Londra Oda Orkestrası ve Alına Pogostkına

PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
İSMAİL BAYER – İstanbul’da serin bir yaz akşamı. Aya İrini Kilisesi önü. Yeşillik, hafif bir deniz esintisi, asırlık ağaçların arasından geliyor. 45.İstanbul Müzik Festivali’nin üçüncü programı. Bir Beethoven akşamı. Kuzey’in iki tarafından, Londra’dan ve St.Petersburg’dan gelen müzişyenler, sahnede yerlerini alıyorlar.
Konser başlıyor.
40 kişiyi aşkın bir oda orkestrası. Londra Oda Orkestrası üyeleri yerlerini aldılar. Şef, sahneye geliyor. Chrıstopher Warren-Green. İngiltere ve Kraliyet. Tarihi, önemli anların adeta belgeleyicisi bir orkestra yönetecisi. Bu ününü, İngiltere dışında da, bir çok ülke de sürdürüyor. Adeta temsilci konumunda.
Aya İrini ve bu konser. Ülkemizde yaşanan bir çok sıkıntılara karşın, adeta müziğin evrensel barış dilini yankılatmak için, İstanbul yolculuğunu yapıyorlar.
Kuzeyden gelen bir başka sanatçı. St.Petersburg’da doğan, bir Rus sanatçı demek de onu tarife yetmeyecek gibi. Genç yaşına karşın, Avrupa’da sahneye çıkmadığı ülke yok gibi. Bir Avrupa’lı diyelim biz de o zaman. 1717 tarihli bir Antonio Stradivari “Sasserno” kemanı çalıyor. Gülümseyerek bir kuğu zarifliği içinde, Alına Pogostkına.
Müzik başlıyacak. Gözler anlaştı. Şef, değneğini kaldırdı. Orkestra sanatçılarının da elleri enstrümanlarında, gözleri Şef de. Evet Beethoven yolculuğu başlıyor.
Beethoven’in 36 yaşındayken bestelediği, tek Keman Konçertosu program için seçilen eser. İki asrı aşan derinliklerden günümüze ulaşan ve her yıl kaç ülkede, kaç orkestra ve sanatçı, bu eser ile dinleyicilere ulaşıyor. İki asrı aşan bir sürede, dil, din, ülke, renk, yaş farkı olmaksızın, insanları hala kucaklayabiliyor.
Yaylılar ile üflemelilerin, adeta karşılıklı danslarının hakim olduğu bu eserin seslendirilmesinde solistin önemi, onun yay ve tellerle duygu selini coşturması önem kazanıyor. Alına Pogostkına, sahneye gelir gelmez zarıfliği, sempatik tavrı ve tebessümü ile seyircilerle iletişimi sağlamıştı zaten. Ancak eseri seslendirirken, bir başka Alına Pogostkına oluyor adeta. Sanki etrafında kimse yok. O kemanı ile başbaşa, Aya İrini’nin tavanına bakarak, meleklerle buluşmaya gidiyor gibi.
İkinci bölüme geçtikden sonra, Ayasofya’nın minarelerinden gelen akşam ezanı da, bu meleklere ulaşma sürecinde bir başka  fasıl oluyor diyelim. Ancak iki bölüm arasında da, arka tarafdan gelen alkış sesleri, eserin bütünlüğüne kendini kaptırmış giden izleyicilerin biraz rahatını da kaçırıyor doğrusu. Onlar o rüyadan, o yolculukdan uyanmak istemiyorlar çünkü.
Birinci, Beethoven yolculuğu sona erdiğinde, alkışlar başlayınca, daha sonra ayağa kalkarak alkışlarını sürdüren büyük bir dinleyici kitlesi, Aya İrini’de ki bu gecenin teşekkürünü iletmek ister gibiler. Bir bis parçası ile Alına Pogostkına seyircileri yeniden selamlayıp, gülümseyerek sahneden ayrıldıkdan sonra da, alkışlar uzun süre devam ediyor. Bu alkışlara orkestra sanatçılarının da katıldığını belirtmeden de geçmiyelim.
Ara veridiğinde dışarı çıktığımız da, hava hafiften kararmış, serinlik de var. Ama buradan boğazı izlemek de bir başka güzel. Orkestra sanatçıları da, bu arada dışarı çıkıp, İstanbul boğazını seyrederek zamanı değerlendiriyorlar.
