Kuzey Kıbrıs’ı mutlaka görünüz…

Kuzey Kıbrıs’ı anlatırken  en son sözü en baştan söylersek, mutlaka gidilip gezilmesi gereken bir yer. Doğa’nın cömert davrandığı, farklı kültürlerin buluştuğu turistik özelliklerin ötesinde Türkiye’ye göre daha ekonomik tatil yapma şansının olduğu bir adayarısı…



Kuzey Kıbrıs’ta doğa ve tarih içiçe / Girne


Kuzey Kıbrıslılar, Doğu Akdeniz’in en temiz denizine sahip olmakla da övünüyorlar… Kıbrıslı olmayan birisine sorsanız Kıbrıs denilince aklına “Sorun” gelse de aslolan bu saydıklarımız…


Girne’nin Ozanköy bölgesinde kaldığımız Altınkaya Hoteli resepsiyonundaki  İngiliz Sandra, Londra’nın güneş görmez, rutubetli havasına Kuzey Kıbrıs’ı tercih ettiğini ve orada yaşamaktan gerçekten mutlu olduğunu söyledi. Kuzey Kıbrıs’ı cendere altında tutan ekonomik izolasyon, sanayinin ve turizmin gelişmesini engellese de doğanın Güney’e kıyasla daha korunmuş olarak kalmasına neden olmuş…



Doğanın cömert davrandığı ada: Kıbrıs


Kuzey Kıbrıs’a yaptığımız kısa gezi sonrasında her yerde bulabileceğiniz gezilecek görülecek turizm yazısından daha çok, Kuzey Kıbrıs’ın nabzını tutmaya yönelik notlarımızı aktarıyoruz… “Bu yaz mutlaka yolunuz Kuzey Kıbrıs’a düşşün…”, “Kıbrıs’ı mutlaka ama mutlaka görmelisiniz” diyoruz…



Bakımsız evler / Girne


NÜFUSUN 5/2’Sİ TÜRKİYE’DEN


Kuzey Kıbrıs’ın nüfusu 210 bin dolayında. İngiltere’de ise 150 binden fazla Kıbrıslı Türk’ün yaşadığı sanılıyor. İşsizlikten dolayı dış göç verdiğinden nüfusun yüzde 10’dan fazla artması pek beklenmiyor. Nüfusun yüzde 40’ına yakınını Türkiye’den gelen göçmenlerin oluşturduğu sanılıyor. Ayrıca nüfusun yüzde 3’ü İngiliz göçmenler ve yüzde birinden azı da Rum ve Lübnan kökenli Maronitlerden oluşuyor. Adada, 30 ile 50 bin dolayında Türk askeri ve çoğu Türkiye’den olmak üzere dışarıdan gelen 35 bin Üniversite öğrencisi de bu sayının dışında tutuluyor.


Kıbrıslı Türkler, bürokrasi ve genellikle hizmet sektöründe, Türkiyeli göçmenler ise çiftçilik ve işçilik yaparak yaşamlarını kazanıyorlar. Siyasette de yönetici sınıfını Kıbrıslı Türkler oluşturuyor.


Kıbrıslı Türkler, özellikle Türkiye’den gelen göçmen nüfusun baskın çıkmasıyla kendi kültürlerinin giderek yok olmasından kaygılanıyorlar.


Girne’nin ana sahilinde kiliseler ve tarihi binaları aralarına sıkıştırmış kişiliksiz yapıların arasından arka sokaklarda Kıbrıslı Türkler’in otantik yaşamına ilişkin ipuçları aramaya koyuluyoruz. Yol sorduğumuz bir kadın, son cümlenin son hecesini yayan ağır Kıbrıslı aksanıyla Kıbrıslı Türkler’in artık kalmadığını ve kendilerinin asimile olduğunu söylemeden edemiyor ve “Öyle otantik yerler kalmadı artık” diyor. Belki de sosyologların, “Türkiye’nin en geri bölgelerinden göç sağlanmasının uyumsuzluğu” tanısını koyabileceği bir çatışmanın yaşandığını düşünüyoruz…


TRAFİK TERSTEN


Kuzey Kıbrıs’ta eski İngiliz sömürge döneminden kalma trafik soldan işliyor. Otomobillerde direksiyon sağdan olması gerekir diye düşünüyorsunuz tabii. Neredeyse yarıya yakını Türkiye yöntemi soldan… Elektrik prizleri de İngiltere yöntemiyle üçlü…


Trenin olmadığı ve toplu ulaşımın yetersiz olduğu Kuzey Kıbrıs’ta özel otomobil ve motosikletler yaygın olarak kullanılıyor. İzolasyon haberleriyle üzülsek de 2 yıl önce nüfusuna göre en fazla BMW ithal eden ülke olduğunu öğreniyoruz. Yollarda yenileri kadar eski, hatta antik değerinde araçlar da göze çarpıyor. Plakalar iki harfli ve iki rakamlı…


Turistler için en büyük kolaylık ise araç kiralama şirketlerinin neredeyse bakkal sayısı kadar çok olması. Her otelde ve her caddede rastlayabileceğiniz kiralama şirketlerinde bir otomobilin günlük kiralısı 10-15 Sterlin arası değişiyor.


