Çölaşan’ı neden kovdunuz?

PAYLAŞ

Gazetecilik mesleği tutarlı olmayı gerektirir.
Bu meslek fazla atıp tutmaya gelmez.
Köşe yazını yazarken, gazetene  manşeti atarken,  önünü arkasını, sağını solunu düşünmek zorundasın.
Tedbiri elden bırakmayacaksın ki ilerde ters durumlar yaşamayasın.

Özetle, bu meslekte  kadınlar için söylenmiş “Kadın insanı vezir de eder, rezil de” özdeyişi geçerlidir.
Gazetede yer alan her yazı, haber, makale, yorum her ne hal ise yöneticiyi vezir de eder, rezil de..
Her zaman olmasa bile…
Buna sıkca rastlanır..

İki somut olaydan bahsedeceğim.
28 Şubat askeri müdahalesi yapılmış.
Başbakan Erbakan ve yardımcısı Çiller devrilmiş.
Çankaya’da Demirel var.

İçişleri Bakanlığ, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı koltuğunda Bülent Orakoğlu oturmaktadır.
İyi bir istihbaratcı olduğu söyleniyor.

Orakoğlu’nu o koltuğa getiren güç alaşağı edildiği için kendisi hakkında bir iddia ortaya atılır:
“Orakoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanlığında üst rütbeli subayların telefonlarını (dinlemiş) dinletmiş.”

İktidarda yarı askeri yönetim olduğu için, Orakoğlu hakkında dava açılır. Görevinden ayrılan Orakoğlu askeri mahkemede yargılanmayı bekler.

Tam da o günlerde ABD’ye gitmesi gerekir.
Nedeni hala bilinmemekle birlikte, ailesinden birinin galiba sağlığı ile ilgili olarak bu ülkeye gitmek zorunda kalmıştır.
Ya da  keyfi öyle istemiştir.
Kendisi hakkında yurt dışı çıkış yasağı olmadığından mesele yoktur zaten.

Bu gidişi Hürriyet Gazetesi manşetten vermektedir:
“Vatan haini  Orakoğlu  ABD’ye kaçtı”

O dönemde 28 Şubat’ın en güçlü komutanı Orgeneral Çevik Bir Paşa, hergün Genel Kurmay karargahında  basının tepe adamlarına, Ankara temsilcilerine günlük kahvaltılı birifing verdiği için  haberin Ankara’dan kurgulandığını söylemeye bile gerek yok.

Uzatmayayım. Orakoğlu ABD’ye gider. Ama kısa sürede ülkeye geri döner. Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesinde, askeri yargıçların önünde hesabını verir ve beraat eder.
Nerede kaldı vatan hainliği?

Peki bu beraat haberi aynı gazetede yayınlanmış mıdır?
Ya devam sayfasında iki satır, ya da hiç.
Bıraktığı lekeyi silmeye ne gerek var (!)

Gelelim ikincisine.
Malum Türkiye’nin en çok okunan yazarları arasına ilk sırada yer alan Emin Çölaşan Hürriyet’ten geçen yıl kovuldu.
Kovulma nedenleri çok tartışıldı.
Emin bu kovulmayı kitaplaştırdı.
Şimdi iddialar yargıda  olduğu için üstünde tartışma yapılamaz.

Ama kaba hatları ile kovulmanın en önemli ve ana nedenlerinin başında Çölaşan’ın AKP iktidarına karşı sürdürdüğü amansız muhalefet gösterildi.
Hem nalına, hem mıhına her gün, her icraatını yerden yere vurduğu AKP iktidarı Çölaşan’dan rahatsızdı ve bunu gazetenin patron katına kadar duyurmuştu.

Bir de Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök “körü körüne muhalefet” iddiasıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek aleyhinde yazdığı yazılardan dolayı çok büyük meblağlarda tazminat ödediklerini gerekçe göstererek Çölaşan’ı hedef tahtasına koymuşlardı.
Ben yaşananların bir kısmını hatırlıyorum. Gökçek konusunda Özkök bir kaç kez Emin’i uyarmaya çalışmıştı. Fazla bindirme yapmaması için. Çölaşan buna aldırış bile etmedi.

Gelelim son tabloya..
Şu anda Hürriyet Başbakan Erdoğan ve hükümetine karşı savaş açmış durumda. Başta Özkök olmak üzere yazarlarının hepsi AKP’ye yüklenmekte.
Emin Çölaşan gazetede yazarken kendisiyle birlikte Bekir Çoşkun muhafelet safındaydı. Şimdi tüm yazarlar muhalefet ediyorlar.
Son olarak da Kılıçdaroğlu- Gökçek düellosundan sonra Hürriyet yazarlar CHP safında yer alıp Gökçek’i yerden yere vurdular. Sonunda Özkök de, Melih Gökçek hakkında zehir zemberek bir yazı yazmak zorunda kaldı (Bakınız 20 Aralık 2008)

Şimdi soru: Emin Çölaşan’ı neden kovdunuz?

Yazımın başında ne demiştim.

Gazetecilik mesleği tutarlı olmayı gerektirir.
Bu meslek fazla atıp tutmaya gelmez.
Köşe yazını yazarken, gazetene  manşeti atarken,  önünü arkasını, sağını solunu düşünmek zorundasın.
Tedbiri elden bırakmayacaksın ki ilerde ters durumlar yaşamayasın.

Ha bir de şu var.
Omurgasız olabilirsin.
Fırıldaklık yapabilirsin.
Rüzgargülü politikası izleyebilirsin.
Arabasına bindiğinin düdüğünü çalabilirsin.
İlkeli olmak şart değildir böyleleri içim.
Ama buna gazetecilik mesleği demezler.

Kötü bir şey değildir.
O da meslektir neticede.
Ama dansözlüktür.

CEVAP VER