İlkel bilinç

İlkel bilinç

0
PAYLAŞ

İlkel bilinç kendini yetkin duyar, hele hastalıklı biçimlerinde kendini eşsiz bir yapabilme gücü olarak algılar. Onun her işe burnunu sokması, her soruna çabucak çözümler getirmesi, daha da önemlisi birilerini yönetmeye kalkması ya da birilerine baskın olma telaşına düşmesi ilkelliğinin son derece doğal bir yansımasıdır. Böyle bir bilincin demokrat olmaktan anladığı şey de birilerinin ona başeğmeye ya da gönüllü köle olmaya eğilimli olmasıyla ilgilidir. Zayıflar dayanışması dediğimiz o son derece tehlikeli oluşum bu yetersiz ya da ilkel bilinçlerin ürünüdür. Güçlü insan tek olmayı, tek kalmayı, toplumda ve insanlıkta tekliğiyle yer almayı bilir. Yetersiz insan en kötü anlamında bir dayanışmacıdır. Dayanışma dediğimiz şey bir sağlıklı insanlar dayanışması olduğu yerde gerçek anlamda insani bir güç oluşturacaktır. İnsanlığa adanmış her dayanışmanın önünde saygıyla eğiliriz. Sağlıksız insanlar dayanışması toplumda her anlamda mafyalaşmayı sağlayan dayanışmadır.

Jean Anouilh’un Antigone’sinde Antigone “Hayvanlar ısınmak için birbirlerine sokulurlar, ben yalnızım” der. Kral olmanın bütün gücünü elinde bulunduran, insan olmanın çok ötesinde yalnızca egemen olmanın kolaylığını yaşayan Créon, Antigone’ye “Seni kurtarmak istiyorum Antigone” der. Onuruna düşkün bir kadın olan Antigone’nin tutumu kesindir. Şöyle der krala: “Kralsınız, her şeye gücünüz yeter ama buna gücünüz yetmez.” Créon bilincinin ahlaki koşulları çerçevesinde ölümü göze almış insanın dingin ve mutlu yönelimini kavrayamaz elbette, böyle bir şeyi hiçbir zaman da kavrayamayacaktır, çünkü onun için önemli olan ya da vazgeçilmez olan tek şey gücün sağlayacağı sözde iyiliklerdir. Bunun için adaletli olmaya gerek de yoktur. Bunun için her türlü oyunu oynamak hiç de yanlış değildir. Öyle düşünür o. Adalet ancak ahlaklı bir bilincin sorunu ya da kaygısı olabilir. Siz bir bilinç yetmezliği içindeyseniz ne diye adaletli olasınız? Geriliğin koşullarında ahlak sözcüğü çok kötü tınlar, bu yüzden bizim aydınlarımız son yıllarda “ahlak” sözcüğünün soğuk etkisinden kaçabilmek için batı dünyasının çokbilmişliğinden yararlanarak piyasaya “etik” diye bir sözcük sürmüşlerdir. O durumda dünyanın en ahlaksız adamı sizin insanca bir yöneliminizi rahatça “etik değil” gerekçesiyle küçük düşürmeye kalkabilir. Sevsinler…

Bir toplumun yeterince aydınlanmamış aydınları demokrasiden doğrudan doğruya baskıyı anlıyorlarsa buna hiç şaşmamak gerekir. İlkel bilinç demokrasinin pırıltılı renkleriyle oyalanmayı sevse de demokrat olmamanın sağladığı nimetleri her şeyin üstünde tutacaktır.

Ailede iş elbette çok daha kolaydır. Ailede baba bütün geriliğiyle ve bütün sefilliğiyle egemeni oynar:  kadının ve çocukların aklı ermez, dolayısıyla onlar her ne kadar homur homur homurdansalar da onları kendi gidişine bırakmamak gerekir. Kızı kendi başına bırakırsanız davulcuya ya da zurnacıya varmaz mı? Kız davulcuya ya da zurnacıya verilecekse bunu babanın yapması gerekir, yoksa evet maazallah kız gidip davulcuya ya da zurnacıya varabilir. Bizim toplumumuzdaki bu “varma” ya da “kocaya varma” sorunu da düpedüz egemen olunmuş ve hiçbir seçme şansı kalmamış kişinin kendini bir ateşten bir başka ateşe atarcasına babasının benzeri birine gitmesidir. Şimdiki Rusya’da da öyle midir bilmiyorum ama eski Rusya’da durum tıpkı bizdeki gibiymiş. Anton Çehov’un öykülerinden anlarız bunu. Anton Çehov, Kılıflı Adam öyküsünde şöyle der: “Genelde ülkemizde genç kızlarımız için önemli olan, birini bulur bulmaz evlenmektir.” Evlenmek ve paçayı kurtarmak ya da paçayı yeni birine kaptırmak.

Birine sorsanız “Sen neyin ya da kimin egemenisin?” diye, sizi hemen gönül rahatlığıyla şöyle yanıtlayacaktır: “Evimin egemeniyim, karımın ve çocuklarımın egemeniyim, yanımda çalışanların egemeniyim, iş için karşıma çıkanların egemeniyim…” Gene sorsanız: “Sana egemen olan kimse yok mu?” Yanıtlayacaktır: “Olmaz olur mu, başımıza bir müdür getirdiler, herif cahilin biri, gelgelelim hepimize kök söktürüyor. Geçenlerde bir yerde işim vardı, arkadaşlara söyleyip akşamüstü yarım saat erken çıktım, adam bunu öğrenir öğrenmez küplere bindi, ben sana göstereceğim diye tutturdu.” Köleleriniz varsa efendileriniz de olacaktır, bundan kaçamazsınız. Hatta efendilerinizden biri kölelerinizin önünde size çok kötü davranabilir, sizi aşağılayabilir. Bunun kötü etkisini silebilmek için bu defa siz kölelerinize demediğinizi koymazsınız. Bu böylece “yaşasın demokrasi” naraları arasında sürüp gider. Bir gün ölürsünüz, insanlar kalabalık cenaze törenlerinde dıştan ağlar içten gülerler.

BİR CEVAP BIRAK