Çölaşan Vak’ası (8)

2007 yılı… Dört ay öncesine gidelim şimdi. Gazeteci Prof. Dr.Kurthan Fişek’in annesinin vefat ettiği güne. Maltepe Camiinde kılınacak öğle namazına, Hürriyet’ten arkadaşım Levent Demirsoy’la buluşarak gittik.
Kurthan ve eşi Neyran hanıma, kardeşi Dr. Gürhan Fişek’e  başsağlığı dilediğimiz anda Emin Çölaşan geldi. Emin, Kurthan’ın aynı zamanda çocukluk arkadaşı.
“Nasılsın, iyimisin” muhabbetinden sonra malum böyle cenazelerin kaldırıldığı cami avluları, artık siyasi tartışma alanı gibi de kullanılıyor.
Emin’e işlerin nasıl gitttiğini sordum. Pek tadsız görünüyordu.
“Hiç iyi değilim. İşi azıtttılar” dedi.
Tabii böyle durumlarda fazla üzerine gidilmeyeceğini bildiğimden “Senin sıkıntıların hep vardı be Emin, yeni birşey yoktur umarım” dedim.
“Yok yok öyle değil artık. Aydın bey Istanbul’a çağırdı ve açıktan istifa etmemi istedi.” diyen Emin’in karşısında bir an dondum galiba.
Üzülmedim diyemem. Bu son gelişme “duvara dayanma” amlamına geliyordu sanırım. Yani yolun sonu..
Acaba Emin’in kararı ne olacaktı?  Aydın beyin sanırım bazı koşulları olmuştur istifasını istemeden önce..
Sormadım. Yani “Emin bak seçimlere gidiyoruz. Ben kör gözün parmağı gibi muhalefet yapılmasını istemiyorum. Sen de biraz sert muhalefetini yumuşat”, ya da “Kardeşim bu muhalefetten vazgeç. Adamlar bal gibi başarılı oldular, sen hala bunların gitmesini istiyorsun” demiş olabilir.
Her ne ise, bu son gelişmede tek somut gerçek “… aksi halde hemen istifa et kardeşim” denmiş olması.
Ben bu durum karşısında aynı çatı altında 30 saniye kalmam.
Ama Emin, 22 yılını geçirdiği bu köşeden vazgeçer mi? Direnir mi? Kovulmayı mı tercih eder? Bilemem.
Bilemedim diyemem, ben seçimlerden önce kovulur sandım.
Nedeni hükümet ve ileri gelenleri, hem Aydın beye hem Özkök’e, her zaman ve özelilikle de seçimlere giderken “istikrarın bozulmaması” gerektiğini hatırlatmışlardı sık sık. Bunu sağır sultan bile duymuştu. Herkes tahmin ediyordu zaten.
Bir de iktidar erkini kullananlar, hergün AK Parti yönetimine “bindirme” yapan Rahmi Turan’ın başında bulunduğu Gözcü’nün 4.5 yıldır tefrika edilen küfürlerinin bitmesini istemişlerdi.
Üç masa- iki bilgiyasayar ve beş kişi ile çıkartılan, üstelik devamlı zarar eden Gözcü’ün kapatılması Aydın Doğan’ın işine gelmişti.
“İstikrarın bozulmaması” demek Aydın beyin sermayesinin riske girmeyeceği anlamına geliyordu. Hatta yeni dönemde sermayesinin ikiye katlanabileceği anlamına gelebilirdi.
Gözcü “genel istek” üzerine ani bir kararla çalışanların çoğunun haberi olmadan kapatıldı.
Bakkal dükkanı gibi.
Sıra seçimlere giderken Emin ve Bekir’in, iktidara yüklenmelerinin önünü kesmeye gelmişti.
Seçim öncesi her ikisinin de uyarıldığını sanıyorum. Duyumlarım öyle. Istabul’daki eski arkadaşlarımla irtibatım hala devam ettiği için izlenen politika ve gelişmeleri biliyorum.
22 Temmuz erken seçimler öncesi gelişmeleri hatırlayalım bu noktada.
Cihet-i askeriyenin internete düşen e-muhtırası, Gül’ün cumhurbaşkanlığı turları başladığı anda patlak veren 367 krizi ve cumhuriyet mitingleri, Anayasa Mahkemesi kararı. Peşpeşe gelen ve kimsenin beklemediği “mini krizler”, rejim tartışmasına taşınırken ve “harala gürele” geçen zaman içinde, laikler ve cumhuriyetciler tarafında yer alan ve zehirli oklarını yine AK Parti yönetimine çeviren Emin ile Bekir’e “Dere  geçilirken at değiştirilmez” korkusu ile dokunulamadı. Uyarılar olmadı mı? Oldu ama karşılıklı konuşmalarla çözümlendi.
Tabi bu arada  CHP’nin seçimlerden daha başarılı çıkacağı, AK Parti’nin büyük çapta oy kaybedeceği tahmin ediliyordu.
Seçimlerden bir gün önce, yani 21 Temmuz 2007’de Emin’in köşesinde  ağır bir eleştiri yazısı çıktı. Seçimlerin CHP ve MHP’nin zaferi ile sonuçlanacağını ve AKP yönetiminden hesap sorulacağını savunan Çölaşan, yazısının bir yerinde “Şimdi düzmece anketler zamanı ! Masa başında oturup anket üretiyorlar! AKP yüzde 48 ! Korku dağları bürüdü, bu yolla milleti etkilemeye kalkışıyorlar. Hem CHP’den, ama özellikle MHP’den korkuyorlar”diye yazmıştı.
Çölaşan’ın, “Masa başı-düzmece anket”dediği Tarhan Erdem’in sahibi olduğu kuruluşun yaptığı araştırmasıydı ve tahmini aynen çıkmıştı.
 
 

Tarhan, yazı yayınlandığı gün 20 yıldır tanıdığı ve gazeteleriyle işbirliği yaptığı Doğan Holdingin patronu Aydın Doğan’a gitti.
Emin’i şikayet etti. Şikayet ne demek.
“Ben bunu hakedecek ne yaptım” diyerek duygularını dile getirmeye çalışırken gözyaşlarını dahi hakim olamamıştı Erdem.
İşte bu tablo karşısında aşırı duygulanan ve üzülen Aydın Doğan’ın gözünde Emin’in kıymet-i harbiyesi hiç kalmamıştı, hatta sıfıra inmişti.
Emin’in ipinin çekilmesi, Rodos’taki toplantıdan önce Erdem’in ziyareti sırasında kesinleşti, Rodos’ta ise karar “şeklen” kayda geçirildi.
Yani Ertuğrul Özkök’ün Emin’e veda ettiği son yazısında belirttigi gibi değildi durum-vaziyet.
Özkök’ün, çıkarılma gerekçesi olarak gösterdiği “Hürriyet’in, kurumsal kimliği” ile Emin’in uyuşmadığını iddiası hikayeydi. Ve son derece vefasızlık örneğini sergileyen bu yazı, Özkök’ü hayatı boyunca takip edecek düzeydeydi..
Madem ki gazete ilkeliydi, 22 yıldır aklı nerdeydi Özkök’ün?
Emin 22 yıl önce neyse, neredeyse, yine aynı yerde ve yine aynı çizgideydi.
Hadi diyelim ki “kurumsal kimlik ilkeleri” beş yıl önce benimsendi ve yürürlüğe kondu, peki bu süre içinde aklı nerdeydi  Aydın Doğan ve de kızlarının?
Emin’in ipini çekenlerin yapması gereken tek şey samimi,açık ve erdemli olmalarıdır.
Emin’in işine son vermek ilkelere uymamak filan falan değil. Bu karar tamamen siyasidir. Bu karar tamamen Doğan grubunun geleceğine yönelik riskleri azaltan bir eylemdir. Bu karar “demokrasiyi akamete” uğratacak değildir ama Erdoğan ve iktidar sahiplerine, yeni açılmış bir koroner damar rahatlığı sağlayacaktır..
Kovulmak Emin’in değerini düşürmez. Aksine arttırır.
Aslında Aydın Doğan döneminde, holdinge bağlı yayın organlarından kovulmak bence şereftir. Ben bunu hep söylemişimdir. Bu madalyadan ben de bir kaç tane var.
Emin’e yeni ve ilk defa bir madayla sundular farkında olmadan.
Emin bu kovulma nedeniyle elde ettiği bu “şeref madalyası” ile daha çok gazetede yazar, ekranlara çıkar ve yoluna devam eder.
Ama ya Özkök ve gibileri? Yani gazete içindeki yalakalar…Yani dönekler… Yani liboşlar kapının önüne konduklarında ne yaparlar?
Ne?
(bitti)


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here