Leblebi ve Orhan Pamuk

Bizi çok seven AB’li dostlarımız, “düşünce özgürlüğü” masalı altında gazetelerinde, televizyonlarında ve Şişli Adliyesi önünde kahramanca Orhan Pamuk’u savunurken, bakarsınız Türk köşe yazarlarının Pamuk’suz yazı yazmalarını demokrasi suçu sayarak, bizleri İsviçre mahkemelerinde tutuklatmaya kalkışabilirler… O nedenle, ne olur olmaz diye biz de “Türkiye gibi bir ülkede yaşıyor olmaktan utanç duyduğunu”, dış ülkelerde açık açık demeçlerle duyuran değerli romancımıza bugün köşemize yer vermek durumundayız.


Yazımıza bir anımızla başlamak istiyoruz.
Yıllar önce görev gereği gittiğimiz bir Anadolu kentinde, büyük bir devlet müessesinin muhasebe departmanında çalışmakta olan üniversiteden bir arkadaşımızla karşılaşmış, oturup birkaç saat sohbet etme fırsatını bulmuştuk.


Sohbet sırasında, biralarımızı içiyor ve masada tabak içersindeki leblebilerimizi atıştırıyorduk. Arkadaşım bir ara gülümseyerek sana başımdan geçen bir leblebi öyküsü anlatayım da biraz gülelim dedi ve başladı anlatmaya. Arkadaşımızın bilinen önemli özelliği, son derece dürüst, mert, espirili ve sevecen yapıda bir insan olmasıydı. Öyle ki kendisiyle arkadaş olmaktan her zaman gurur duyduk… Tam bir örnek insandı…


Sözü ona bırakıyoruz.


“Müessesemizle iş yapan müteahhitlerin istihkaklarını genelde zamanında öderiz ama, nakit sıkışıklığı yaşadığımız dönemlerde ara ara geç ödemelerimiz olurdu. Geçenlerde bizimle sürekli iş yapan Hasan isminde genç ve girgin bir müteahhit, elinde dolu bir kese kağıdı torba ile serviste geldi ve masamızın önünde ki koltuğa oturdu. Bunu size getirdim. Geçen hafta memlekete gitmiştim, dönüşte Çorum’dan geçtim.  Taze Çorum leblebisi dedi ve bizim hayır olmaz, teşekkür ederiz dememizi filan dinlemeden, torbayı masamızın üzerine bıraktı ve hadi eyvallah dedi, kalktı ve gitti.


Yapımı bilirsin, bu konularda titizimdir, küçük de olsa iş yaptığımız firmalardan hediye kabul etmem. Arkasından ne geleceğini ya da isteneceğini bilirim. Ama oldu bir kere. Adam leblebi torbasını pat diye masamıza bıraktı gitti. O gider gitmez de, serviste ki arkadaşlar hemen gelip torbadan birer ikişer avuç leblebi alarak afiyetle yediler. Bu arada bir avuç kadar da, “sen de ye diye ısrar ederek, bize de zorla yedirdiler.


Ertesi gün müteahhit arkadaş yine gelip odamızda karşımızda ki koltuğa oturdu. Bir iki hatır sormadan sonra, geciken istihkakının hemen ödenmesini istedi. Galiba paraya sıkışmış. İstihkakların hazırlanıp ödenmesi bizden geçiyor ya… Adam sanki bana poz yapıyor ya da emir veriyor gibi gelmeye başladı. Oysa pek öyle bir tavır içinde olacak adam değil. Ama rahat değilim. Bastı mı bana bir sıkıntı. Leblebiyi yedik bir kere. Suçluluk duygusu içerisindeyiz. Hay Allah kahretsin nereden yedik şu leblebiyi, adama karşı hayır ödeyemeyiz, biz de nakit sıkışıklığı içerisindeyiz diye ses çıkaracak gücümüz kalmadı..
Leblebiyi kabul etmemiş olsaydık, dik duruşumuz bozulmaz boynumuz eğilmezdi diye epeyce hayıflandık… Neyse uzatmayalım adamın istihkakını zor zahmet ertesi günü ödeyebildik. Ödedik ama ne zaman önümüze leblebi koysalar, hep bu olayı hatırlarız…” Gülüştük…


Olay bu, sevgili okurlar…
Onuruna, guruna düşkün insanlar için komik gibi görünen ibret alınacak bir yaşam gerçeği. Eğer birileri size bir şeyler vermişse, bu leblebi dahi olsa ve de haysiyetli bir insansanız, bilin ki artık ona karşı boynunuz eğiktir. Bilin ki verenler, karşılığını bir şekilde sizden isteyeceklerdir. Verene karşı boynunuz eğiktir.


Gelelim bu olayı niye anlattığımıza…
Neden olacak? Orhan Pamuk için bize söylemedikleri söz bırakmayan, AB’li dostlarımızın tavır ve düşünceleri için aktardık. Pamuk’un yargılanması daha doğrusu yargılanamaması üzerine, bakın AB – Türkiye Karma Parlamentosu Eş Başkanı Joost Lagendijk dostumuz(!) ne buyurmuş:


“Orhan Pamuk ve benzeri davalar devam ettiği sürece Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması zor…”


Hay sizin Avrupa Birliği’nize de, bize yapacağınız dostluğa da, tanıyacağınız imkanlarınıza da… Sizin olsun istemiyoruz, alın başınıza çalın!..
Oldu mu Mister Lagendijk, aldınız mı gereken cevabınızı?
Ne o, neden şaşırdınız, şamar oğlanına döndürdüğünüz bir ülkenin vatandaşından böyle bir tavır hiç beklemiyor muydunuz değil mi?
Yetti artık! Bundan böyle, bu millet adına sizlere hak ettiğiniz tavırları koyamayanlar ve gereken cevabı veremeyenler karşısında,  millettin kendisinden gereken cevapları alacaksınız!


Meğer yer küre üzerinde ne kadar çok Türk düşmanı varmış! İki günden bu yana dünya basınında, Orhan Pamuk olayına bağlı olarak hakkımızda söylenmedik söz bırakılmadı.


Kardeşim bizler sizlerin ülkesinde ki (Orhan Pamuk türü)davalara karışıyor muyuz? Ne halt yerseniz yiyin, yalnız bize dokunmayın! Ülkemizin yargısına karışma ve baskı yapmak hakkını nereden alıyorsunuz, söyler misiniz ?


Sevgili okurlar, dönüp dolaşıp konu, “ leblebi” meselesine geliyor.
Sen adamlara her yönünle bağımlı duruma gelirsen; bugün yargına karışanlar, yarın ülkeni yönetmeye soyunurlar!
Daha ne söyleyelim?
Ah büyük Atatürk, gerçekten de sen ne büyük insanmışsın!
Kıymetin bugün daha çok anlaşılıyor!… Çook!…


burhanaozbey@yahoo.com 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.