LATİN AMERİKA’DAN… ABD’nin yıldızı sönerken

2008 yılı, uzun yıllardan sonra ABD’nin dünya politikası üzerinde en az etkili olduğu yıl oldu. Bunda Irak savaşının sürüyor olmasının, Bush’un, II.Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin popülaritesi en düşük devlet başkanı olmasının ve üzerine ABD kaynaklı ve dünyaya hızla etkisine alan ekonomik krizin payı büyük.

Latin dünyasından bakıldığında ise, Bolivaryan ittifakı oluşturan ülkelerin açık ve korkusuzca ABD karşıtı olduklarını ilan etmeleri, aslında bir tek 2008 yılının değil, son yılların en büyük yapılanmasını oluşturuyor. Bu yıl Venezuela, Küba,  Bolivya, Nikaragua, Honduras ve Dominik Cumhuriyeti’ne, bir de Ekvator’un eklenmesiyle bu oluşum biraz daha büyüdü. Bolivya ve Venezuela bu yıl ABDli diplomatları sınır dışı etti, hatta Evo Morales Küba’ya uygulanan ambargo sona erene kadar ve OEA ( Amerika Kıtası Ülkeleri Organizasyonu) Küba’yı kabul edene kadar, tüm Latin ülkelerine kendi ülkelerinde görev yapan ABDli diplomatları sınırdışı etmesini öneriyor.

Beyaz Saray, şu an bir geçiş döneminde. Obama bir hayli karışık bir gündemle görevine başlayacak ve büyük olasılıkla Irak’da görev yapan askerlerini bu ülkeden çekerek, Afganistan’a aktarmak, Beyaz Saray’ın önceliği olacak. Guantanamo hapishanesinin kapatılma kararından sonra, bu yıl ve önümüzdeki yıl karar, uygulanmaya başlayacak.
Pakistan, Afganistán, Orta Doğu, İran, Obama’nın sağduyu ve süratle düşünmesi ve karar alması gereken dış politikayla ilgili  ana dosya başlıkları.

Güneyde ise,  Kanada ve ABD haricinde tüm kıta ülkeleri, Latin Amerika ve Karibe Zirvesi’ni(CALC) oluşturmak için biraraya gelecek. Her ne kadar, ABD Devlet Bakanı Rice’ın, CALC’ın OEA (Amerika Kıtası Ülkeleri Organizasyonu) kadar  etkili olmayacağını söylemesine ve bunun hukuki olarak da doğru olmasına rağmen, politik olarak bakıldığında CALC’ın OEA kadar etkili olduğunu söylemek gerekiyor. Bu da ABD’nin kıta üzerindeki politik etkisini daha da azaltacak.

Diğer taraftan, Çin ve Rusya’nın devreye girmesi de, ABD’nin yıldızının sönmesine sebep oluyor. Rusya devlet başkanının  Küba, Venezuela ve Brezilya ya yaptığı ziyaretler sonrasında Lima’da yapılan APEC zirvesine katılması Rusya’nın, Latin Amerika’ya stratejik ilgisini kesinlikle onaylıyor. Ayrıca, Rusya deniz kuvvetlerinin, Nikaragua ve Venezuela ile yaptığı ortak tatbikatlar, duvarın yıkılmasından sonra ilk kez Rus gemilerinin Havana’ya gelişi ve II.Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez Panama kanalından geçişi bir oluşumun içine girildiğini gösteriyor. Rus silahlarının Venezuela’ya satışı ve Panama kanalına alternatif olacak ikinci bir kanalı Nikaragua’ya yapma projesi, şimdilik Rusya’nın bölgedeki işlerini oluşturuyor. Diğer taraftan, Çin’in Latin Amerika ilgisi, Küba, Kosta Rika ve Brezilya’ya ziyaretleri ise, stratejik olmaktan öte daha çok ticari ve ekonomik.

Fransa ve Brezilya’nın yaptığı Nükleer Denizaltı Projesi ise, yine ABD’nin azalan etkisinin göstergesi. Lula, 2009 yılında  BRIC grubu (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) devlet başkanları arasında yapılacak birinci zirvenin Rusya’da yapılması önerisini  Rusya’ya kabul ettirdi.  Tabii, hem Rusya, hem Hindistan, hem de Çin ‘in yetkin bir askeri gücü, hem de nükleer silahları var. Bu manada, Brezilya onlardan bir hayli geride sayılır, belki de bu yüzden alternatif olarak Fransa ile nükleer çalışmalara kolaylık sağlayacak teknolojik bir işbirliği yapmak üzere Fransız Guayanası’nda biraraya gelip  askeri işbirliği andlaşması imzaladılar.

Böylece,ABD’nin bölgede etkisini kaybetmesi Brezilya’yı bölgenin lideri olarak öne çıkardı.  Brezilya’nın Latin ülkelerine liderlik etmesi, Bush’un da işine gelmişti ve Latin ülkeleriyle ortaya çıkan herhangi bir anlaşmazlıkta oynadığı yumuşatıcı rol büyük olasılıkla 2009’da, Obama’nın da işine gelecek. Bu yüzden de, yaşanan küresel ekonomik krizde, Brezilya ekonomisinin ayakta kalması ve Latin ülkelerinin ekonomik durgunluk yaşaması, hem Washington’un, hem de Brezilya’nın işine geliyor.
Bu arada, bölge liderliği konusunda Meksika, Brezilya ile rekabet edemiyor, çünkü Meksika 2008 yılına kadar, daha Güney Amerikali bir polítika izleyerek, Güney Amerikalı Ülkeler Birliği veya Güney Amerika Savunma Konseyi’nin oluşturulması gibi önemli roller üstlendi, ama 2008-Aralık ayında gerçekleştirilen Latin Amerika ve Karaib Zirvesi gibi daha kıtasal işlere imza atamadı.

Sonuçta Barack Obama, Lesoto Krallığının değil, ABD’nin devlet baskanlığını yapacak ve evrensel bir aktör olarak yapacağı stratejik sıralamalar, vereceği uluslararası sözler, alacağı kararlar, hem ABD’nin yerini belirleyecek, hem de doğru kullanırsa ABD’nin dünya barışında tarih yazdırabilecek kadar etkin bir gücü olabileceğini gösterecek.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − twelve =