Kız kulesi

Kız kulesi

0
PAYLAŞ

Yukarıda uçan martıların çığlıkları eşliğinde kız kulesi ile ilgili hikayeleri dinledim. Bir de gerçekler var ki, kız kulesi ile hiç bağdaşmaz.


Öncelikle dilden dile, kulaktan kulağa aktarılan hikayesine bakalım, daha sonra gerçeklere bir göz atarız. Ah kadersiz kız kulesi, ilk kurulduğunda ne hayaller ile kurulmuştu, şu anda sadece turistlik amaçlı kullanılıyor, oradan para yiyen ve ekonomisini bir şekilde düzeltemeye çalışanlar için ekmek kapısı. Denizin ortasında küçük bir kayalığın üzerindedir. Denizde giden gemilere yol gösteren, martılar için birer barınak gibidir. Boğazdan esen rüzgarı kucağına alıp, sonra arkasına doğru seren bir yerdir. Her an bir ses ile karşılaşırsınız, acıların ve dramın sesidir. Yeter ki kulağınızı iyi verin ve dinleyin!


“Ovidius`un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero`nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit`in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.


Yıllar sonra Afrodit`in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros`un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros`un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero`nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi`nden boğazın sularına bırakır. O günden beri daha hırçındır burada deniz, kavuşamayan aşkları anlatır durur.”


Başka bir hikayede kulağımızı tırmalar, dur der sadece o değildir buranın hikayesi asıl benimkisi doğru, hırçın bir şekilde dalga kayaya vurur ve suyu üzerinize boca eder, ister istemez o tarafa da kulak kabartırsınız. Destan dinlemek sabır işidir.


“Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya`nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.”


Hikayeyi duydunuz, şimdi yılanlar ne ister kraldan ve kızından, yoksa şahmeran hikayesini duyup, ha o kral ha bu kral deyip öç almak mı istemişlerdir? Kim bilir, söylenceler dalgaların sesleri arasında uzun uzun anlatılır, soru da sormazsın, durmadan dalgalar konuşur, sen sadece dinlemekle kalırsın.


Bir de destanlar dışındaki gerçeklere bakalım, M.Ö. 341 yılına kadar gidilir. O tarihte yarımada olan bu yere ilk temelleri atılır. Roma’yı, Bizans ve Osmanlı hükümdarlıklarını görür ve en son olarak da Cumhuriyeti görür. Değişimlere uğrar, yangınlar atlatır, yeniden inşaat edilir, fakat olduğu yeri hep korur. Yeditepeli şehre hep bir başı dönüktür!


Yakın tarihine kısaca bir baktığımızda karşılaştığımız manzara hiçte içler açıcı değildir. Denizcilere yol göstermek için içine fener konulur. 1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan Kızkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır. 1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Osmanlı İmparatorluğu`nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. Ünlü hattat Rakim`in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut`un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir. 1857`de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur. 1944 senesinde restorasyon yapılır. 1959 senesinde Askeriye`ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır. 1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri`ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.


Düşünebiliyor musunuz, aşıkların dilinde, fotoğrafçıların objektiflerinde, İstanbul’u anlatan her yazıda kendinden bahsettiren Kızkulesi bir siyanür deposu olur. Yılanın zehiri yetmiyormuş gibi, insanında zehiri olur orada. Yaşam elinden alınır bir süreliğine, neyse fazla uzun sürmez ve bugünkü turistlik halini alır.


İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans Dönemi`nde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı Dönemi`nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir. Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kızkulesi…


İstanbul’a geldiğinizde sizde adaya bir çıkın ve dalgaları dinleyin… Bakalım size ne anlatacaklar?


—————————-
www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.sitemynet.com

BİR CEVAP BIRAK