Çölaşan Vak’ası …(7)

Çölaşan Vak’ası …(7)

0
PAYLAŞ

Aslında Çölaşan Vak’asını yazarken, Fatih Altaylı-Emin Çölaşan sürtüşmesini, dahası bu sürtüşmede Aydın Doğan’ın “kalem-i mahsus” gibi saydığı Altaylı’yı nasıl provoke ettiğini, tavla arkadaşı Emin’in üzerine nasıl saldığını anlatmamak haksızlık olur.
Yıllar öncesine gidelim yine.
Fatih Altaylı’nın orta sayfadaki köşeye transferine.
Aslında bu orta sayfa, “arka sayfa güzeli” kadar dahi etkili olamadı son 15 yıldır.
Hele Bir Günün Hikayesi Köşesi’nin anonim olmaktan çıkarılıp, buraya taşınan bilcümle yazarların, köşeyi “babalarının malı gibi” kullanmaya başlamalarından sonra, Özkök’ün ne kadar yanlış yaptığı ortaya çıktı.
Kim geldiyle tutunamadı.
Tutunamayanların öyküsü ayrıca ele alınır ama biz Altaylı!nın Hürriyet’e taşındığı günlere dönelim.
Altaylı alayı vala ile Hürriyet’e geldiği zaman Ankara’da çalışanlar olarak hemen Emin’in yolunu kestik.
Öğleyin yemekleriimizi yedikten sonra, yemekhane geyikleri sırasında “Bak Emin hoca, senin kadar olmasa bile yurtıcı, senin kadar olmasa bile cesur (!) birini getirdiler. Bunu yetiştirip, seni sepetleyecekler. Kendini ona göre hazırla” dedim.
Masada kahkahalar patladı.
Kahkahalara katıldı.
Ama hiç yorum yapmadı ilk günler.
Emin’in yakın çevresi olarak Altaylı hakındaki şaka ve fıkralar zamanla üretildi, hemen hemen bir ay kadar gündemde sıcak tutuldu.
Emin hiç oralı olmadı.
Ancak yıllarca içten içe ve gizli süren bir savaşın yaşandığını hissediyordum.
Özkök’ün bir sabah evinden işe gelirken makam aracında dinlediği radyolardan birinde keşfettği yıldızı Altaylı bir anda “ortasayfa” tetikcisi olarak ünlenmişti. Tetikcilik iddiaları ne kadar doğru, ne kadar yanlış bu tartışmaya girmek istemem ama Fatih Altaylı’nın çalıştığı hangi radyo ise buradaki “saldırgan ve hakaretme” alışkanlığını meğer Hürrriyet’teki köşesine taşırmış.
Günlerden bir gün -Altaylı kovulmadan bir yıl önce olabilir- Fatih’in köşesinde Danıştay’da önemli bir daire nin başkanı olan Tansel Çölaşan hakkında bir yazı yayınlandı. Emin’in eşi Tansel hanımın başkanlığını yaptığı dairede alınan önemli bir idari karar acımasızca eleştirilmişti Fatih’in köşesinde..
Emin sabah yazıyı okudu ama Altaylı burda “faul” yapmıştı. Hem aleni faul.
Emin’i eşinin adı Tansel idi. Altaylı “Tansu” diye yazmıştı.
Uzun uzun düşündü. Ertuğrul Özkök’ün eşi Tansu ile karıştırmış olamazdı.
Sonra aklına Aydın Doğan takıldı.
Ankara’ya her gelişinde, Hürriyet’in barında iddialı tavla partileri sırasında Aydın bey “Tansu hanım iyiler mi Emin” diye sormasını hatırladı.
Sadece Aydın Doğan eşinin adını karıştırıyordu. Her seferinde de Emin düzeltiyordu ama Aydın bey bir türlü hafızasında tutamıyor olmalı idi Tansel adını.
Artık eşi Tansel hanım hakkında çıkan yazının Aydın bey tarafından Fatih Altaylı’ya dikte ettirilmiş olabileceği ihtimali güçlenmişti.Biraz araştırınca haklı olduğu ortaya çıktı.
Ya Aydun bey sohbet sırasında bu kararı diline dolamış, Fatih Altaylı da not alarak yazı konusu yapmıştı. Ya da Aydın bey bizzat talimat vermişti Fatih’e yazması için.
