“Ülkemizin namusunu temizlemek için…”

Silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi, öldürülüşünün 33. yılında Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı.
Abdi İpekçi’nin Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında dün gerçekleştirilen anma törenine eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet İpekçi İzet, damadı Engin İzet’in yanısıra Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, yakın çalışma arkadaşı Doğan Heper, gazeteciler Mehmet Ali Birand, Derya Sazak, Nail Güreli, Orhan Birgit, Ergün Konuksever, Mete Akyol, avukat Turgut Kazan, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Toplumsal Bellek Platformu’ndan faili meçhul bir cinayete kurban giden Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak ve basın meslek örgütü temsilcileri katıldı.

Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Abdi İpekçi’yi bir kez daha saygı, sevgi ve özlemle andıklarını söyledi. Aradan geçen süre zarfında dava dosyasının zaman aşımına uğradığını ifade eden Erinç, “Daha önceki yıllarda, ‘İpekçi cinayetinin ardındaki karanlık güçleri bulun’ çağrılarımızı tekrarlama olanağımız artık yok” dedi.

Erinç, Türkiye’de İpekçi cinayeti başta olmak üzere, öldürülen gazetecilerin kimilerinin faillerinin meçhul kaldığını, kimilerinin ise tetikçilerinin bulunarak arkalarındaki güçlerin bulunmadığını, bu durumun da gazeteci cinayetleri konusundaki isyanı devam ettirdiğini belirtti.

Türkiye’de gazetecilik meslek ilkelerinin yazılı hale gelmesinde İpekçi’nin büyük payı olduğunu belirten Erinç, “İpekçi’nin çalışmaları sayesinde bu ilkeler 24 Temmuz 1960 tarihinde hayata geçmiştir. Abdi İpekçi, Basın Ahlak ilkelerini saptamış ve bunu en iyi uygulayan insan olmuştur. Buna rağmen katillerinin bulunamaması hem siyaset hem de yargı açısından pek de iyi olmayan değerlendirmelerle tarihe geçecek kayıpların başında gelmektedir” diye konuştu.

‘DÖRT DÖRTLÜK DELİLİZ’

Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet ise törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Geçen yıllarda burada okuduğum bir metni tetikçimizin ne kadar yanlış anlayarak yorumladığını da gördüm. Onun için yazılı kağıtta kalmasını önemsiyorum. Bu ilgiye karşı tek tek röportaj vermemeye karşı direniyorum. Eşitlik olsun ve şuradaki bir sayfacık; birşeyler anlatabilsin. Ne diyebileceğimi anlatsın. Burada, bu yıl bütün bu gündem içinde, ‘babam babam’ diyemiyorum. Canlarımız, kaybedilen canlarımız demekten başka bir şey almıyor içimiz. Elbirliği ile, göz göre göre katletme yönünde biz kapatılmış dosyalarımız, bitmemiş davalarımızla Toplumsal Bellek Platformu aileleri olarak bir araya gelmiştik. Bir davanın hukuk teknikleri nedeniyle sonlandırılmasının ne demek olduğunu çok iyi bildiğimiz için iki hafta önce Hrant Dink davasındaydık. Delillerin nasıl da yok edildiğini çok iyi bildiğimiz için orada var olmak istedik. Sadece o son duruşmada çıkan sonuç bile, örgütün ne kadar örgütlü çalıştığının bir göstergesi. Bu bizim gibi çeşitli ailelerin yılların içinden dağıttığı kadim bir bilgi. Kapatılan dosyalarımız, kaybedilen, karartılan, yok sayılan delillerimiz, sindirilen, saklanan, gizlenen tanıklarımızla ve olayları uzaklardaki korunaklarından seyreden operasyoncularımızla biz dört dörtlük deliliz aslında.”

‘ALAY DOLU DAVALAR’

“Alt alta sıralandığında bütün benzerlikleri ile nanikler, alaylar, dalgalarla dolu davaların en cılız dosyaları bile operasyoncularımızı göstermeye hatırlatmaya yeterli bir delil. Örgütü bilip hissetmek, ama fotoğrafını çekememek, yargı önüne getirememek, hepimiz için en büyük acizlik. En büyük tahkir, aşağılama ve iftira. Adlar da bilmemize gerek yok, başkalarının bize adlar takmasından da korkmamıza hiç gerek yok. Bazen bu utanç adsız ve kelimesiz de yaşar. Karlar içinde bir helikopter, çeşit çeşit kazalar da milli cinayetler dizimizin içine dahil edilebilir. Ve Ayhan Çarkın gibi vicdan halini görmek hepimizi birazcık umutlandırabilir. İki, üç, beş, otuz, kırk, altmış beş yıl önce kapatılmış dava dosyalarının hak ve adalet için yeniden açılması, kurşunlanmış, parçalanmış, yakılmış, boğulmuş kemikleri gömülüp yok edilmiş canlarımızı bize geri getirmeyecek. O davalar, ülkemizin, yurttaşımızın resmi makamlarımızın namusunu temizleyecek. Tarihini, onurunu temize çekecek. Bu talep biz aileler ve aile yakınları ile sınırlı kalmadan hepbirlikte süreklilik ve uyum içinde defalarca tekrar edilmeyi bekliyor. Varlığınıza çok teşekkürler.”

Konuşmaların ardından bugüne dek şehit düşen ve öldürülen gazeteciler için dua edildi. (İSTANBUL/Milliyet)

Törene Sibel İpekçi ile Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Şişle Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Mehmet Ali Birand ve Doğan Heper de katıldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.