Kuzeyden gelen esintiler ve uyum

Kuzeyden gelen esintiler ve uyum

0
PAYLAŞ

Arı Rasılaınen, İskandinavya’dan gelen bir şef. Cumhurbaşkanılığı Senfoni Orkestrasını, geçen perşembe ve cuma akşamı, o yönetti. Solist ise, 1730 yılında Napoli’de yapılmış, Alessandro Gagliano çellosu ile, Brezilya’dan gelen Antonıo Meneses’di. Brezilyalı müzisyan bir ailenin çocuğu, müzik yaşamı ise, ağırlıkla Avrupa, sonra Asya, Amerika arasında sürüyor. Antonın Dvorak’ın, Viyolonsel Konçertosu si minör op.104, seslendirildi. 19 uncu yüzyılın, bu Çek sanatçısının eserini, Brezilyalı bir sanatçıdan dinlemek de ilginç oluyor.
Amerikan folklöründen mi esinlendi, Çek folklöründen mi esinlendi, tartışmaları bir yana, tınıların yakınlığı ve sıcaklığı, sizi dolaştırıyor. Avrupa’damısınız, Amerika’damısınız, bu tınılar Ankara’da, baharın geldiğini müjdeliyor diyelim. Yüzyıl öncelerinden gelen bir çello, yine yüz yıl öncelerinden gelen bir beste ve 2013’ün baharı başlarken, Brezilya’dan gelen bir sanatçı ile Ankara’da yeniden yaşam buluyor. Alkışlar bitmiyor, Meneses, bisle Ankara seyircisine veda ediyor.
Arı Rasılaınen, konserin ikinci bölümde, Jean Sibelıus, 2.Senfoni re majör Op.43 ile, yine kuzeyden, Finlandiya’dan tınıları Ankara’ya ulaştırdı. İtalya-Finlandiya arasında yazılan bu senfoni, kuzeyin zengin tınılarını içermekle birlikte, orkestara’da ki tüm enstrümanları kullanma konusunda da, büyük bir zenginlik içermektedir. Ülkesinin tınılarını ileterek konseri sonlandıran şefi de, Ankaralıların alkışları uğurladı.
Bu arada Arı Rasılaınen’in, Alman Rheinland-Pfalz Devlet Filarmoni Orkestrası ile A. Adnan Saygun’un, bütün senfoni ve konçertolarının CD kayıtlarını yapmış olduğunu da, program notlarından okuyarak öğreniyorum. Arı Rasılaınen’i tekrar Ankara’da dinlemeyi, daha da ötesi yurt dışnda, Saygun seslendirirken dinlemeyi dileyelim.
Kuzeyden gelen bir başka esintide, Sevda Cenap And Müzik Vakfı, Uluslararası 30. Ankara Müzik Festivali’nde geçekleşti. Çarşamba akşamı da, Resim Heykel Müzesi’ndeydik. Bu salona ne zaman girsem utanıyorum. Cumhuriyet sonrası, dar olanaklarla böyle bir salon Ankara’ya kazandırılıyor. 45 yılı aşkın süredir Ankara’dayım, buna benzer demiyeyim, buna yaklaşabilecek yeni bir salon hala yapılamamış. Başkent Ankara’da, devletin ve belediyenin sanata verdiği değeri belgeleyen bir olgu.
İki kardeş. Samuelsen İkilisi. Maris Samuelsen abla, keman sanatçısı. Erkek kardeş Hakon Samuelsen ise çello sanatçısı. Bu tarihi salonda, bize Avrupa’nın tarihine ve coğrafyasında bir gezinti yaptırdılar. Norveçli sanatçı kardeşler, programlarına, ülkelerinden bir sanatçının eserini de koymuşlar. Ole Bull. Program notlarından, Şefik Kahramankaptan’ın aktardıklarını, aynen alıyorum.
“Norveçli ünlü kemancı ve besteci, ülkesinin ulusal kişiliklerinden biridir. Norveç’in bağımsızlığını savunmuş eserlerinde ülkesinin havasunu, suyunu, fiyordlarını, güzelliklerini yansıtmıştır. Edvard Grieg’in müziğe olan yeteneğini de Ole Bull keşfetmiştir. Doğduğu ve son yıllarını da geçirdiği Bergen’de keman çalarken bir heykeli kent mrkezinde bulunan Ole Bull’un keman parçalarının çoğu, Norveç’li müzisyenlerin dağarlarında sürekli yer almaktadır.”
