Ülkemiz aydınının intiharı

Özellikle son yirmi yıldır ülkemiz aydının, entelektüelinin önemli bir kısmının çeşitli nedenlerle içinde bulunduğu, tarafını tutuğu çevrenin veya çıkar grubunun hatalarını, yanlışlarını ve eksikliklerini bilerek ve isteyerek savunduğuna tanık oluyoruz.

Aydının, entelektüelin, gazetecinin bir çevrenin veya çıkar grubunun içinde bulunması ve taraf tutmasında bir gariplik yok aslında. Çünkü düşünce üretmek taraf tutmaktır.

Garip olan, aydının, entelektüelin, kendisini ait hissettiği çevrenin veya topluluğun, yanlışlarını veya hatalarını bilerek ve isteyerek doğruluğunu ispatlama çabası içine girmesi. Bu çaba, işlevi düşünce üretmek ve eleştirmek olan aydının, entelektüelin işlevine ters düşen bir durum. Ayrıca, aydının içinde bulunduğu veya tarafını tutuğu çevrenin, çıkar grubunun yanlışlarına, hatalarına karşı tavır almadan “aydın” olarak nitelendirilmesi de zor.

Mesela, televizyonda yayımlanan bazı tartışma programlarında konuşmacı olan, muhalefeti veya iktidarı savunan bazı gazeteci veya aydınlar, konu savundukları tarafın hatalarına veya yanlışlıklarına gelince, bu hataları veya yanlışları eleştirmek yerine doğru olduklarını ispatlamak için olmadık gerçekler üretmeye, argümanlara geliştirmeye çalıştıklarını görüyoruz.

Aydın, entelektüel, olayları çok boyutlu ve objektif olarak analiz edip anlamaya ve anlatmaya çalışandır. Aydın, sorgulayan, topluma bilinç taşıyan, topluma yol gösteren ve kim yaparsa yapsın yanlışları ifade edendir. Bu niteliği ile de hepimiz için önemli olan denetleme, insanlara yol gösterme işlevini yerine getirmektedir. Ve değişimin de öncüsüdür aynı zamanda aydınlar.

Geçmişte ülkemizde içinde bulunduğu çevrenin yanlışlarını cüretle dile getiren Cemil Meriç, Aziz Nesin gibi birçok aydınımız vardı. Ne yazık ki her geçen gün bu tür aydınlarımızın sayısı giderek azalmakta. Bunun nedenleri arasında; ilk akla gelenler para, güç veya söz konusu aydını geldiği sosyal çevrenin kültürel etkisinden kurulamaması olduğu söylenebilir.

Sadece para, güç ve ekonomik kaygılar ile üretilen bilginin objektifliği zedelenmekte, toplum ve ortak iyi açısından kalitesi düşmekte ve bu da aydının işlevini yerine getirmesine sekte vurmaktadır.

Aklımıza gelen diğer bir neden de; söz konusu aydının geldiği çevrenin ve kültürün etkilerinden kurtulamamış olmasıdır. Ülkemizde aşiret kültürüne göre; ait olduğunuz aşiret yanlış da yapsa, siz bu yanlışı kabul etmemelisiniz ve doğruluğunu ispatlamak için uğraşmalısınız. İşte bazı gazetecilerimiz veya aydınlarımız, belki bu aşiret kültürünü aşamadıkları için kendilerini ait hissettikleri çevrelerin yanlışlarını, doğru göstermek için olmadık çabalar içine giriyorlar.

Aydın, entelektüel yanlış gidişata rahatsızlık duyandır. Gerekirse bedel ödeyendir. Yukarıda belirtilen eğilimin ülkemiz aydınları, entelektüelleri içinde güçlenerek yayılmaya devam etmesi durumunda, aydının, entelektüelin işlevini yerine getirememesi anlamına gelecek ve bu da aydının, entelektüelin intiharı demek olacaktır. Ve bunun doğal sonucu da toplumun, ülkemizin ışıksız kalmasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.