EN ÇOK TURİST İNGİLTERE’DEN


Kuzey Kıbrıs’ın yatak kapasitesi 20 bin ve adaya en çok turist de Türkiye ve İngiltere’den gidiyor. Bunun nedenlerinden biri de İngiltere’deki Kıbrıslı Türkler’e ait turizm şirketlerinin büyük ve verimli çalışması denilebilir… Ayrıca,  İngiltere’nin eski bir sömürgesi olması, Kuzey Kıbrıs’ı, yeni keşfedilecek bir mekandan öte bilinen bir yer konumuna sokuyor. İngilizler adadaki siyasi sorunlara karşın korkulacak bir şey olmadığını da iyi biliyorlar…



Sahilde turistler / Girne


Girne’de sahil kenarında denize bakan bankların üzerinde yorgunluk atan turistler arasında en dinç görünene mikrofon uzatıyorum. Adı Cecilia Samuels… Paket turla Güney’e gitmişler. Gelmişken Kuzey’i de görelim demişler… “Türkler sıcakkanlı ve dost insanlar” diyor. Kıbrıs’ta bir ay harcayacaklarını ve şimdilik yalnızca fiyatlara göz atmalarına karşın Kuzey’i epeyce de ucuz bulduklarını sözlerine ekliyor.


AKTARMALI UÇUŞ EK MALİYET YÜKLÜYOR


Kuzey Kıbrıs Türk Havayolları (KTHY) İngiltere Temsilcisi Atala Ulutürk de, İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a Türkiye aktarmalı uçuşun yolcu başına fazladan 90-100 Sterlin dolayında ek maliyet yüklediğini söylüyor.  



KTHY İngiltere Temsilcisi Atala Ulutürk


Ulutürk, İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a direk uçuşlarda iyimser olmadığını vurgulayarak şu bilgileri veriyor:


“KTHY, İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a Türkiye aktarmalı olarak yılda 890 sefer düzenliyor ve 125-130 bin arası yolcu taşıyor. Eğer direk uçulmuş olsa saat bazında elinizdeki uçak filosunu daha verimli kullanma imkanınız olmuş olur. Dolayısıyla bir uçak, gece de dahil günde iki üç sefer yapma şansı varken bunu yitiriyor. Ayrıca direk uçulamayınca boşuna konma konaklama ücretleri maliyete ekleniyor. Kalkış yakıtı da maliyetleri artırıcı unsurlar arasında…”


“Direk uçuş olmaması KKTC için ciddi bir turist kaybına neden oluyor mu?” sorumuzu da Ulutürk, “Yani tabii ki İngiliz turistler de zaman zaman Larnaka üzerinden bu hattı kullanıyorlar ancak genede bizim frekans fazlalığımız, İngiltere’den 6 noktadan uçulması yolcu potansiyelimizi belirli bir seviyede tutmamızı sağlıyor” diye yanıtlıyor.


KUMAR TURİZMİ VE NİGHT CLUB’LAR


Kuzey Kıbrıs’ta deniz, kum ve güneş turizminin ötesine geçebilen, ne yazık ki kumar turizmi… Oysa, yılın 11 ayı turizm için elverişli “caretta”ların diyarında denizaltı ve yat turizmi ilgi bekliyor.


Başkent Lefkoşa, Gazimağusa ve Girne gibi büyük şehirlerdeki hotellerin gazinoları başta Türkiye’nin kumarbaz ünlülerini ağırlıyor. Arap şeyhleri ve İsrailli zenginler de bu kumarhanelerde eğlenmek için bir araya geliyorlar…


KKTC hükümeti, gelir getirse de kumar turizminden pek memnun görünmüyor. Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, kumarhaneler açısında Kuzey Kıbrıs’ın AB ve ABD’de itibarı olmadığını vurgulayarak, buna köklü çözüm getirecek bütünlüklü bir yasa çalışması yaptıkları ve bu taslağı kumarhane sahiplerine de ilettiklerini bir süre önce açıklamıştı.



The Colony’nin faytonu / Girne


Girne’de ana meydanı gezerken rastladığımız dev hotel ve gazinonun “The Colony” adı şaşırtıyor. Eski sömürge bir ülkede sanki o dönemi özlercesine “Sömürge-Colony” adının konmasının alemi var mı diye düşündürüyor. Hotel, adadaki eski İngiliz sömürgecilerin adaya İngiliz nüfusunu çekmek ve yerli halka da güçlü oldukları imajı vermek için inşa ettikleri dev mimariden esinlenildiği izlenimi veriyor. Günümüzde devlet dairesi olarak kullanılan bu tür binaları ayakta tutan sarı taşlar, The Colony’nin de yapı taşını oluşturmuş…


Otelin önünde duran faytonun seyisine “Merhaba” diyoruz. Adının Süleyman Şeker olduğunu söyleyen siyah mafya gözlüklü seyis, atların Polonya’dan, faytonun ABD’den, kendisinin Bulgaristan’dan, Hotel müşterilerinin ise dünyanın dört bir yanından geldiğini söylüyor. İşi çok basit. Çoğu kumarbaz Hotel müşterilerine Girne turu yaptırmak ve bir tablodan fırlamış gibi duran Polonyalı küheylanı mutlu tutmak…



Şehir dışındaki Night Club’lardan Lions Garden


Büyük şehirlerin dışında milyonlarca Sterlin harcanarak yapılan Night Club’lar da Kuzey’in yükselen değerleri arasında. Night Club’larda Rus ve Moldovyalı genç kadınlar çalışıyor.


Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, özellikle Mayıs 2004’te Yeşilhat’ın AB hududuna dönüşmesiyle insan kaçakçılığının arttığını ve hayatını tehlikeye atarak gemilerle adaya kaçak insan sokulduğunu söylüyor. “Gece Kulüpleri ve Benzeri Eğlence Yerleri Yasası” altında Doğu Avrupa’dan adaya çalışmaya gelen  kadınların “insan kaçakçılığı kurbanı” olduklarını da söyleyen Erk, “yasanın, bu kadınların fuhuş için kullanılmasına bir kılıf olabileceğine” ilişkin endişeleri de dile getiriyor.


Night Club’lar gibi yükselen değer sayılan bir diğer eğlence biçimi de tv’den izlenen Türkiye’deki at yarışları üzerine bahislerin oynandığı 6’lı ganyan… İngiltere’deki köpek yarışları da daha önce adanın bu yarısında da mekan tutmuş… Lefkoşa-Gazimağusa yolu üzerinde köpek yarış pisti bile bulunuyor.



Sahil kafesi / Girne



Sahil / Girne



Sahil şeridinde eski taş yapılar / Girne


GİRNE’NİN ARKA SOKAKLARI


Kuzey Kıbrıs’ın nabzını tutabilmek için turistik sahil şeridinden arka sokaklara yöneliyoruz. Yol yapım çalışmalarının Türkiye tarafından finanse edildiğini belirten bir tabeladan sonda her yer delik deşik…



İnşaat sektöründe ucuz emek Kürt işçiler / Girne


Ucuz İşçiler kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar. İşçilerden İmam Bakırbulut, Güney Doğu’dan geldiğini söylüyor, 98’den bu yana Kuzey Kıbrıs’a mevsimlik olarak inşaat işinde çalışmaya gelip gidiyormuş… “İnşaatlarda yatıp kalkıyoruz. Sigortamız falan yok” diyen Bakırbulut, yeni evli olmasına karşın Türkiye’de iş yokluğundan buralardaymış… Günde 30 bin YTL aldığını söyleyen işçi, Kuzey Kıbrıs’ın yerli halkının kendilerini sevmediğinden yakınıyor.


Kaldırıma çömeliyor ve Bakırbulut’un işini engellemeden sohbeti koyulaştırıyoruz. İşveren 1 yıllık çalışma izniyle Türkiye’den getirdiği işçileri süresi dolmadan geri gönderiyormuş. Nedeni de işçilerin çalışma süresi 1 yılı geçerse sigorta ve sosyal hakları sorun olabilirmiş…


Daha sonra Kuzey Kıbrıs’ın; Kürt işçilerden başka, 2 yıl çalışıp bedelli askerlik hakkı kazanmak isteyen gençler ile AB ülkelerine kolay vize almak isteyen umut yolcuları için de çekici olduğunu öğrenecektik…


Girne’nin arka sokaklarında üç katlı binaların en altındaki kahvelerde naylon sandalyelerin üstünde al kızı ve papazı kağıt oynayan Kıbrıslı Türkler, beni hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Oysa ben, bahçesi mis gibi yasemin kokan ve üç tahta sandalyeye kurulmuş Kıbrıslı Türklerin koyu muhabbetlerine mekan olan kahvehanelerde Türk kahvesine göre daha hafif “sade” Kıbrıs kahvesini yudumlayacağımı sanmıştım.



