Lâğım farelerimize iyi bakalım

Lâğım farelerimize iyi bakalım

0
PAYLAŞ

¨Düşmanı yok edemiyorsan, onu adam etmeye çalış ki, sana dost olsun!¨
Bu söz, iki bin beşyüz yıl evvelinden geliyor; Antik dönem Çin Ordusuna komuta etmiş generali Sun Tzu’nun lafıdır.
General Sun’un Savaş Sanatı adlı kitabı bugün hâlen değerinden bir şey kaybetmeksizin okunuyor.
Öyleki, Kanada’nın Batıda, Pasifik Okyanusuna sahili olan güzel kenti Vancouver’ın son yıllarda hızla artan lağım fareleriyle baş edemeyen belediyesi, sağlık yetkilileri ve nihayet hükümet, Sun Tzu’nun tuzu kuru bu lafını kullanıyor.
Kenti baştan aşağı saran lağım fareleri, arsızlığı yüzsüzlüğü iyice artırmıştır; hâya ve edep arama bunlarda…
Sabahları 4 milyon civarında Kanadalıyı radyo başında toplayan The Current adlı yaygın, meşhur programa telefonla katılmış Vancouver’dan bir izleyici kadın, üzerinden atamadığı korku, dehşet ve şok duygusuyla anlatıyordu:
¨Tuvalete gittim, tam klozete oturacağım, aşağıdan bir lağım faresi çıkıverdi… Aman Tanrım!¨
Korku filmi gibi!
Bilhassa, siz erkek okurlar dikkat ediniz, bir şeyinizi lâğımın sıçanlarına kaptırmayınız…
Radyo sunucusu soruyor fareyi görünce ne yaptınız diye, n’apacak ki, fare kaçmış tuvaletten içeriye ve çığlık çığlığa kalan kadıncağız sifona asılmış birkaç kez…
Üniversiteden bir profesör araya karışıyor:
¨İsterseniz tonlarca su boşaltın, fare yapışıp kaldığı kanalizasyon borusunda aşağıya gitmez, üç gün boyunca suda kalacak kadar iyi yüzücü ve nefesini tutan bir şampiyondur…¨
Yani onlara karşı çaresiziz.
Bu durumda itiraf kaçınılmazdır: ABD’de en çok fareye sahip kentlerin başında gelen New York’un ardından sıralamaya şimdi Kanada’nın Vancouver’u da girmiş bulunuyor.

Su kanalları, göletler, haliçlerle dolu bir şehrin bu kadar faresi hâliyle olacak.
İstanbul Haliç kıyısındaki Unkapanı’nda bir vakitler dükkâncılık ettiğim zamanlardan hatırlarım, betonu kemirip içeri girer, Edirne’nin biberli kaşerlerine musallat olurlardı.
Şimdi Kanada’da en pahalı şehir ünvanını elinden düşürmeyen Vancouver’ın milyon $’lık evlerini fareler istila etmektedir.
Lâğımlara, kanalizasyonlara girip nüfus sayımı yapılacak değil ya, bunun yerine deneysel bilim yöntemleriyle şehrin fare nüfusu sayılmış ve ilan edilmiştir: 1 milyon nüfusa yakın şehrin takriben 20 milyon canavarı, şehrin dehlizlerinde yaşamaktadır.
Bunca farenin bir şeyler yemesi lâzım, balıkçılık ve tarım yapacak hâlleri yok ya!
Yukarıdaki yeryüzü cennetinde ¨mama¨ boldur, evlere, işyerlerine, hâsılı her yere dadanacaklardır.
Söylemiyorlar ama bu kadar lafı edilince anlamaması imkânsız, Vancouver’da veba belirtileri görülmüş olmalı…
Zira üniversitelerden, bilim kuruluşlarından gelen üstü örtülü imâlar, ihsas-dokundurmalar hep bu yöndeydi bir süredir…
Zaten Dünya Sağlık Örgütü-WHO‘nun yıllık raporlarına bakınız, veba dünya üzerinden silinmiş değildir; antibiyotikler sayesinde şimdilik ayaktayız…
Ortaçağ’da Avrupa nüfusunun dörtte birini silip süpüren kara vebanın bakterileri şimdi farelerin üzerinde ve Vancouver’ın altındadır.
Bugüne kadar fareleri yok etmek için kullanılan her türlü zehirleme çabaları fos çıktı; aksine fareler zehire karşı kendilerini evrimleştirip güçlendiler.
Zehirlenip ölenlerin yerine daha fazlası üredi…
Düşmanı yok edemeyince, bari onu zararsız duruma getireyim diyen Çinli Sun Tzu’nun askerî taktikleri işte şimdi lâzım olacaktır.
Fareye, sıçanlara her türden bakteri ve mikroplardan arınmaları tertemiz olup hiç değilse hastalıkları yeryüzüne taşımasın diye ilaç tedavisine başlandı.
Projenin arkası kestirilemiyor ama en azından birkaç yüz milyon dolarlık büyük iş, büyük lokma; ardında ilaç firmaları var…
Yani kâr var, kapitalist kazanç var, hisse senedi var; şirket CEO’larına yıl sonunda ikramiye var…
Vancouver lâğımlarına şimdi antibiyotikli ilaçlar gönderiliyor ki, şehrin faresi veba, salmonella, E-koli, birçok öldürücü virüs ve bakterilerden temizlensin, sağlığına kavuşsun, ciltleri parlasın, tüyleri pırıldasın, güzel günler görsün, bahtı açık olsun, kısa zamanda taburcu olsun…
Albert Camus‘ünün 1947 tarihli meşhur VEBA adlı unutulmaz romanında kapanış cümlesini hatırlıyoruz. Romanda, şehri [Oran adlı Cezayir kentidir] saran vebaya karşı mücadele verilir, güyâ salgın ortadan kalkar, şehir mutlu günlerine geri döner, herkes sevinç içindedir; lâkin büyük yazar ekliyor:
Vebayla savaşan [roman kahramanı] ¨….Dr.Rieux bu sevincin her zaman bir tehdit altında bulunacağını düşünüyordu. Çünkü kendini sevince kaptırmış bir halkın bir şeyden haberi olmadığını ve kitaplarda okunduğu gibi, veba mikrobunun ne öldüğünü ne de kaybolduğunu, sayısız yıllar boyunca mobilyalarda ve çamaşırlarda uykuya dalabileceğini, odalarda, mahzenlerde, sandıklarda, mendillerde, eski kâğıtlarda sabırla bekleyebileceğini ve zamanı gelince birgün insanları yola getirmek ve felaketlerine sebep olmak için vebanın farelerini uykularından kaldırıp, mutlu bir şehri ölmeye gönderebileceğini biliyordu.¨
Fareyi vebayı boş verin, edebiyatın gücüne bakın…
Ama unutmayın, veba her yerdedir!

BİR CEVAP BIRAK