Ş. L.‘nin Adaleti

Hukukun üstünlüğü” ilkesi gereğince bir davanın gidişatını etkilememek amacıyla yargı sürecindeki olaylar ya da davalar konusunda konuşmamayı özen göstermeye çalışan birisiyim. Bugünkü yazımda da öyle yapmaya çalışacağım.

Hayatım boyunca ilk kez bir davada tanıklığıma ihtiyaç duyulduğunda bu görevden kaçmadım ve Savcılığın tanığı olarak mahkemeye yardımcı olmaya karar verdim. Davanın taraflarından herhangi birisini tanıyor değilim. Hukuk bilirkişisi olmadığımı, kimin suçlu olup olmadığına mahkemenin karar vereceğini, benim karar veremeyeceğimi, ancak benim görüşüm sorulursa yanıt vereceğimi belirten bir konuşmayla tanıklığa başladım. Savcının sorularını içtenlikle yanıtladım.

Davalı tarafta bulunan ve kendisini daha önce hiç görmediğim, ismini basından bildiğim Ş. L.’nin soruları karşısında (gazetesinin isminin ne zaman değiştiği, hakkında açılan davaları bilip bilmediğimi vs.) şaşırdım. Mahmekemeye, buraya sanık değil tanık olarak geldiğimi, davalının özel hayatını ve gastesini ilgilendiren sorulara yanıt vermek zorunda olmadığımı belirttiğimde, hakimin bütün sorulara yanıt vermem gerektiği uyarısıyla karşılaştım. Bunu kabul ettim, ancak davayla ilgili olmayan sorulara “Bilmiyorum” yanıtını vereceğimi açık biçimde mahkemeye bildirdim. Mahkemeye benim soru sorma hakkımın olup olmadığını sordum, soramayacağım yanıtını aldım.

Hukukun üstünlüğüne inandığım için mahkemenin kurallarına saygılı olup görevimi tamamladım. Davanın içeriğine girmiyorum, çünkü davanın gidişatını etkilemek istemem. Kimin suçlu olup olmadığına da ancak mahkeme karar verebilir.

Tanık olduğum bir davayla ilgili sanık gibi sorgulanmaya çalışıldığım süreçte davalının bir gazete patronu ya da sorumlusu olması, kendi gazetesinde benim fotoğrafımı vererek dava içeriğini ve tanıklığımı sorgulaması, tek kelimeyle “delikanlılığa aykırı” ve “davayı etkilemeye çalışan” bir süreçtir. Hukukun bu tür durumlara müdahale etmesi gerektiğine inanıyorum. Aksi durumda, haklı olarak, kimse tanıklık etmek istemeyecektir. Karşı tarafa söz hakkı vermeden birbiri ardına sorular sormak ve “cennette kaç melek vardır” türünden konuyla ilgisiz sorulara verilen yanıtları gazete manşetini taşımanın ne derece yakışıksız bir tavır olduğunu okuyucunun değerlendirmelerine bırakıyorum.

Ülkemizde mahkeme salonlarında yargılanan birisinin gazete köşesinde tanıkları yargılamasını, “Ş. L.’nin Adaleti” olarak değerlendiriyorum. Şunu da açıkça belirteyim ki, yanlış yapan, kendisi kaybeder.

Ş. L.’nin Adaleti gereği, ne kadar maaş aldığım ve ne işlerde çalıştığım da Ş. L.’nin gazetesinin manşetinden yayınlanmış. Bu ülkede başka haber verilecek olay kalmamış, gazete patronu ya da sorumlusunun mahkemesi gazete manşetini süslüyor. Bu bile, Ş. L.’nin Adaleti hakkında ipucu veriyor.

Şunu açıkça belirteyim ki, Ş. L. ile en ufak bir sorunum yoktur ve kendisine bundan sonraki yaşamında başarılar diliyorum. Ancak, Ş. L. adaleti uyarınca, bundan sonra üniversitelerde ders verecek öğretim üyelerinin Ş. L.’nin sorgusundan geçmesi gerektiği kanısına varmamız gereken bir haber nedeniyle meslektaşlarımı uyarıyorum. Ş. L., kimin ne iş yapması gerektiğine ve ne kadar maaş alması gerektiğine karar verecek gibi görünüyor, ona göre ayağınızı denk alın.

_________________

* Siyaset Bilimci Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.