İkiz taş evlerin ilki restorasyon kurbanı / Girne


Eciş bücüş evlerin arasında 1912 yapımı ikiz taş evler dikkatimi çekiyor. Hayranlıkla izlediğim evlerden biri restorasyon kurbanı olarak fotoğrafta yer alıyor… Bahçelerdeki dev kaktüsler, portakal ve limon ağaçları, sanki Akdenizliliğin ayrıcalığını anlatıyor. 



Kıbrıslı kadın İngiliz yasemini tanıtırken


Köstebek yuvasını andıran yol boyunca keyif veren güzel kokunun gerekçesini bahçe duvarına oturmuş Kıbrıslı yaşlı kadın, “İngiliz yasemini” diye açıklıyor. Yollardaki palmiye, zakkum, selvi, mimoza ve keçiboynuzu ağacı harnuplar, kentin doğal dekorunu oluşturuyor.


EKONOMİ YİNE DE DÖNÜYOR


KKTC’de izolasyonlar dış ticaret dengesini bozmuş. KKTC’li 2004 verilerine göre 62 milyon Dolar’lık ithalat, 852 milyon Dolar’lık ihracat yapmış… Aradaki fark bütçe açığı tabii.



Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, turizm ve üniversiteler dahil hizmet sektörünün KKTC ekonomisi için lokomotif olduğunu belirterek hedefin turizm gelirini 400 milyon Dolar’dan 1 milyar Dolar’a çıkarmak olduğunu söylemişti.


İzolasyonlar ve Türkiye yardımlarıyla çok sık basında yer alan Kuzey Kıbrıs’ın lokomotif sektörü turizm, bugünlerde yerini inşaatlara bırakmış görünüyor. İnşaat sektörünün patlaması, Annan Planı’nda Güney’e kaçan Rum arazilerinin üzerine inşa edilen bina olması durumunda eski sahiplerine bina değerinin belli bir oranının ödenebileceği maddesine bağlanıyor. Yapılan binaların çoğu villa… Müşterileri ise İngilizler ve  İngiltere’deki Kıbrıslı Türkler…


Kuzey Kıbrıs’ın kuzey doğuya doğru hançer gibi uzanan sivri ucu Karpaz’a doğru otomobille gezerken yazar arkadaşımız Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Siyaset Bilimci Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan, villaların son bir kaç yılda mantar gibi bittiğini söylüyor. Villaların değeri 50 bin-100 bin Sterlin arasında değişiyor. Son aylarda satışlarda büyük düşüş yaşanmış. Nedeni de Rum Kesimi’nin eski Rum arazisi üzerine villa yaptıran İngiliz Orams çiftine hem Güney’de hem de İngiltere’de açtığı itiraz davası… Her ne kadar KKTC hükümeti güvence verse de İngilizler “Ne olur ne olmaz” diyerek ev almaktan vazgeçmişler. Hatta verdikleri kaporayı yakanlar bile olmuş…


Kuzey Kıbrıs’ta villa inşaatlarının yanı sıra, kentlerde yol çalışmaları ve belki de toplumsal bilincin gelişmesiyle tarihi yapıtlardaki restoran çalışmaları göze çarpıyor.
Ülkenin milli geliri, Türkiye’nin neredeyse iki katı olan kişi başına 8 bin Dolar olsa da gayri resmi olarak 15 binlere dayandığı sanılıyor. İşçi dövizi, kara para ve yolsuzluk, milli geliri artıran unsurlardan sayılıyor.



İbrahim Soydan / Üniversite mezunu ama şoförlük yapıyor


İşsizlik de hükümetin çözmesi gereken sorunlardan. Otelin servis şoförü İbrahim Soydan, spor akademisini bitirmiş. Üniversite arkadaşlarının çoğunun polislik dışında kendisi gibi ilgisiz işlerde çalıştığından yakınıyor… Eskiden işsizler Londra’yı kazanç kapısı olarak görürmüş. Bu günlerde Londra ilgisi de azalmış.



Kıbrıslı Gazetesi Editörü Rasıh Reşat


Lefkoşa’da geçen yıl restore edilen Osmanlı yapısı Büyük Han’da Kıbrıslı gazetesinin editörü Rasıh Raşit ile söyleşiyoruz… Raşit, hükümetin eli kolu bağlı olduğundan ekonomideki yavaşlıktan dolayı eleştirilirken insaflı davranılması gerektiğini söylüyor.