Ve ikinci Beethoven yolculuğuna başlıyacağız. Programın ikinci bölümüne de, Beethoven’in 3.Senfonisi alınmış. “Eroica” ile adeta bir Beethoven gecesi gerçekleştirilmek istenmiş.
“Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik,” Fransa ve Napolyon. Beethoven’in 3.Senfonisi’nin serüveni de, bu senfoniyi daha ilginç hale getiriyor. Dönemi değerlendirmesi, yorumu, tepkisi ile bir Beethoven duyarlılığı. Zafer ve trajedi arasında ki yol ayırımı.
Önce, Napoleon Bonaparte ithaf ettiği bu eser ile ilgili olarak, Napoleon’un kendisini imparator ilan etmesinden sonra, bu ithaf sayfasını yırttığını aktarılıyor program broşüründe ve yine Beethoven’in şu sözleri, “O da diğer insanlardan farksız! Şimdi ihtirasları uğruna o da bütün insan haklarını ayaklar altına alacak, kendini daha yüksekte görüp bir tiran olacak.”
İki asrı aşkın zaman öncesinden, Beethoven bu değerlendirmeleri ile sesleniyor. İki asır öncesinden olduğunun bir kez daha altını çizelim.
Elli dakikayı aşan bu eseri Aya İrini de dinlerken, Beethoven yolculuğu, iki asırlık zaman dilimini de kapatıyor adeta. Bu tınılarla yaşamı, dünyayı ve geleceği yorumlama, bir sanatçı duyarlılığının, insanlara gönderdiği bir mesaj. İki asırı aşan bir süredir devam eden ve devam edecek bir mesaj.
Aya İrini’yi dolduran izleyiciler, tınıların coşkusu ve verilen mesajın da etkisiyle diyelim, ayakta alkışlıyorlar orkestrayı. Londra Oda Orkestrası sanatçıları da biraz şaşkın, ama memnun gülümseyerek ayrılıyorlar sahneden. İstanbul’da karşılaştıkları bu ilgiden memnun oldukları belli de, nasıl yorumlayacaklar sonra, ben de onu merak ediyorum doğrusu.
İstanbul ve Türkiye izlenimleri, bu konser sonrasında nasıl oldu acaba diye. Nasıl paylaşacaklar.
Müziği sadece dinlemek değil tabi önemli olan. O dinleme ile etkilenme, yorumlama ve yaşamına, bu tınıların notalarını da yansıtma önemli olan.
45. İstanbul Müzik Festivali için Londra Oda Orkestrası’nın Beethoven seçimi ve Keman Konçertosu’nu seslendirmek  için de Alına Pogostkına’nın seçimi. Gerçekten kutlamaya değer.
Konser sonrası izleyicilerin, hemen mekandan ayrılmak yerine, adeta konseri içlerine sindirmek ve çevrenin güzelliğini soluklamak için yavaş hareketleri ve ayrılma anını uzattıklarını görmek de, insanı bir başka açıdan şaşırtıyor.
Konser sonrası, mekandan ayrılıp, Sultanahmet’e doğru yürürken, Ayasofya minareleri ile Sultan Ahmet minarelerinden, aralıkla düet yapar gibi, yatsı ezanını okumalarını dinlerken, bir başka düşünce geliyor aklıma.
Osmanlı döneminde, Topkapı Sarayı içinde ki by Aya İrini Kilisesi, hiç bir zaman kapatılmamış. Padişahın, yerleşmiş tabirle “burnunun dibinde” bu kilisenin hiç kapanmamasının nedeni ne diye sorduğumuzda, cevabı hemen içinde zaten. Padişahların annelerinin çoğunluğunun, Hıristiyan dini kökenli olduklarını anımsıyorauz doğal olarak.
Osmanlı’nın bu hoşgörüsünü, günümüz de kendilerini yeni Osmanlı ilan etme uğraşında olanların, öncelikle bu “hoşgörü”ye sahip olmasını dileyelim.
Bir konser sonrası, konser izlenimlerini paylaşma da farklı bir yazı oldu. Farkındayım.
Ama bu yıl ki Festival’de, zaten “SIRADIŞI” olarak adlandırılıyor.
Yazımız da biraz “sıradışı” oldu gibi. Hoşgörüle.
_______________
Ankara. 5 Haziran 2017. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER