Latin ülkeleri ekonomik krizden nasıl çıkacak?

Bir çok ekonomist, 2010 yılından itibaren ABD’nin ekonomik krizi atlatacağını ve etkilerinin Latin ülkelerine çok çabuk yansıyacağı fikrindeyken, bir çok uzman da önümüzdeki iki yılda bir çok Latin ülkesinde yapılacak seçimleri öngörerek yaşanan krizin daha bir kaç yılda atlatılamayacağı fikrinde birleşiyor.

Dünyanın 30 en zengin ülkesinin üyesi olduğu OECD- Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ekonomistlerinden Javier Santiso’nun da altını çizdiği gibi, ekonomik durgunluktan çıkma sürecinin Latin ülkelerindeki seçimlerle kesişecek olması, Latin ulkelerinde bu süreci daha uzatacak. 2010 ve 2012 yılları arasında bu kıtada içlerinde Brezilya, Meksika, Kolombiya, Arjantin ve Peru’nun da bulunduğu tam 11 ülkede devlet başkanlığı seçimleri yapılacak.

Konuyla ilgili olarak uzman ekonomist Javier Santiso, “ Latin Amerika’nın siyasi geçmişinden, her seçim döneminde bir siyasi belirsizlik ve iç ve dış yatırımda tedirginlik yaşandığını biliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren ABD krizi atlatabilse bile, bu süreç Latin Amerika’da en iyi niyetle 3-4 yılı alır” diyor.
Meksika’da bulunan Ecanal Ekonomik Projeler şirketi uzmanlarından Rogelio Ramirez de la O ise, yaşanmakta olan küresel krizin gundem maddesi olmasinin, adayların serbest ekonomi politikalarını daha sert eleştirmesine, bunun da seçim öncesi tedirginliği fazlasiyla arttiracagini dusunuyor. Seçim öncesi kampanyaların serbest ekonomi ve yan etkileri konusunda yoğunlaşması yatırım hızını kesecek ve ekonomik durgunluktan çıkma süreci bu ülkeler için daha da gecikecek diyor.

OECD’nin yaptığı çalışmalara göre, Meksika’nın 1980 ve 1994 de, 1999’da Brezilya’da yapılan mega-devoluasyon ve 2001’de Arjantin’de oldugu gibi, son 15 yılda Latin Amerika da yaşanan tüm finansal krizler seçim dönemlerine denk gelmiş.

OECD’nin hazırladığı aynı rapora göre, Latin Amerika’da bu oluşumu tetikleyen bazı etkenler var: Bunlardan en önemlisi iktidar sürecini bitirmekte olan her hükümet, öncelikle sosyal harcamaları çok arttırıyor ve paranın alım gücünün ayarlanmasını kendinden sonraki iktidara bırakıyor. Böylece, seçimle gelen yeni iktidarın yapmak zorunda olduğu ilk şey, alım gücünün yeniden ayarlanması oluyor. Diğer bir etken ise, uluslararası bankalar Latin ülkelerinde yatırım yapmayı düşünen müşterilerine seçim öncesinde harekete geçmemelerini öngörüyor. OECD’nin raporuna göre içlerinde J.P Morgan, Goldman Sachs ve Deutsche Bank’ın da bulunduğu 10 büyük ve uluslararası banka, açıkca Latin Amerika ile ilgili olumsuz yönlendirmede bulunuyor.
“ Ülkede ne gibi bir gelişimin olacağını bilmedikleri için, müşterilerini de seçim öncesinde bu ülkelerden uzak tutmaya çalışıyorlar.” diyor uzman ekonomist Santino. Bu olumsuz yönlendirmenin etkisiyle Latin ülkeleri, seçim öncesinde para ve yatırım kaybına uğruyor.

Ancak iyi bir haber olarak, son dönemlerde sadece Şili, Brezilya, Meksika ve Peru gibi bir kaç Latin ülkesi, ilk kez seçim öncesinde bu sorumsuz harcamaları ve yanlış ekonomik politikalari safdışı bırakabilmiş. Santino;“ Bu gerçekten güzel ve umut verici bir gösterge, ancak bu seçimlerin ülkelerin kriz dönemlerine değil, ekonomik olarak refah dönemlerine geldiğini de unutmamak gerek” diyerek uyarıyor ve seçim öncesi ortaya çıkabilecek ekonomik krizleri engellemek için, gelmiş ve gelecek hükümetlerin kredibilite andlaşmalarını teşvik etmeleri gerektiğini söylüyor.

Anlaşılan o ki, küresel ekonomik kriz bir yana, Latin ülkelerinde yaşanan seçim öncesi ekonomik krizlerin engellenmesi, dalgalanmaların önlenmesi, içerde ve dışarıda para sirkulasyonunun sürekli kılınması, sorumlu ekonomik politikaların sürekliliğine bağlı. Halen Şili, Kostarika veya Brezilya gibi ülkeler birinci dünya ülkeleriyle arayı bir hayli kapatmış durumdalar, çünkü daha sorumlu ve sürekli bir ekonomik politika izliyorlar. Ancak Meksika, Arjantin ve Peru bu dersden hala geçememiş ülkeler arasındalar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.