Gazeteci Reşat, “Türkiye dışında tanınmadığı için hükümetin dış ilişkilerde, izolasyonlardan dolayı da ekonomide yapacakları sınırlı” diyor…



Sahil şeridi / Girne


Kuzey Kıbrıs’ta göze çarpan bir başka olgu da Türkiye geneliyle kıyaslandığında kadının ekonomide daha çok yer aldığının çıplak gözle görülüyor olması. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın eşi Oya Talat, “KKTC’de kadının konumu göreceli olarak bazı ülkelerden ileride ama gelişmiş ülkelere kıyasla çok geride” diyor. Oya Talat’a göre, Kuzey Kıbrıs’ta çalışan kadınların oranı yüzde 35. Bu rakam, Doğu Akdeniz’de Ortadoğu’ya kıyaslanamayacak kadar yüksek sayılıyor.



Ferit Öztürk, İnternetten alınan İngiliz araçlarıyla


İnternetin çok yavaş olduğu, kablolu bağlantının Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar sorunlu olduğu Kuzey Kıbrıs’ta yine de e-ticaretin yaygın yapılıyor olması şaşırtıcıydı. Öğretmen Ferit Öztürk, otomobilini internet aracılığıyla İngiltere’den aldığını söylüyor ve ekliyor:


Binek araçlarda 3 yaşından genç, tek kapılılarda 12 yaşından genç olması gerekiyor. 1996 Ford Transit modeli, netten 700 Sterlin vergi ve ulaşım masrafları sonrasında 2 bin 500 Sterlin’e maloldu. Piyasa değeri 3 bin Sterlin’in üzerinde…”


Öztürk, kardeşinin de e-ticaret ile İngiltere, Almanya ve Japonya’dan hafif kazalı binek otomobiller, kamyonet ve tırlar ithal edip, adada sattığını anlatıyor…



Kıbrıs Türk’ünün lideri Fazıl Küçük’ün Lefkoşa’daki büstü


“SİYASETTE KARMAŞA”


Kuzey Kıbrıslı’lar, dış dünyadakilere belki stresli gelebilecek “Kıbrıs Sorunu”nu konuşmayı bir dama taşı oynar gibi doğal hale getirmişe benziyor. KKTC Londra Turizm Ofisi yetkililerinden Kadir Doruhan ile sohbet ediyoruz. Doruhan, çocukluklarından bu yana evde, çarşıda, okulda, kahvede hayatın her alanında Kıbrıs sorununu tartışmak ve dinlemenin yerine aslında sinemayı, tiyatroyu konuşmak isterdik” diye hayıflanıyor… Doruhan, sorunun bir şekilde çözüleceği ve bundan sonraki kuşakların sanatı konuşacağı iyimserliğini koruyor…


Kuzey Kıbrıs’ın 50 milletvekillik parlamentosunda sosyal demokrat CTP ve yeni kurulan muhafazakar Reform Partisi (CTP-Özgür Parti) koalisyonu henüz balayı günlerinde. Geçen haftalarda bozulan koalisyonun eski ortağı DP, Türkiye’deki AK Parti’yi KKTC siyasetini yönlendirmekle ve yeni koalisyonu organize etmekle suçluyor. Ana muhalefet partisi UBP ise siyaset yarışında lider değiştirerek iddiasını sürdürmeye çalışıyor.


Sohbet ettiğimiz dostlarımıza, “DP’nin lideri olan eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’ı soruyorum.”Babası haliyle yönlendirmek ister ama Serdar Denktaş artık danışmanları ve kadrosuyla kendisine özgü bir çizgi oluşturdu” yanıtını alıyorum.


Geçen yıl Annan Planı’nın yapıldığı referandumda “Yes be annem!”sloganıyla “Evet”i destekleyen ve bu rüzgarla Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunu kapan CTP’nin oylarının giderek geriye saydığı sanılıyor. Kuzey Kıbrıs’ta referandumdaki “Evet”in diyetinin alınamaması halkta bir moral çöküntüsü yaratmış. Gazeteci Reşat’a göre Referandum kampanyasında “Evet”çilerin kantarın topuzunu kaçırmaları, “Evet”in çoğunluğu sağlamasıyla her sorunun çözüleceği sözünün yarattığı bir çöküntü bu.



Siyaset Bilimci Ydr. Doç. Dr. Birol Ertan


Akademisyen Ertan da adadaki işsizlik ve yolsuzlukla mücadelede ileri adım atılamamasını, koalisyon partilerini yıpratan olgulardan sayıyor… Ertan’a göre adadaki sağ ve sol kavramlar da karışmış durumda. Örneğin iktidar partisi CTP, Güney’deki benzer çizgideki AKEL ile referandumu destekleme konusunda yolları ayırırken Türkiye’deki sol partilerin yerine muhafazakar AK Parti ile iyi anlaşıyor. Yine KKTC’de muhafazakar çizgideki Rauf Denktaş ise en çok desteği Türkiye’deki Doğu Perinçek’in liderliğini yaptığı Maocu Aydınlık gurubundan alıyor. Ertan’ın gözüne çarpan bir başka nokta da olası iktidar partisine yakın olabilmek için aynı aile üyelerinin bilinçli olarak farklı partileri desteklemesindeki yaygınlık…


ADALI’NIN KATİLLERİ BULUNAMADI


Kuzey Kıbrıs, her ne kadar Türkiye’nin uzantısı, en sonuncu ili görünümünde olsa da gündemi çok farklı. Kuzey Kıbrıs Türkü, Türkiye medyasını da izlemesine karşın başörtü, Şemdinli, Kürt televizyonu gibi konularda Türkiye’nin gündeminden çok uzak.


