kimin ahlakı, kimin merhameti sorusu sorulur.

Bu ülkede insanlar açsa, işsizse öncelikle ahlakçılar bu gerçeğe bakmalılar. İnsanları aç ve işsiz bırakmanın ahlaksal ve merhamet boyutuna bakmalılar. O nedenle ahlakçılık taslayanlar öncelikle aynaya bakmalılar. Aynadaki suratlarında neyi gördüklerini söylemeliler. O suratlar da ahlak ve merhamet belirtisi var mı yok mu anlayacaklardır. Ahlaksız ve merhametsiz olduklarını göreceklerdir. Bu da imamların görevi değil, ülkeyi yönetenlerin görev ve sorumluluğudur. Çünkü daha önce çok sıradan yaşam sürdürenlerin bu gün altlarında son model ciplerle, caka atmaktalar. Din, iman diyerek ceplerini doldurmuşlar. Bugün başlarına bağladıkları bir tübanın ederi bir işçinin bir aylık kazancının çok üzerinde olduğunu herkes bilir. Peki, insanlar açlıktan ölürken, eşitliğin olmadığı yerde, merhamet, O ahlak dediğin şey neye yarar? Hani bu ülkede sosyal devlet vardı? Hani kardeşlik? İş nerde? İş alanları nerde? Başbakanın ilan ettiği %42,5 kayıt dışı ekonomi, işçilerin örgütlenmesine getirilen engeller, kayıt dışı ve örgütsüz çalıştırılan işçilerin sistemdeki ahlaksal boyutu nedir?

Laiklikten söz edilen ülkemiz de Milli Eğitim Bakanlığı bu haliyle Dinayet işleri Başkanlığının görevini üstlenmiş: Siirt Müftülüğü ile Milli Eğitim müdürlü birlikte “Kutlu Doğum Haftası” düzenliyor. İlköğretim de ve liselerde, HZ. Muhammed’in, hayatına dair bilgi yarışması düzenleniyor. Milli Eğitim Müdürlüğü de çok bilimsel bir çalışma yaptığını sanmakta ki o coşku Milli Eğitim Bakanlığında karşılığını bulmuş.

Aslında Milli Eğitim Bakanlığı çocukların bilimsel eğitim sorunlarına karşı oldukça ilgisiz ama müfredatın dışına çıkarak dini bilgi yüklemeye oldukça çok hevesli. O nedenle birçok ilkokulda kız çocukları türban eylemi yaptı. Aslında bu çocuklar mı eylem yaptı, yoksa bu çocuklara eylem mi yaptırdılar asıl meselede bu. Çünkü çocuklar ne türban meselesini anlarlar nede din meselesini anlarlar. Onun için de siyaset erbapları çocuklar kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlar. Eskiden beri din meselesi “Milli Görüş” geleneğinin siyasal arenası olmuş, camileri arka bahçe olarak kullana gelmişler. O anlayış, camiler’ den, okullara kadar genişlemiş olacak ki, ilkokullarda türban eylemi yaptırabiliyor. Sadece MEB Genelgesi bile bu siyasal geleneğin, ne yapmak istediğini açıklamaya yeter de artar bile. Bu geleneğin yaşam algısı hep Orta Doğuya, Müslüman ülkelere dönüktür. O nedenle de gerici politikalar ilericilik gibi sunulmakta. Din, üzerinden politika yapılmakta.

Sadece Bandırma Müftülüğü “Kutlu Doğum Haftası” münasebetiyle e BEŞBİN dini kitap dağıtmış. Haliyle, bu, eylemlerini övünçle anlatırlar. Yalnız, başka dinlerin bu türden eylemlere, faaliyetlere girdiğin de karşılığı Misyonerlik suçlamasıdır. Nihayetin de,” Zirve Yayın Evinde”, işlenen CİNAYETTE Misyonerlik suçlaması yapıldı. Malatya da ve diğer, birçok ilde benzer amaçla eylemler yapıldı. Bunların siyasal yapısının hep üzeri örtüldü. Ama insanların benliğin de “Kurbanlık koyun” gibi kesilen üç gencin görüntüsü yerleşti. Zaten sözün bittiği an da o vahşetin yaşanışıdır. Olaya dair siyasal yapının oynak tutumu henüz de bitmedi. Yüzbinlerce insan da o olayın takibini yapıyor.

Burada şunun altını da kalınca çizmek isterim: MEB, hem birlikten dem vuruyor hem de “Kutlu Doğum Haftası” kutlamaları için gönderiyor. MEB, dinler arasındaki eşitlik, inanç eşitliği bu mu? Bu tutum inanç eşitliğine en aykırı bir tutum ve davranıştır. AKP. Aile İmamlığı” uygulaması da, tıpkı MEB uygulaması gibi zihniyet bunalımı olduğu kadar yasaları din lehine, parçalanması tutumudur. Hiç kuşkusuz bu uygulamalar, toplumu din kurallarına alıştırmaktır. Din kurallarını devlet yapısına daha fazla yerleştirmektir. Devleti de din kurallarına göre yönetmektir. Bunun güncelde karşılığı kadın Millet Vekillerinin Meclise TÜRBANLA girmeye ulaşmış olmaları şaşırtıcı olmadığı gibi ileri bir zaman da bütün idari birimler Dinayet İşleri Başkanlığına bağlanması istemeleri şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu sözlerimiz, bazıları için çok karamsar bir tablo olarak görüle bilse de, Başbakanın, “Ulemaya danışalım” açıklaması hatırlanmalıdır. Dinsel bir yönetimin yol haritası çok önceden çizildiği için bunu topluma yavaş yavaş içiriyorlar. Bize de arkası gelmeyen yalanlarını süsleyerek anlatıyorlar. Bir vücuda virüs şırınga edilmesi gibi topluma din şırıngalanıyor. Küçük yaştaki çocukları mecburen okula gönderilmesi için, yapılan düzenleme, tamda dinin küçük yaşta çocukları dinin esir almasıdır.

Not: Bu yazı, ceza evinde, yazılmıştı. Tekrar yeniden düzenlendi. Çok yerinde, çok değişiklik yapıldı. Tahir Canan, 23 Ekim 2013 Tarihin de yeniden yazıldı. Bu yazının aslı cezaevi idaresi tarafından, yasaklanmıştı.

AÇIK GAZETE: Açığk Gazete ailesine hoş geldiniz dostumuz Tahir Canan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.