Lazlar açısından barış

Kürt hareketinin tek taraflı olarak ateşkes ilan etmesi Anadolu’da kalıcı bir barış için önemli bir fırsattır… Bunu iktidar sahipleri nasıl değerlendirir tartışma götürür. Son yirmi yıldır Anadolu coğrafyasında yaşananlar, halklar hapishanesinin duvarlarını çatlatmıştır. Daha düne kadar Kürt kelimesi telaffuz edilemezken Kürt özgürleşme hareketinin kazanımları sonucu Anadolu halkları üzerinde konuşulmaktadır. Gelişmeler Kafkasya kökenli halkları da dolaylı olarak etkilemiştir. Gürcüler kültür ustası Ahmet Özkan Melaşvili’nin izinden kültürel çalışmalara devam etmişlerdir. Lazlar da özellikle aydın kesimde bir kıpırdanma başlamıştır. Laz dili ve kültürü konularında yayınlar çoğalmıştır. Abhazlar kendi yöresel derneklerinde 80 sonrası da örgütlenmeyi devam ettirmişlerdir.

Çok dilli, kültürlü bir toplum olan Tükiye’de muhalif bir toplum genişlemektedir. ÖDP’nin sol camiayı toparlaması da bu çok sesliliğe denk düşmüştür. Bu kazanımlar şüphesiz bedel ödeyen Kürt halkının hanesine yazılıyor öncelikle…

Kafkas kökenli tüm azınlıklar bir pasif direniş örneği bile sunamadılar. Yanlızca varolan kültürü muhafaza edip ev dillerine indirgenmiş anadillerinin sözlü olarak yaşatılması, direniş geleneği olarak yetersizdir. Örneğin Laz halkıyla Lazlar konusunu konuşamazsınız.. Önce Kürt sorununda tartışmanız gerekiyor. Ya da Abhazlarla Abhazca ve Türkiye’deki Abhazları konuşamıyorsunuz. Kürt sorunu yine ilk aşaması sohbetin…

Demokratikleşmenin de, barışın da düğümlendiği azınlıklar konusunun da gelip dayandığı Kürt sorunudur.

Barışçıl çözüm tüm Anadolu halklarının özlemidir. Sonuçta tek halk egemen konumdaki Türk halkı da savaşa asker vermektedir. Anaların göz yaşları edinmelidir. Halklar kendi kimlikleriyle kendilerini ifade edebilmelidirler. Ancak resmi tarihin mimarları böyle bir uzlaşmaya yanaşır mı süreç gösterecek…

Halkların inkarı geleneği toplumu zehirlemektedir. Tek ulus yaratma çabası kemalizmin temel özelliklerinden biridir. Ancak yaşadığımız coğrafyaya sığmayan bu kalıplar dar gelmektedir. Çoğulcu bir topluma doğru devinim hız kazanmıştır… Bu aşamada savaş konusunda ısrar etmek tarihin affedemeyeceği yükümlülükleri getirir. Barış güçleri üzerlerine düşen görevi yerine getirmişlerdir….

Bu konuda beni düşündüren kendi halkımın tavrıdır. Hala Laz kentlerinde MHP’nin örgütlendiği bir dönemdeyiz. Laz halkının birçok evladı kendini Türk Milliyetçisi olarak görmektedir. Bu nasıl oluyor? Bu kadar inkarcılık halkımızı köreltirken ilerici aydın insanımız ne yapıyor? Son yıllarda Lazlar konusunun basında tartışılır olması yukarıda belirttiğim koşulların dolaylı sonucudur. Sistemi iyi çözümleyip sisteme karşı konumlanışı iyi oturtmak lazım. Bölgesel hemşehrilik dernekçiliği kültürümüzün yaşatılması için yeterli zemin değildir. Politik tercihleri belirginleşmiş Lazlar bu işi kotarmalıdırlar. Demokratikleşme sorununun bir parçası olay…

Yoksa folklorik bazda karalahana ve hamsi ile Laz kültürü yaşatılamaz. Binlerce yıllık tarihimiz bilince çıkarılmalıdır. Özellikle bu coğrafyada göçmen konumunda olmadığımız, Anadolu’da yerli halk olduğumuz bilinmelidir. Anadilimizi tümüyle yitirmekle karşı karşıya olduğumuz açıkça her fırsatta ifade edilmelidir. Müthiş bir kayıpla karşı karşıyayız. Kaybedecek bir tek günümüz bile yoktur. Zamana karşı da savaşmak durumundayız. Yazı dilimizi yaymak için tüm olanakları zorlamak zorundayız. Bunları talep ederken bizzat kendi halklarımızdan insanlar “bölücülük” suçlamasıyla geliyorlar. Tesadüf olamaz ki tüm bu insanlar MHP çevrelerindekiler… Lazlar konusunu tartışırken neden demokratikleşmenin gündemde olduğu açık… Ancak demokratik kazanımlar sonucu gerçekten halkımız üzerine daha çok konuşabileceğiz. Kendimiz olabileceğiz. Lazca Türkçe’nin şivesi olmaktan çıkacak anadil olacak.

Hemşinliler Ermeni asıllı olduklarından utanmayacaklar. Gürcüce, Abhazca onbinlerce insanın anadili oluşurken eve hapsolmayacak.. Karadeniz’e barış o zaman gelecek.

Kürt emekçilerinin Karadeniz bölgesine alınmadığı bir ortamda barışı düşünebiliyor musunuz… Halklar arasında mesafe koyanlar, bu uçurumu gitgide artıranlar barıştan yana olamazlar…

Yine de ateşkes haberi umutlandırıyor bizleri… Akan kanın durması gerek…

Anaların gözyaşları dinmeli. Her iki taraf da bu savaştan zarar görüyor. Benim halkım ise tüm bu çalkantılardan uzak, kendi halinde, varolmakla yokolmak arasında bocalıyor… Bir bekleyiş içerisinde. Karadeniz bölgesine yansıyan olaylar ve koruculaştırma girişimleri sonucu uzun süre de tepkisiz kalmaya ortam yok aslında… Gelişmeler bir şeyleri dayatmıştır. Ya kendimiz olacağız ya yok olacağız… İkisi arasında bir nokta göremiyorum. Dönüm noktasındayız.

Ya demokrasi güçlerinden barıştan yana olacağız… ya da eritileceğiz… Bu yazının sonunu Lazca barış kelimesiyle bitirmek isterdim. Lazca barışın karşılığı
unutulmuş. Hiç barışı yaşamamış gibi Anadolu’da… Lazcada barışın karşılığını türeteceğimiz günler için… Gurite.
________________________________________
Antworten:
• Re: “Lazlar Acisindan Baris ” A.i.yildirim 04.9.98 (0)

NOT: Bu yazi 3.eylül 1998 tarihinde kaleme almistim ve hala gündeme denk düsüyor .

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.