Kökten dincilikte Kuzey Kıbrıs, kendi şeyhini yaratmış. Kıbrıslı Şeyh Nazım tarikatının genç müritler edinmek için üniversitelerde çalışmalar yaptığı biliniyor. Lefkoşa’da Ülkü Ocakları’nın merkezi bulunuyor. KKTC’de öğrencilik yapan KKTC Ülkü Ocakları Başkanı’nın çek senet mafyası suçlamasıyla Kıbrıs Türk polisi tarafından Türkiye’ye sınır dışı edilmesi gündemi uzun süre meşgul etmişti…


Kuzey Kıbrıs’ta kamu vicdanını rahatsız eden önemli bir olgu da 10 yıl önce evinin önünde vurulan Yenidüzen Gazetesi yazarı Kutlu Adalı’nın katillerinin bulunamaması. Kuzey Kıbrıs’ın Uğur Mumcu’su sayılan Adalı’nın katillerinin de derin devlet ile işbirliği içindeki derin milliyetçilerin olduğu sanılıyor. Adalı, her yıl Temmuz’un ilk haftasında Lefkoşa’daki mezarı başında hasretle anılıyor.    
  
ESKİ VE YENİ KUŞAK FARKLI DÜŞÜNÜYOR


Kıbrıs’ta yaşı 50 ve üstü kesim, siyasi olarak adanın birleşip Rumlar’la bir arada yaşanabileceğine inanmıyor. Hatta daha iyimser gençleri de eski çatışmalı günleri bilmediklerinden tehlikeye açık olarak görüyorlar.


Muhafazakar kesim ve yaşlılar, bu bağlamda anavatan Türkiye’nin izlediği siyasete yazgılarını bağlamayı tercih ederken gençler ve sol kesim ise adanın birleşmesi ve iki toplumun ortak Kıbrıs kültürüyle bir arada yaşayabileceğini umuyor.


Yeni kuşak, Güney’deki yeni kuşağın kendileri gibi düşündüğü savını öne sürseler de Güney’de referandumda “Hayır” çıkmasının hayal kırıklığı hâlâ konuşuluyor.


Adanın kuzeyindeki 7 televizyon kanalı ve 10’dan fazla gazetesinde de yukarıdaki iki ayrımı gözlemek mümkün. Adanın en popüler tv kanalı Genç Tv ve en sivri dilli gazetesi ise Afrika… Afrika, iktidar Partisi CTP’yi, “Muhalefetteki söyleminden vazgeçerek eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın statükocu konumuna gelip oturdu” diye eleştiriyor.


Afrika’nın radikal dili, pek çok Kıbrıslı Türk’ü kızdırmaya yetiyor. Adalı bir grup radikal gazeteci, şair, yazar ve araştırmacı Kıbrıslı Türk’ü “Kıbrıslıtürk” olarak tek kelime yazarak Türkiyeli Türkler ve Rumlar’dan “ayrı bir kimlik” mesajı veriyor…



Büyük Han / Lefkoşa


KIBRIS YEMEKLERİ


Beş parmak şeklinden dolayı adlandırılan Beş Parmak Dağları’nı ve adanın kuzeyi ile güneyinin bir uçta birleştiği Dipkarpaz’ı geziyoruz. Karpaz bölgesi daha yeşillik ve evleri daha korunmuş görünüyor… Bize mihmandarlık eden dostumuz Ferit Öztürk, ilkokul öğretmeni. Ailesi, ilk Türkiyeli göçmenlerden… Son seçimlerde iktidardaki koalisyon ortakları aday olması için ısrar etmişler. Yöredeki köylülere göre, Öztürk eğer seçimlere katılsaymış, ikinci Türkiyeli göçmen milletvekili olması işten bile değilmiş…


Ferit Öztürk’ü yol boyunca bütün köylüler tanıyor. Karpaz yolunda mantar gibi biten villaları görüyoruz. Pamuklu Köyü’nde “Hemşehrim” diye tanıttığı Yozgatlı göçmenlerin mutluluk fotoğrafını çekiyoruz. Hayvancılık ve çiftçilik ile uğraşan köylüler, Ferit Öztürk için kuzu kesiyorlar…



Yumurtalı yabani kuşkonmaz


Yolda küçük köylü kızları yabani kuşkonmaz (asparagus) satıyorlar. Bir gazeteci olarak bu kelimeye hiç bulaşmasak desem de Ferit Öztürk ve Birol Ertan “Mutlaka tatmalısın” diyerek yoldaki restoranların birinde yumurtalı kuşkonmaz ve yine yabani sayılan kavcar mantarı, levrek eşliğinde ısmarlanıyor.



