Lazerli ihlal

Çocuk haklarının temeli olan bedensel bütünlüğün korunmasında sanırım herkes mutabıkdır. Yine de ayrıntıya inmekte fayda olabilir.

Bu bedensel bütünlükle ilgili çocukların da söz sahibi olması nedense hiç gündeme gelmez. Mısır’lılardan günümüze sektirilmeden uygulanan sünnet adetini düşünün. Adı üstünde ‘sünnet’, dinen de bir zorunluluk içermiyor. Buna rağmen hangimizin çocukken fikri alındı bu konuda?

Pekiyi, fikri sorulmadan operasyona tabi tutulanlar, bu sefer kendileri yetişkin olduklarında çocuklarının bedensel bütünlüklerine müdahale ederken, onların psikolojilerine ne kadar kıymet verdiler?

Dini bir geleneği, tıbbi bir zorunlulukmuş gibi takdim eden laik kesim için de geçerlidir bu vurdumduymazlık. Bu kadar hijyenik ise kedinize, köpeğinize neden aynısını yapmıyorsunuz?

Çocukların yaşadıkları travmalardan, iç dünyalarındaki depremlerden daha önemli ne olabilir? Hediyelerle, padişah kıyafetleriyle çocukları oyalayarak bu işleri yapmaktan başka bir seçenek düşünemiyor muyuz?

Doğanın mükemmelce şekil verdiği bedensel bütünlüğe, geri dönüşü olmayacak bir müdahale için, çocukların görüşü ve tercihini almaktan daha doğal ne olabilir?
Hep toplumun hassasiyetlerinden bahsedip dururuz, alın işte bu da çocukların en hassas olduğu yer ve konu.

Diyeceksinizki çocuğun da onayını alırsak, ne olacak? O zaman, fikrimiz değişmese de, ‘şeriatın kestiği beden acımaz’ demekten başka elden bir şey gelmiyor tabii. Ama unutmayalım ki bazı ülkelerde uygulanan kadın sünneti konusunda, evrensel hukuk yerel adetlerin önüne geçmez ise, bu vahşetin biteceği yok gibi gözüküyor.

Çok kültürlülüğe itiraz, bu yaklaşımın yerel kültürlere dokunulmazlık zırhını sağlaması bakımından ileri sürülüyor ve evrensel ile partikülerin çatışmasında evrensel değerlerin yeğlenmesi gerektiği öneriliyor. Demekki çok kültürlülük ile evrensel kültür arasında bir optimumu yakalamak gerekiyor. Evrensel kültürün çok kültürlü bir yapının zeminini ve denetim kanallarını oluşturması bekleniyor.

Hatırlarsanız küçüklüğümüzde her tarafta ilanını gördüğümüz bir ‘Sünnetçi Sunullah’ vardı. Şimdi lazerlisi, topluca yapılanı çıktı, ama işin özü yine de değişmedi.

Bu mesleği icra edenleri incitmek istemem, ama kolumuz kırıldığında nasıl genellikle Başbakan gibi davranmayıp, çıkıkçı yerine doktora gitmeyi tercih ediyorsak, hiç değilse böylesi bir tıbbi operasyon için, neden aynı duyarlılığı göstermiyoruz?

‘Her konu bitti de, bu mu kaldı?’ diyenler olabilir. Evet, öyle. Aklında çocuğunun bedenine biran önce müdahale etmekten başka bir şey olmayan bir toplumda, herşeyin başının bu olması için, illaki Freud meraklısı olmanız da gerekmiyor.

Böylesi bir temel konuda çocuğunu bir özne gibi görüp, fikrini almayan bir kültürde demokrasiyi ve hukuku içselleştirmek çok kolay olmuyor. Hemen ‘o konu başka’ sihirli argümanıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Biz, ‘arkadaşıma dokunma’, ‘komşuma dokunma’ gibi kampanyalar yaparken, daha ‘bedenime dokunma’ kazanımının bile gerisindeyiz. Kadının, çocuğun, ötekinin bedenine müdahale etmeyi temel bir hak gibi gören kafalara, demokrasi ve hukuk- hem de lazerlisinden- temenni etmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Bu tabu hakkında etraflıca aydınlanmak isteyenlere Nil Gün’ün ‘Sünnet’ kitabını öneririm.

Bu süreçte bir bakmışınız çocuk dernekleri, ‘bedenime dokunma ‘başlıklı kampanyalar başlatmışlar ve aileleri de onları dikkate alma yoluna gitmiş. Hayatta bir kere de, olmayacak duaya amin desek, ne olur?

Hangi gerekçeyle olursa olsun, kişinin onayı dışında, bedenine müdahale edilmediği bir dünya, herhalde daha güzel bir mekan olacak; işte o zaman çocuk hakları da yerli yerine oturacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.