Kutsal Çocuklar

Kutsal Çocuklar

0
PAYLAŞ

Kutsallaştırma, kişinin kaba olarak inandığı ya da hayatının temeline yerleştirdiği şeylerin, başkaları tarafından eleştirilmesine tahammül edememesidir. Bir şeyleri kutsallaştırmak toplum olarak bizim huyumuzdur. Sevdiğimiz siyasetçiyi, takımı sanatçıyı, meşhur birini kutsallaştırmayı adet haline getirdik.
Toplumdaki ünlü kişilerin sözlerinin ve davranışlarının sorgulanmaksızın örnek alınması kutsallaştırmaktır. ‘’Falan kişi için ölürüm’’ demek, ‘’O ne dese , ne yapsa doğrudur’’ mantığıyla doğru yanlış demeden bir kişiyi örnek almak yada ”o ne dese yaparım yeter ki gönlü olsun, benimle olsun” mantığıyla yine sorgulamadan, doğru yanlış önemsemeden onun arkasında durmak, hatta itaat etmek, kul köle olmak kutsallaştırmak olur.
”Eşim, oğlum, kızım, vb. ne dese yaparım” ”Benim çocuğum yapmaz” mantığı onları kutsallaştırmak değil midir? Böylece çocuğun yaptığı yanlışlara göz yummak, önemsememek, hatta yapılan yanlışları örtbas etmek onu kutsallaştırmaktır. Oysa herkes hata yapar ve yanlışlıklara göz yummak değil, aksine aynı yanlışların tekrarlamaması için mücadele etmek sorunları çözebilir.
Bilhassa son yıllarda anne babalar, kendi yetiştirilme tarzlarından duydukları mutsuzluğu çocuklarını mümkün olduğunca özgürce yetiştirerek gidermeye çalışıyorlar. Bir yere kadar buna olumlu bakabilirsiniz. Oysa makyavelist bir mantıkla “Yaşa ve yaşat, çocukları serbest bırak” diye işe başlarsanız bu ancak aileyi çocuk merkezli yapmak olur. Bu da çocukların ihtiyaçları olan özgüveni biraz fazlaca geliştirmelerine ve tabiri caiz ise ukalalaşmalarına sebep olabiliyor. Bu da çocukların kendilerini başkalarından daha değerli ya da öncelikli zannetmelerine fırsat vermektir. Bir manada kutsallaştırmak…
Halbuki, hayatın çetin yollarına hazırlıklı olması adına onun doğru yetiştirilmesi esas görevimiz olmalıdır.
Çocuğunuz şımartılmaya alışmışsa, belli bir zamandan sonra frene basmanız ve taktik değiştirmeniz kolay olmayacak. Mızmızlanmalara ve kavgalara hazır olun. Şımartmaktan yavaş yavaş vazgeçmeniz ve bu konuda süreklilik sağlamanız gerekir. Bu tabii ki hem anneler hem de babalar için geçerli… Her iki taraf da aynı şekilde bir tutum sergileyerek kararlılığını ortaya koyması ve çocuğun durumun ciddiyetini anlamasına yardımcı olması gerekir.
Yıllarca evveldi. Bir komşumuza bayram ziyaretine gitmiştik. Oturduk, sohbet ediyorduk. Evin üç yaşındaki çocuğu babasına seslendi. “Kalk oradan, koltuğa ben oturacağım.” Baba, derhal kalktı. “Gel otur yavrum” dedi. Biraz sonra çocuk babasına döndü: “Ben burada sıkıldım,” dedi, “senin başına oturacağım.” Baba derhal kalktı. Çocuğu aldı, başına oturttu. Aradan yıllar geçti, hâlâ unutamadım. Daha nelerle karşılaşmadık ki… Bir komşumuz da üniversiteye giden kızının ağzına çatalla yemek götürüyordu. Daha bu şekilde yüzlerce misal sıralayabiliriz. Bu durumu sevgi ile karıştırmamak lazım.
Hepsinde ortaya bir gerçek çıkıyor. Çocuk evde put haline getiriliyor. Sonra da şikâyetler, feryatlar, dövünmeler başlıyor. Biz nerede yanıldık diyorlar.
Bir anne babanın çocuğuna kazandıracağı en büyük değerlerden biri onu kanaat sahibi bir insan olarak yetiştirmektir. Çocuk çok küçük yaştan itibaren elindekiyle yetinmeye, ona kanaat etmeyi, verdikleri için de Allah’a şükretmeyi öğrenmelidir. Elindekiyle gözü doymayanın hayatta mutlu olması beklenemez.
Elbette çocuğunuzun özgüvene ihtiyacı var. Ancak özgüvenle şımarıklığı, kibiri ve kuralsızlığı karıştırmamasını da sağlamak ailenin görevi olmalıdır.
Sizler halen “Benim oğlum hata yapmaz, yalan söylemez” mi diyorsunuz?
Eh, artık siz bilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

nineteen + 20 =