Kavcar otunun altında yetişen kavcar mantarı ızgarası


Salatadaki maydanoz benzeri kişniş otu, damağa bir hoşluk veriyor. Tabii adanın adıyla anılan “Kıbrıs patatesi” kızartmasıyla da diyeti tamamen bozuyoruz… Kuzey Kıbrıs’ın üç yanı deniz olmasına karşın balıklar Türkiye’den geliyormuş.



Pirohu


Kıbrıslı Türkler’in salyangoz yediğini de bu gezide öğreniyoruz. Lefkoşa’da Büyük Han’da içinde nane ve Kıbrıs’a özgü hellim peynirli mantı olan Pirohu’yu da beğendiğimi de yazmalıyım.


Meze kültürünün de gelişmiş olduğu Kuzey Kıbrıs’ta tatmanız önerilen yemekler arasında “Arap kökenli molohiya, şeftali kebabı, kuyu ya da küp kebabı, yalancı dolma, kolakas ve bumbar” sayılabilir… 


Bu arada Kıbrıs’a özgü “Hellim” peynirini saymayı unutmamalıyız. İngiltere’nin Kuzey Kıbrıs’tan hellim getirilmesine izin vermemesi, İngiltere’deki Türkler’in en çok canını sıkan yasaklardan… Oldukça sert bir peynir olan hellim, tuzundan arındırmak için sıcak suda bekletilip az bir zeytinyağda kısık ateşte kızartılarak başlangıç yemeği olarak servis ediliyor. Hellimi tadarsanız, Londra’daki Kıbrıslı Türkler’in kızmasına hak verirsiniz…



Dipkarpaz Kilisesi ve Camii’si


TÜRKLERLE BARIŞIK YAŞAYAN RUMLAR


Dipkarpaz Köyü’nde ayrışma döneminde kaçmayan Rumlarla Türkler’in barış içinde yaşadıklarına tanık oluyoruz. Rumlar’ın yaşamadığı Pamuklu’da kiliseden dönme camiye rastlasak da Dipkarpaz’da Rum nüfusu gözönüne alınarak ibadet özgürlüğüne saygı gösterilmiş ve kiliseye dokunulmayarak arkasına yeni bir cami inşa edilmiş. Dipkarpaz’ın 2 bin 750 nüfusunun 300’ünü Rumlar oluşturuyor. Genellikle kendi kahvelerinde zaman geçirmelerine karşın çoğu Karadenizli göçmen Türklerle barışık yaşadıklarını, birbirlerine gidip geldikleri anlatılıyor. Kız alıp vermeye gelince iş değişiyormuş… Gerçi 10 yıl önce iki evlilik yaşanmış ama yürümemiş…


Dipkarpazlı Rumlar’ın bir özelliği de Rum Kesimi tarafından “Mahsur” kalmış vatandaş statüsünde olmaları. Bu mahsurluk statüsü, hani hemşehrisi Türkleri kıskandıracak cinsten… Dipkarpazlı Rumlar’a her hafta BM Barış gücü aracılığıyla erzak ve ayda da 100 Kıbrıs Lirası maaş gönderiliyor. Ayrıca çocuk yardımı, nüfusu çoğaltmayı teşvik edecek cinstenmiş… Bütün buna karşın Rumların nüfusunun ayrışma tarihi 1974’ten bu yana artmamasının nedenini eğitim olanağı olmamasına bağlanıyor. Ortaöğrenim için Rum Kesimi’ne geçen çocuklar, eğitimlerini tamamladıktan sonra köylerine dönmek yerine Güney’de iş bulmayı tercih ediyorlarmış. Rum Kesimi, onun da çaresini düşünmüş. Şimdi Dipkarpaz Köyü’nde eski bir Rum evi, “Dipkarpaz Rum Okulu” adıyla hizmete sokulmuş. Hayret edilecek belki ama okulun 7 öğrencisi, 15 öğretmeni bulunuyor…



