Kızıldere Katliamı 35 yıldır yanıt arıyor

PAYLAŞ

Kızıldere Katliamı ile ilgili açıklama yapan 78’liler Girişimi, Kızıldene olayını Türkiye tarihinde en kanlı katliamlarından biri olarak niteleyerek, katliamın karanlıkta kalan yanlarının açığa çıkarılmasını istedi. Öte yandan Kızıldere’de abisi Nihat Yılmaz’ı yitiren eski sendikacı Abdullah Nihat Yılmaz da Kızıldere’de tek yanlı katliam yapıldığını öne sürerek hukuksal olarak haklarını arayacaklarını açıklamıştı…


78’liler Türkiye Girişimi’nin “Kızıldere Katliamının sorumlularını bilmek istiyoruz” başlıklı açıklaması aynen şöyle:


“Bugün Kızıldere katliamının 35. yıldönümü.Bugün kıyıcılığın damgasını vurduğu yakın tarihimizin simgesel miladı olan gün. Bugün 30 Mart …


Kızıldere katliamı Türkiye’li devrimcilerin ve Türkiye’nin siyasi-toplumsal kaderine damgasını vurdu. Karanlıkta kalan yanları açığa çıksın istiyoruz.


Türkiye’yi Kızıldere’ye getiren koşulların ve Kızıldere katliamının kararını veren egemen unsurların bilinmesini istiyoruz.


Kızıldere’de yakınlarını kaybeden ailelerin yıllardır cevabını bekledikleri soruların yanıtlanmasını istiyoruz.


Bunu kör bir intikam duygusuyla istemiyoruz.Katillerimizi bilmek istiyoruz.Bir daha aynı şeyler yaşanmasın istiyoruz.Bugünü anlamak, temiz bir gelecek kurmak için istiyoruz.


Türkiye’de devrimcilerin kalemi Nurhak’ta 6 Mayısta,18 Mayısta, Sinan’ların, Deniz’lerin,İbrahim’lerin şahsında kırıldı. Kızıldere bunun en kanlısıydı. Burjuvazinin 71 devrimcilerine yanıtı olan “kıyıcılık” bütün 70’li yıllar boyunca,hatta günümüze kadar devrimci halk güçlerinin kaderini belirledi.Kuşağımızın miras olarak deviraldığı ve yeni kuşaklara devrettiği böylesi önemli bir tarihin tüm gerçekligi ile aydınlanmasını geleceğimiz açısından gerekli görüyoruz.


Kızıldere’nin 34. yıldönümünde,geçen yıl Kızıldere’de sağ ele geçirilip katledilen Saffet Alp cinayeti üzerinden açtığımız Kızıldere dosyası ile ilgili çalışmalarımız sürmektedir.Yetkili organlar sorduğumuz sorular karşısında sessiz kalmakta ısrar etmektedir.Bu tavırları gerçeğin açığa çıkmasını engelleyemeyecektir.


Türkiye’yi bugünün karanlığına mahkum etmenin bedeli başta 68 kuşağı olmak üzere,78 liler ve devamı gençlik kesimlerinin tasfiyesi oldu.


Hiçbir kuşağın yok edilmemesi,sorunlara kan ve kıyıcılıkla değil,barış ve diyalog ile çözüm arama yolunun egemen olması gerekiyor. Bunun için  başta kızıldere olmak üzere,tüm katliamların, yargısız infazların,kayıpların,işkencelerin sorumlularının açığa çıkması gerekiyor.


Toplumsal barış ve adalet için bunu istiyoruz.”



Kızıldere’de düşen Nihat Yılmaz’ın kardeşi, Abdullah “Nihat” Yılmaz hukuk savaşında…


AİLELER HUKUK SAVAŞINDA


Abisi Nihat Yılmaz’ı 1972 Kızıldere olayında yitiren Abdullah Nihat Yılmaz, ‘Söylenilenlerin tersine Kızıldere’de tek taraflı bir katliam yaşanmıştır. Hukuksal olarak hakkımızı arayacağız’ dedi.


Londra yaşayan eski sendikacı ve araştırmacı yazar Abdullah Nihat Yılmaz, kardeşi Nihat Yılmaz’ı da yitirdiği Kızıldere Katliamı konusundaki araştırmasını Londra’da Türkçe konuşan topluma hizmet veren Türk Eğitim Birliği’nde düzenllediği toplantıda anlattı.


Yaklaşık 50’ye yakın dinleyiciye seslenen Yılmaz, Mahir Çayan’ın da aralarında bulunduğu Kızıldere olayının tek taraflı bir katliam olduğunu, rehinelerin de asker tarafından katledildiğini öne sürdü.


