İlber Ortaylı, Süleyman Şah’ı yazdı

İlber Ortaylı, Süleyman Şah’ı yazdı

0
PAYLAŞ

Bizim kuşak Devlet-i Aliyye’nin, Gazi Osman Bey’in babası olarak Ertuğrul Gazi’yi, onun dahi atası olarak Süleyman Şah’ı bilirdi. Okul kitaplarında yer alan bu mütearife(!) gerçi akademik muhitlerde tartışılmaya başlamıştı ve adı geçen Süleyman Şah’ın Osman Gazi’nin dedesi yahut büyükdedesi değil doğrudan Selçuklu hükümdarı olabileceğine işaret edilmişti.
Mezar da aslında bir muamma olarak kalıyordu fakat bunlar bir milletin menkıbevi tarih dönemi için fazla önemli değildir.

Anadolu’da Türk hakimiyeti Süleyman Şah’ın eseridir

Bugün bilmemiz gereken konu Süleyman Şah’ın Anadolu Selçuklu Devleti’nin gerçek kurucusu
I. Süleyman Şah olduğu ve 1075-1086 yılları arasında hükmettiğidir. 479 hicri/1086 miladi tarihte öldü. Kutalmış’ın oğludur. Kutalmış’ın Alparslan’ın karşısında yenilip ricat ederken attan düşüp öldüğü kaydedilir. Onun çocuklarından en önemlisi Süleyman Şah’tır ve Süleyman Şah; Urfa, Bilecik, Halep hatta Filistin’e kadar olan alanda siyasi kavgasına devam etti.

Selçuklu Devleti’nin belirli bir veraset sistemi yoktu. Suriye gibi Batı Anadolu’da da İznik’i aldı yani antik Bitinya’ya adım attı. I. Süleyman Şah, Anadolu Selçuklu devletinin gerçek kurucusudur. Nitekim Büyük Selçuklu hükümdarından da (Sultan Melik Şah) Anadolu’nun hükümdarı olarak menşur almıştır. Lakin İran’daki Büyük Selçuklular’a tabiiydi. Aynı durumda olan Suriye ve Filistin bölgesinin hükümdarı Tutuş’la Halep üzerindeki anlaşmazlık sırasında yenildi ve galiba hayat ve iktidarı için çıkış yolu olmadığından intihar ettiği rivayet edildi.

Anadolu’da Türk hakimiyeti hakkıyla kendisinin eseridir. Caber’deki Türk mezarı denen makam da ona atfedilir ve netice itibariyle de 19’uncu ve 20’nci yüzyılın ilk yarısındaki popüler tarih yazımı Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu ve Selçuklu hanedanından Süleyman Şah’ı Osmanlının atası olarak tasvir etmiştir.

Ortadoğu devletleri için türbe de sorunlu bir konu

Caber Kalesi’ndeki Türk mezarı 1970’lerde Suriye’nin baraj çalışması dolayısıyla sular altında kalınca yer değiştirdi, daha kuzeye nakledildi, bugün de IŞİD takımının çevirdiği bu bölgeden güvenlik nedeniyle daha kuzeyde, Eşme’de gömülmek üzere şimdilik muhafaza ediliyor. Bu gibi kurtarmaların yapılması normaldir. Üzerinde abartmalı spekülasyonlar ise yapılmamalıdır.

Suriye’deki Türk mezarı tarihi bir anıt olarak düşünülmeli ve şu anda müzakere edilecek bir Suriye devleti ortada olmadığı için anlaşmaya kadar tarihi miras olarak muhafaza edilmelidir. (O dönemde Suriye’nin protektoru olan Fransa ile yapılan 1921 Sözleşmesi ve 1923’te Lozan’da tarif edilen sınırlara göre 1973’te nakledilen Süleyman Şah mezarı olarak düşünülmelidir.) Aslında bütün Kuzey Suriye’nin düzenlenmesinde gelecekteki barış için hayati bir önemi vardır.