Apostolos Andreas Kilisesi


Dipkarpaz’da Ortodoks aleminin kutsal gördüğü Apostolos Andreas Kilisesi’ni geziyoruz. Her pazar Rum Kesimi’nden turistlerin geldiği ve kilisenin karşısındaki tezgahlarda üzerinde renkleri birbirine karışmış kilise resimli melamin tepsi benzeri Türk malı hediyelik eşyaların da Rumlara hizmete amade olduğunu görüyoruz. Kilise büyük bir onarımdan geçmiş. Kilisedeki bakıcı ihtiyar Rum kadın, bizi görünce selamımızı kabul etmiyor ve başını yana çevirip söylenmeye başlıyor… Ferit Öztürk, “Aldırma! Türklere küskünlüğü geçmedi hâlâ” diye yanıtlıyor…



Dipkarpaz’ın uç noktasına yakın sahil…


Dipkarpaz’ın uç noktasına doğru yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Alabildiğince masmavi gökyüzüne yemyeşil tarlaların yeşili yakışıyor. Tarım alanları tellelerle çevrili. Tellere bağlı renkli kumaş parçaları da rüzgardan uçuşuyor… Bütün bunların koruma altında özgürce dolaşan Kıbrıs eşeklerini kaçırtmak için korkuluk işlevi gördüğünü öğreniyoruz. Birol Ertan, eşekleri koruma yönteminde çifçilerin gözardı edildiği ve mağdur bırakıldıklarını söylüyor.


Yolda sağlayarak geçtiğimiz (çünkü trafik tersten işliyor) ciptekilere, Ferit Öztürk, “Selam Lefter” diye bağırıyor… Şamata yaptıkları belli olan çoğu çocuk ciptekiler de coşkuyla bize el sallıyor… Ferit Öztürk, ciptekilerin Rum aile olduğu ve ses çıkararak tarlalarındaki eşekleri kaçırtmaya çalıştıklarını söylüyor.



Doğu Akdeniz’in incisi sayılan Altınkum Plajı


EN ÇOK GÖÇMEN VEREN KÖY: KALEBURNU


Yolda Akdeniz’in en temiz ve en iyi kumsallarından Altınkum sahilini tepeden gözleme şansımız oluyor. Güneşin batımı yakın olduğundan dağ eteklerine taşan kumlar altın gibi parlıyor ve farklı bir gezegende kraterler görünümü veriyor. Altınkum’un Doğu Akdeniz’in incisi olduğu bilgisini ediniyoruz.


Kıbrıs haritasında Kuzey Doğu’ya uzanan en sivri uca gidiyoruz. Adanın kuzeyi ve güneyindeki denizin birleştiği noktadayız. Biraz ötedeki yüksek kayada her yerde olduğu gibi protokol gereği Türk bayrağı öncelikli olarak sağda, KKTC bayrağı ise solda dalgalanıyor.


Dönüş yolunda Kaleburnu Köyü’ne uğruyoruz. Köy kahvesinde herkesle tek tek selamlaşıyor ve tek tek “Hoşbulduk” diyoruz. Kaleburnulu Hasan Şah, bize adaçayı ikram ediyor. Kahvede çaylar adet olduğu üzere şeker atılmış olarak geliyor. Şah, Kaleburnu’nun 1974 harekatında Rumlara karşı büyük direniş gösterdiğini ve akıllı oyalama taktikleri sayesinde esir düşmekten de kurtulduğunu anlatıyor. O günlerde verilen 7 şehit anısına yaptırılan caminin adı da 7 Şehitler Camisi…



Kaleburnu Köyü’nden Hasan Şah’ın selamı var


Köyün tarihiyle övünen Şah, Kıbrıs’ta ilk Türkçe gazeteyi çıkaran Türk’ün Kaleburnulu Okan Mehmet Remzi olduğunu söylüyor. 20’nci yüzyılın başlarında Türkiye’ye, ikinci yarısında da İngiltere’ye en çok göç veren köyün Kaleburnu olduğundan yakınan Şah, 2 cenaze arabalı  7 Şehitler Camii’sinin, avizeden klimaya çok konforlu olmasını da gurbetteki hemşehrilerinin vefasına bağlıyor. Mustafa Şah, gurbetteki hemşehrilerine mutlaka “selam” yazmamı istiyor… Söz veriyorum, yazacağım diye…


“Hasan Şah’ın sizlere selamı var..” Sevgili okur, bir gün yolunuz Kuzey Kıbrıs’a düşerse bütün Kıbrıslı Türkler’in Mustafa Şah gibi sıcakkanlı ve misafirsever olduğunu göreceksiniz… Yolunuz mutlaka Kuzey Kıbrıs’a düşsün… “İyi ki geldik” diyeceksiniz…


İLK FOTOĞRAF: Faruk Eskioğlu, Karpazlar’ın en uç noktasında


______________


* Ayrıca Açık Gazete olarak TWI’a katkıları için teşekkür ederiz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.