Liderler Vadisi

Liderler Vadisi

0
PAYLAŞ

Türkiye’nin kaderini sağ iktidarların belirlediğini biliyoruz. Sağ partilerin liderleri nedense vizyon sahibi, yenilikçi gibi iltifatlarla takdim edilirler.

Mesela, Özal’ın tren yollarını ‘Komünist işi’ diye takdim eden yaklaşımındaki derinliği anlamak kolay değildir. Avrupa’yı kuşatan demiryolları hakkında böylesi bir düşünce sahibi, nedense Türkiye liberalizminin en geniş ufuklu lideri olur. Demirel’in İpekçi’ye verdiği mülakatta, Şili’de CIA’nin Pinochet darbesi ile öldürülen Allende için ‘İyi götürdüler’ sevinç cümlesi de birçok şeyi özetlemiyor mu? Çiller’in, Sivas katliamının ardından, ‘Otelin önünde bekleyen yurttaşlarımıza bir şey olmamıştır.’ lafını unutmak mümkün mü? Nilgün Cerrahoğlu’nun Tayyip Erdoğan’la yaptığı ve kitaplaşan söyleşilerindeki ‘demokrasi bizim için araçtır.’ değerlendirmesini hepimiz biliyoruz. Peki, Türkiye’nin başına sorun yarattığı söylenen ‘Geceyarısı Ekspresi’ filminin esin konusu olan aynı adlı romanın girişinde, ‘hayata dönüş’ operasyonunun savunucusu Ecevit’e katkı ve yardımlarından dolayı teşekkürde bulunulmasına ne dersiniz?

Genel seçimler öncesi yapılan liderlerin TRT konuşmaları, karşı ekrandaki metin okunarak gerçekleştirilir. Biz de o zamanlar, ekrandan metnimizi okuyup çıkıyorduk ki, bazı personelin alkışları ile karşılaştık. Bu kadar sıradan bir işi neden takdir ettiklerini sorduğumuzda, gelen liderlerin, (artık burada isim vermeyeyim, ayıp olur) metni defalarca denemeye rağmen okuyamadıkları için, saatlerce tekrar yapıldığını, kiminin kenara çekilip namaz kıldıklarını, kiminin değişik rahatlama yöntemleri uyguladıklarını anlatmışlardı. Bu durumu bir yeteneksizlik olarak görmekten çok, ellerindeki propaganda metinlerine kendilerinin bile inanmamalarından kaynaklanan bir inandırıcılık sorunu oluşuna bağlamıştım.

Bu aralar gazetelerdeki röportajlarda da görüyorum, Tayyip ile Menderes gibi sağın liderleri karşılaştırılıyor ve ‘Nerede Menderes’in ağırlığı, nerede Tayyip’in halleri’ demeye getiriliyor. Doğrusu bu tür karşılaştırmaları da tuhaf buluyorum. Demekki aradan yıllar geçince, birçok şey unutuluyor. Hem bu tür çok anlamlı olmayan karşılaştırmaları yaparken temkinli olalım diye, hem de Menderes’in devlet adamı refleksi günümüzde de süregeldiğinden, biraz gerilere gitmek istiyorum. 1955’de Atatürk’ün Selanik’deki evinin resmi bir görevlinin (Atatürk’ün evini başarıyla tahrip ettiği için sonradan valiliğe kadar ödüllendirilen) bombalaması provakasyonu ile ortaya çıkan 6-7 eylül yağmasını anımsatmak istiyorum. Her ülkede istihbarat örgütleri acaip işler yapabilirler. Örneğin Fransız gizli servisinin Yeni Zelanda’da da, Fransa’nın nükleer denemelerini protesto eden Greenpeace’in gemisini batırması gibi skandal işler olur, ama ben hiç bir ülkenin istihbarat teşkilatının kendi kurucu liderinin evini bombalaması örneğini görmedim.

Bunu bile yapan, başka neler yapmaz diye düşünüyor insan. Nitekim Çakıcı ve Çatlı gibilerinin nasıl kullanıldıklarını marifet gibi anlatanlardan, bazı başka uluslararası skandalları da teker teker öğrenmiş bulunuyoruz. Menderes’in, 6-7 Eylül olayları sonrası TBMM’de yaptığı konuşma, bugün olan bitenler karşısındaki resmi retorikleri anlamamız için de önemli bir ipucu niteliğindedir: “70’e yakın mabet tahrip edilmiş bulunuyor. Türk-müslüman mabede tecavüz etmez, kiliseyi tahrip etmez. Sadece kiliselerin tahribine büyük ehemmiyet ve dikkat sarfedilmiş olması ve hatta ölülerin kemiklerinin muhkem mermerler altından sökülüp, ortaya çıkarılıp hakarete maruz bulunması keyfiyeti, damgası üstünde komünist eseri olduğunu apacık ifade etmektedir. Uzaktan yakından hükümete mensup olan herhangi bir şahsın zerre kadar ilgisi olduğu hükmünü verdirecek bir tek delil bile mevcut olacak olursa hükümet olarak hükümetten istifa değil, insanlıktan istifaya hazırız. Ayıptır, yeter artık!” (Bak. Mehmet Arif Demirer, 6 Eylül 1955 Yassıada 6/7 Eylül Davası, Bağlam, İstanbul) Ne kadar çarpıcı, değil mi? İşte size memleketimin sağının lider manzaraları geleneğinden bir kesit.

 

 

BİR CEVAP BIRAK