“İHBAR YOKTUR”


“Devlet, Kızıldere Olayı’na bir çatışma süsü verip, katliam olayının üstünü örtmek istemiştir. Oysa olayda çatışma yok, tek taraflı asker atışıyla katliam vardır” diyen Yılmaz, devletin öne sürdüğü gibi devrimcilere karşı bir ihbar olmadığını da şöyle anlattı:


“Rehinelerin kaçırıldığı  Ünye’deki Amerikan  Radar Üssü’ne ait aracın Tokat yolunda bulunması, derhal araştırmaların da, o bölgeye çekilmesine neden olmuştur. Ardından  benzini biten aracı Tokat youna bırakıp, Kızıldere’ye yönelen arkaşların yolda ki köylülerden yiyecek istemeleri, Yüncü Hasan’ın Niksar’da yakalanması ve rehinelerin Kızıldere Köyünün ağıllarında bulunabileceğini söylemesi, muhtar Emrullah Aslan’ın Almus’tan at yüküyle çokca yiyecek getirmesi rehinelerin adresini deşifre etmeye yetmiştir. Burada ihbar olayı yoktur…”


“OTOPSİ YOK, SAVCILIK RAPORU VAR”


Yılmaz, askerin Kızıldere’de kuşattığı devrimcilere verdiği yarım saatlik süre dolmadan saldırıya geçtiğini öne süren Yılmaz şöyle devam etti:


“Mahkeme kayıtlarında da görülebileceği gibi devrimcilerin elinde bir sten, bir kısa namlulu tüfek, bir uzun şarjörlü tabanca ve iki sıradan tabanca vardır. Bunlar silah dahi sayılmaz… Tünel kazıp kaçmaları ise, ahırda bulunan bir kulaklı kazma, bir kürek, bir de sapı kırık çapa ile binlerce yılda bile mümkün olamaz. Üstelik, iki günlük yemek ile bir gün yetecek kadar suları kalmıştır. Asker kuşatmada beklemek yerine içeridekilere dışarı çıkmak için yarım saat süre tanır ve bu süreyi beklemeden de damda görülen Mahir Çayan tek kurşunla vurulur. Asker yaylım ateşine başlar. Roket atar kullanır. İçerideki rehineleri devrimcilerin öldürmeleri mümkün değildir. Zaten örgüt daha önce de öldürülmemeleri konusunda ilke kararı almıştı…”


Yılmaz, Kızıldere’de “yalnızca askerin ölüm saçtığı”nı da şu varsayıma dayandırdı:


“Asker devrimcilerin bulunduğu mekana girdiğinde de teslim olmak için ellerini kaldıranlara da ateş açıp öldürmüştür…Ayrıca yalnızca savcı raporu rehinelerin operasyondan yarım saat önce öldürüldüğünü söylüyor. Oysa ne savcı Kızıldere’ye çıkmış ne de Niksar’da görevli iki doktor ölenleri otopsi etmiştir… O yarımsaatlik dönemde, Mahir’in tek kurşunla öldürülmesinden yaylım ateşin başlamasın kadar içerde herhangi bir ateş sesi duyulmamamıştı. Elbet devrimcilerin elindeki silahlar belli, rehineleri öldüren onlarsa, o silahlardan çıkan mermileri de tespit etmek mümkündür. Oysa böyle birşey de yok. Üstelik o silahlar da halen devletin elinde. Nereden alınırsa alınsın devletin sunduğu bilgiler uydurma.”


ABDULLAH NİHAT YILMAZ?


Kardeşi Nihat’ın da adını taşıyan Abdullah Nihat Yılmaz, 1963’teki askeri ayaklanmaya katılan subaylardan olduğu için Türk Silahlı Kuvvetleri’nden uzaklaştırılmıştı.


Şapkasız Teğmen adında bir kitabı bulunan Yılmaz, toplumsal çalışmaları, edebiyat araştırmaları ve yerel gazetelerdeki köşe yazarlığıyla da tanınıyor.


KIZILDERE OLAYI?


1972’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını kurtarmak için, rehin alınan teknisyenleri kurtarmak amacıyla yapılan operasyonda Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (THKP-C) lideri Mahir Çayan ve arkadaşları öldürülmüştü.


Çayan ve arkadaşları, idamla yargılanan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın serbest bırakılması için 27 Mart 1972’de Ünye’deki radar üssünde görevli iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni rehin almıştı.


30 Mart 1972 tarihinde emniyet güçleri, rehineleri kurtarmak için harekete geçti. THKP-C lideri Çayan ile THKO liderleri, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna, THKP-C üyeleri Nihat Yılmaz, Sinan Kazım Özüdoğru, Saffet Alp, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Sabahattin Kurt Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde öldürüldüler. Rehinelerin öldüğü olayda sağ olarak kurtulan tek isim, uzun yıllar cezaevinde kaldıktan sonra gazetecilik yapacak Ertuğrul Kürkçü olmuştu.


FOTOĞRAF: Mahir Çayan, işçi sınıfının omuzlarında yükselecek sosyalizmin kök salması ve taraftar kazanmasında yalnız teoride değil bir eylemci olarak da son nefesine kadar uğraştı…

CEVAP VER