Liyakat

Bu nitelik kaybı, en belirgin şekilde, toplumu yönlendirici olması gereken medya sektöründe göze çarpıyor. Konuştuklarının üçte biri anlaşılmayan diksiyon özürlü bir spiker, izleyicinin gözünün içine baka baka, hem de ana haberleri sunmaya liyakatli görülebiliyor. Sektör yöneticileri liyakatli olan başka bir ülkede bu mümkün olamazdı. Kişisel konularını ya da ailevi hallerini köşesine taşıyan ve üstelik de rağbet görebilen kifayetsiz muhteris birisi başka bir ülkede kolay kolay köşe yazamazdı. Ona sayfalarını açan gazete yöneticisinin liyakat kriteri soruşturulurdu. Röportaj yapmaktansa birinci önceliği kendini ispat etmek ya da çakma sansasyon yaratmak odaklı olan içi boş birisi başka bir ülkenin en büyük gazetesinde köşe işgal edemezdi.

İçinde seks geçen ucuz yazılar, seks özürlü ve sekse aç toplumumuzda ilgi çekiyor ve üstelik bu türlerin türevleri ve taklitleri ürüyor ve ucuzlukla birlikte deformasyon da çığ gibi yayılıyor. Belden aşağı lafları sermaye edinmiş birisi başka bir ülkede asla spor yorumcusu olamazdı, bizim ülkede prim yapıyor. Sermaye yandaşı bir sistem ürünü başka bir ülkede ekonomi yazarı diye kolay mevki bulamazdı, bizde başköşede ahkam kesebiliyor. Televole kültürünü ülkemize getirenler kanallarüstü sistematik bir şebeke kurup ortada cirit atıyorlar, kanallararası atamalar yapıyorlar, istediklerini uçuruyorlar ve hanedanlık sürdürebiliyorlar.

Diğer yandan, toplumun kalite anlayışındaki deformasyon da, önce medyada kendini gösteriyor. Çünkü sayabileceğimiz bir çok faktörden dolayı, toplumun total kalite düzeyinin üretebildiği talep kalitesi, buna uygun sunulan arzın niteliğini her geçen gün düşürüyor.

Hedef kitlene “ bunlara ne versen gider” anlayışıyla bakıyorsan ve o kitle sorgulama özürlü ise, hak etmeyenlerin hak etmedikleri yerlere, tepeden inme veya damdan düşme yoluyla gelebilmeleri kolay oluyor. O zaman da bu sistemden beslenenlerin halk adına sisteme sitem etmeleri komik oluyor. Elbette seçici olamayan, tüketici bilinci olmayan, kıyas bilgisi olmayan, araştırmayan, sorgulamayan topluma ne yedirsen sindiriliyor. O zaman da milli maçı izlemek için paragöz bir kanalın ekranı karşısına heyecanla oturup, 90 dakikada 70 kez, ekranın dörtte birini kaplayan alt reklamları izliyorsun.

Medyanın köşe başlarını parselleyenler torpilli olabilirler, halkın zaaflarını kullanıp halkın dikkatini çekmeyi beceriyor olabilirler, olduğundan farklı görünme yetisine sahip olabilirler, birilerinin şusu busu olabilirler ama, pek de seçenek sunamayan ve kişilikli kalite üretemeyen medya sektöründe bu liyakatsizlerin bizlere dayatılmaları, bence en hafif ifadeyle medya sektöründeki yöneticilerin, kaliteyi önemseyen azınlığa saygılı olmadıklarının göstergesidir. Çünkü kalitenin ne olabileceğine dair fikri dahi olmayan bir çoğunluk zaten onları doyuruyor, onlar da o çoğunluğu…

Bu kokuşmuşluk sadece medyada değil yaşamın her alanında bir sistem haline dönüştürülmüş durumda. Bu çürük sistem alana da verene de yettiği zaman, sistemi eleştirdiğinde sivri oluyorsun ve dışarda kalıyorsun. Kabullenip sistemin parçası olan zihniyet ise en yukarıdan, meclisten başlayarak toplum katmanlarına kadar rahatlıkla sızıyor. Buna bir de aydınlarımızın yarı aydın oldukları gerçeğini eklediğin zaman bu ülkede yaşamaya çalışma dayanakların sönüp gidiyor.

Bir de, sanki herkes her işi yapmak zorundaymış gibi başka işler yapmaya soyunanlar var. Müzisyen, aktüel makale yazıyor, kaç kişi sürekli okuyor acaba? Boş konuşmadan yorum yapan kaç eski futbolcu var? Ama kanallar futbolcu eskisi yorumcularla dolu. Efsane futbolcular yapay ve dayatma yorumculuklarıyla sadece vitrini dolduruyorlar, buna karşın bilgili yorumcular pozisyon kaybediyorlar. Hele köşe yazan futbolcuların yazılarını kimsenin editlememesi herhalde halk ağzından doğal kalsın düşüncesinden dolayı olmalı…

Yaptığı müziğin klibini, mecburmuş gibi çıplaklıkla veya seksapelle besleme ihtiyacı duyan müzisyenlerimiz, müziğine ya da görselliğine güvesizlikten mi bu niteliksiz ve birbirini yineleyen klipleri yapıyorlar acaba, tıpkı kendilerini müziklerinde de aynı ritmlerle tekrar edişleri gibi?

Kültür seviyesi belli olan bir toplumda, bir de paraya kitlesel anlamda el değiştirtecek bu kadar çok başkalaşım yaşanırsa sonuç budur. Aristokrat sınıfı olmayan, sosyete kavramının içi boş olan, yeni zengininin çoğu görgüsüz ve büyük oranda da sistem sayesinde ya da illegal yollardan zengin olmuş olan, kültürün değil, paranın itibar ve sınıf atlama ölçeği olduğu, liyakatiyle sivrilenlerin siyasette olsun, sporda olsun, sanatta olsun alaşağı edildiği düzenler, hala daha göçebelikten yerleşik düzene geçiş sancıları olarak nitelendirilebilir mi? 800 yıl oldu yahu obalardan çıkıp ovalara yayılalı.

Böyle başkalaşıma uğratılmış bir toplumun, Fazıl Say gibi değerlerin değerini bilme liyakatleri olmaz elbette… Bakın medyaya! Say’ın uluslararası sanatçılık liyakatini yazan tek tük haberin yanında, yerden yere vuranların çoğunluğunu gördükçe, o egemen çoğunluk izdüşümünün medyaya nasıl yansıdığı ve bu ülkenin batılılaşma liyakatine niye haiz olamadığı net biçimde görülüyor…

Ülke yönetimindeki gelmiş geçmiş ve mevcut total kalitesizliğinin sebebi de budur işte… Halkın irdeleme, soruşturma, seçme ve sorgulama liyakatinin olmaması… Bunun da halkın sırtından geçinip, kendini halkın üstünde görenlerin işine gelmesi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.