Osman Gazi’nin, babası Ertuğrul Gazi’nin (onun da isminin Gündüz Alp olduğu anlaşıldığından Söğüt’teki türbedeki isim tashih edildi) ve Gündüz Alp’in atasının Süleyman Şah olmadığı bilinmelidir. Süleyman Şah bundan neredeyse iki asır evvel var olan Anadolu’daki Türk vatanının ve devletinin kurucusudur. Maalesef 13’üncü yüzyıla ait tarih kayıtlarımızın muasır devletlerinkine göre mükemmel olmaması, hatta neredeyse çok az ve parça parça kayıtlarla tesbite çalışılması Süleyman Şah türbesi üzerinde de kesin konuşmayı zorlaştırıyor fakat böyle muhafaza edilen bir anıt olduğuna göre beynelmilel antlaşmanın berkitilmesi (öyle de oldu) ve taviz verilmemesi gereklidir. Ortadoğu devletleri için türbe de sorunlu bir konudur ama zihniyetin değişerek karşılıklı saygıyla bu sorunların çözülmesi beklenir.

Kahvenin öyküsü

Topkapı Sarayı’nda 21 Şubat’ta, Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği’nin gayreti ve Kültür Bakanlığı’nın himmetiyle “Bir Taşım Keyif-Türk Kahvesinin 500 Yıllık Öyküsü” sergisi açıldı. Bazı yanlışları ifade etmekle konuya girelim; kahvenin coğrafyası Yemen ve Habeşistan olarak bilinir ama daha çok Yemen’in karşı kıyısındaki bölgeleri bilmek gerekir. Amerikalardan gelen kahve bitkisi ise İngiltere’de hayata girmiştir. İngilizler kahveyi başlangıçta hiç sevmezken 17’nci asırda tiryakisi kesildiler. 1675’te İngiltere Kralı
III. Charles kahvehaneleri “kral ve hükümet aleyhinde dedikodu ve skandal haberler yayılan yer” olarak niteler. IV. Murad’ın kahvehaneleri niçin kapattığı anlaşılıyor.

Kafeinin parlattığı çenelere karşı tedbir İngiltere’den çok evvel Osmanlı İstanbul’unda alınmıştır. Venedik, Marsilya ve Viyana kuşatmadan çok evvel kahvehaneleri tanırdı. Kahvenin ikinci kuşatmanın bozgununun bıraktığı kahve çuvallarından Avusturyalılar sayesinde dünyaya yayıldığı bir efsanedir. Efsaneler güzeldir, ticarete yarar.

Bir Türk içeceği

Türk kahvesinin coğrafya olarak çekirdeğinin çıktığı bölge 16’ncı yüzyılda imparatorluk sınırları içindeki Afrika boynuzu ve Yemen bölgesidir. Yemen’de kahve çekirdeğini boşuna aramayın, ora daha ziyade ihracat bölgesidir. Kahve hazırlanışıyla Osmanlı Türkiye’sine has özellikleri olan bir içecektir. Tabii ki alkol değildir ama kafeini çok hoştur.

Kahve sergisinin çok bilgi içeren ve nefis basımlı kataloğunun editörü Ersu Pekin. Serginin küratörleri ise Topkapı Müzesi’nin içindeki uzmanlar; Ayşe Erdoğdu, Zeynep Atbaş, Sevgi Diker, Dr. Selin İpek, Dr. Selda Kalfazade, Ömür Tufan, Dr. Hande Günyol, Merve Çakır ve Aysel Çötelioğlu.

Kütüphaneden, porselen koleksiyonlarından, çini koleksiyonlarından derlenen 750 parça eser, sergiyi zenginleştiriyor. Doğrusu Topkapılıların daha bir başka bir deyişle Enderunluların buldukları malzemeler kahvenin tarihi açısından fevkalade değerli bir koleksiyon oluşturuyor.

Sergi üzerine çıkan yazı ve demeçlerde Topkapı’daki küratörlerin isminin dahi geçmediğini gördük; oysa asıl ilgi, bilgili seçim ve emek onların. 15 Haziran’a kadar açık olacak bu sergi kahvenin her sınıf Türk’ün hayatında sağlık, sohbet ve folklar açısından ne kadar önemli yeri olduğunu gösteriyor. Kahve, Türk içeceğidir. Şüphesiz bu çekirdeği muhtelif şekillerde işleyenler var ama Türk kahvesinin yeri ve tadı başkadır.

BİR CEVAP BIRAK

six − 3 =