Her ne hal ise Emin durumu Ertuğrul’a aktardı. Çok ayıp edildiğini söyledi. “Bari karımın adını düzeltsin” diye de eklemeden edemedi.
Emin’le Fatih arasında geçen ve üzerinde çok ama çok düşünülmesi gereken bu yazıdan sonra Emin ile Fatih arasında bu  gizli mücadele Altaylı’nın kovuluşuna kadar sürdü.
Sürdü ama Aydın beyle Emin’ arasındaki soğukluk iyice artmıştı.Tabii Ertuğrul’la olan rövanşın intikamı da öte yandan akıllara kazılmıştı.
Çölaşan Hürriyet’te çalıştığı yıllarda gerçekten “belgeli- bulgulu” araştırma gazeteciliği, sürekli şekilde köşesinde taşıyarak defalarca sergilemiş ünlü bir yazardır.
Seveni olduğu kadar belki de daha fazla sevmeyeni de olabilir.
Ama hakkını vermek gerekir ki, cesur şekilde, belgelerle, ursuz ve arsızların, hırsızların, üç kağıtcı ve hortumcuların üzerine üzerine giderek okuyucularını çoğaltmasını başarmış bir gazetecidir. Emin “muhalif ses” olarak çizgisini bozmadan sürdüren nadir gazetecilerin önünde yer almıştır her zaman.
Emin belki taktığı kişi, kurum ve siyasetcilere karşı acımasız muhalefetinde fazlaca ısrarcı oluyordu. Bu eleştiriebilirdi. Tekrarlara düşüyordu, olabilirdi. Nedeni günlük köşe yazarlığı, kendisinin yazılarında sık sık dile getirdiği gibi “O kadar çok malzeme var ki önümde yazı yazmakta hiç güçlük çekmiyorum”dediği gibi değildi. Bu görüşü, gerçekleri yansıtmıyordu. Öyle günler oluyordu ki, bazen yemekhanede açılan bir tartışmayı yazı konusu yapıyordu.Üstelik zorlanması son derece doğaldı.
Hafta 7 gün. Yazı 6.
Örnekleri ancak az gelişmiş ülkelerde olan bir uygulama.
Neyse Aydın Doğan 2001 ekonomik krizi ve ardından gelen erken seçimlerden sonra AKP yönetimine karşı kolları sıvayan ve en ağır yazıları yazmaya başlayan Emin’i bir kaç kez uyarmıştı geçtiğimiz yıllarda. Bu uyarılar Özkök tarafından yapılıyordu. Yazılara zaman zaman sansür girişimleri de olmuyor değildi hani.
Yani “ Şu kelimeyi çıkarsan iyi olur Eminciğim” ayaklarına yatıldığını duyorduk. Bunun arttığını gören Emin, bu tür baskılardan bıkmıştı artık. Bunu herkesin önünde değil ama güvendiği arkadaşlarına söylediği oluyordu. Özellikle Özkök’ün bu sansür olayında parmağı olduğunu bildiğinden, Aydın beyle arasının soğumasına yine aynı kişinin neden olduğunu tahmin ediyordu.
Ertuğrul Özkök, Emin ve Bekir konusunda bir kaç kez “takiye” yapmıştı ve bu da açığa çıkmıştı.
Sansür “kişilik haklarına saldırı” yapıldığı için değil, Aydın Doğan’ın devletle olan ticari ilişkilerinin örselenmesini önlemek için “Demokles’in Kılıcı” gibi Çölaşan ve Çoşkun’un başı üzerinde sallanıp durdu.
Ta ki Aydın Doğan’ın  bundan dört ay önce Emin’i Istanbul’a davet edip ağzının tadını iyice kaçırana kadar.
Aydın bey Emin’e ilk defa ve yüzüne karşı ne demişti?
Emin Hürriyetler yollarını ayıracak mıydı?
Kopma noktasına kadar gelen gergin ipin kopmasını, seçimlerin sonuna kadar ertelenmesini Aydın bey bekliyor muydu?
(Devam edecek)

 

BİR CEVAP BIRAK

7 + three =