İlk postane sahibi: Demiralay’lar

PAYLAŞ

Kahraman Maraş Göksun Yeşilköylü iki yakın akraba ve iki ortağın öyküsü oldukca ilginç…


Erdoğan Demiralay henüz 23 yaşındayken eşi ve küçük kızını köyde bırakarak 1989’da Londra’ya göç dalgasına kapılır. “Yes” ve “No”yu hayatta henüz duymamış olarak geldiği Londra’da hayal kırıklığına uğrar. Ona anlatılan “cennet” hayalindekiyle çok farklıdır. Hani köyde kahvecilik yaptığı günleri aratan yerlerde, sera ve inşaatlarda çalışır. yunanlı bir işadamına ait tekstil atölyesinde “finişercilik”ten makineciliğe her işi yapar. Bir süre de Hornsey’de ortak süpermarket çalıştırır.


1990’da eşini ve kızını da Londra’ya üstelik yasal yoldan getirmeyi başaran Erdoğan Demiralay, tekstilde çalıştığı günlerin akşamı İngilizce öğrenmek için kursa gider. İngilizce öğrenmesi ona ileride pek çok fırsat kapısını da aralayacaktır…
Londralı oluşunun 8’nci yılında “hayal kırıklığıyla karşılaştığı” köyünü ziyaret eder.


2000’de akrabası Mahmut ile ortaklaşa Broadwater Farm’da “155 Mount Pleasant Rd. N17 6JH” adresindeki mahalle marketini satın alır. Marketin raflarında Türk, Polonya ve bölgede yaşayan siyahların tercih ettiği ürünleri ve taze sebzeye de yer verirler. 2003’de ise köşe postanesi satlığa çıkar. Ortaklar kapitalizmin kurallarını öğrenmişlerdir artık. “Ya birisi postaneyi kapatıp market açarsa” diyerek postaneyi de satın alırlar.


Erdoğan Demiralay “postmaster” kursuna gider ve sertifika almaya hak kazanır. Artık o sertifikalı bir postane sahibidir… “Hani nereden nereye” diye iç geçirerek postane günlerini şöyle anlatıyor:


“Yanımızda Hintli Chandu Patel çalışıyordu. Ben gişede bir müşterinin işini hallederken o üçünü gönderiyordu. Hani eve gelen bir mektubu çözmekte zorlanırken bütün mahallelinin mektubundan sorumlu olmak kolay bir iş değildi…”


İNGİLİZCEYİ GÖÇMEN KAMPINDA ÖĞRENİR


Mahmut Demiralay’ın serüveni de oldukça ilginç. Kartvizitinde adı Mehmet olmasına karşın Mahmut diye çağrılmasını “Dedem adıydı Mehmet ama bizimkiler öyle çağıramadılar. Mahmut dediler öyle tanındık…” diye açıklıyor.


1991’de 30’undayken Londra’ya gelmeyi kafasına koyduğunda Göksun-Yeşilköy arasında minibüste direksiyon sallıyormuş. O da geride eşi ve 3 çocuğunu bırakıp geldiği Londra’da ilk 6 ay göçmen kampında (detention centre) tutulur. Mahmut Demiralay cezaevinin bir diğer adı olan kamptaki o günlerini şöyle anlatıyor:


“Bir İngilizce öğretmeni geliyordu ve saat 9-16 arasında birebir İngilizce öğretiyordu. Benim zaten başka türlü İngilizce öğrenmem de zordu. O günlerin faydasını daha sonra gördüm tabii.”


Demiralay kamptan çıkamasıya koltuk döşeme işçiliğine başlar ve ilk işi olarak eşi ve çocuklarını Londra’ya getirmek olur. Daha sonra Walthamstow’da bir cafe satın alan Mahmut Demiralay 2000’de gelindiğinde de cafesini kiraya verip akrabası Erdoğan ile ortaklık yapar.


Her iki ortak şimdi Londra’da postane sahibidir. Büyük olasılıkla Londra’da ilk postane sahibi olarak toplum arşivinde yerlerini alacaklar…

CEVAP VER