Norveçli keman sanatçısı Maris Samuelsen, Norveç’li Ole Bull’un “A Moun tain Vision” eseri ile, ülkesinin güzelliklerinin esintilerini bizlere taşıdı. Fransa’dan Barriere, Macaristan’dan Kodaly, İtalya’dan Sollima, Belçika’dan GHYS ve düzenlemesiyle Servais, yine Belçika’dan Ysaye ve Almanya’dan Haendel’in, Norveçli Halvorsen düzenlemeleri ile keman ve çello tınıları arasında, Avrupa’yı dolaştık. Ülkelerinin müziğini dinledik.
İki saate yaklaşan konser boyunca, dinleyiciler de bıraktıkları en önemli izlenim ise, “Uyum” oldu. Çünkü bu kardeş sanatçılar, tüm eserleri seslendirirken, enstrümanlarını ve tınılarını uyum içinde, öylesine güzel sergilediler ki, takdirleri kazandılar ve alkışlara, bis ile de yanıt verdiler.
Konser sonrası, Kavaklıdere şaraplarının da ikram edildiği, küçük kokteylde, Norveç’den gelen bu iki kardeş, sempatik ve mütevazi tavırlarıyla da, takdir topladılar. Adeta bir resim çektirme yarışı izlendi. Bu ikiliyi, festival aracılığıyla bizlerle buluşturan, sponsor olan, NCY Mali Müşavirlik’ e de, teşekkür etmeden geçmeyelim.
Kuzeyden esintiler, baharı karşılayan Ankara’da, bir başka bahar yaşattı. Kuzey’in bu tınılarını hep merak etmişimdir. Kışın ve soğuğun, daha yoğun geçtiği bu ülkelerde ki sıcaklık, tınılara yansıyan sevgi seli, duygusallık nasıl oluyor diye düşünmüşümdür. 2000’li yılların başlarında, mart ayında, ilk kez gittiğim St.Petersburg’da, karlar içinde, bu sıcaklığı duyumsamıştım.
Bu çerçevede, Baltık Denizi kıyısındaki, farklı kültürel yapıları ile öne çıkan üç devleti de, tarih içindeki konumlarıyla hep merak etmişimdir.
Gelecek hafta bu sütunlarda, bir sürpriz yapıp, Letonya’nın başkenti Riga’dan, kültürel programları izleme olanağı olursa, oradan sizlere selam gönderebiliriz. Biz baharı karşılarken, orada durum nasıl, geçtiğimiz haftalarda kar yağıyordu. Bakalım şansımız ne gösterecek.
Bu akşam, İstanbul’da olanlara ise küçük bir hatırlatmamız var. Flütü, caz tınıları arasında dinlemek isterseniz, Şefika Kutluer ve Kerem Görsev’i, bu ikinci birlikte konserlerini, İş Sanat’ta izleyebilirsiniz.
Bir başka anlamlı konseri kaçırmış olmakla birlikte, burada paylaşarak, bunlar da var diye duyurmak istiyorum. Sanatçı, günümüzden ve gerçeklerden kopuk yaşayamaz. Onun duyarlılığı, geçmişle günümüzü birleştirmek ve geleceğe ışık yolu da açmaktır. Önce, Bursa’da gerçekleşen program, geçtiğimiz hafta sonunda da, Eskişehir’de yeniden gerçekleşti. Bursa Devlet Senfoni Orkestrası Genel Sanat Yönetmeni ve Şefi, İnci Özdil, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nı yönetti ve Çaykovski’nin 5.Senfonisi’ni, karanlık zindanlardaki aydınlara, bilim insanlarına, gazetecilere, komutanlara selam göndererek, onların ışıklarına, tınılarla eşlik etti. Onlara içten selam gönderdi. Bu duyarlılığını da burada belirtip, kutlayarak yazımızı noktalayalım.
_____________________________________

Ankara, 15 Nisan 2013. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

seven + one =