Londra sokaklarında Namık Kemal peşinde

Londra’da güzel bir adet var.   Vatandaşlıkları ne olursa olsun, tarihte cidden önemli rol oynamış kişiler Londra’da biraz da olsun yaşamışlarsa, oturdukları evin kapısının üzerine, herkesin görebileceği yere, bu olayı anan büyük bir mavi plaket koyuluyor.

İlk plaket, 1867 senesinde, şair Lord Byron’un doğduğu eve konulmuş.   O günden bu güne, aşağı yukarı 700 mavi plaket yükseltilmiş.

Bu 700 arasında, şimdiye kadar tek bir Türk var.   Mustafa Reşit Paşa.

Tarih bilginiz biraz paslanmışsa, ben size hatırlatayım.   Mustafa Reşit Paşa, 1800 senesinde doğdu, 1858 senesinde vefat etti.   Tanzimatı başlatanlar arasında idi, Dışisleri Bakanı ve vefatından biraz evvel Sadrazam olmuştu.   Ve onlardan evvel, 1839 senesinde, Londra’da Büyükelçi idi.   Ve o Büyükelçiliğini yaparken oturduğu, 1 Bryanston Square’deki güzel binaya, mavi plaket konulmuş ve duruyor.

Aferin ona.   Ama benin ilgim, onunla değil, Namık Kemal nezdinde.

Torunu’nun torunu olduğum Namık Kemal, 1840’da dünyaya geldi.   Genç yaşta, 1888’de, vefat etti.   Böylece, 48 senelik kısa bir hayat yaşadı.   Bütün becerdiklerini o kısacık hayatını yaşarken becerebildi.

Namık Kemal  o 48 kısa senenin üçünü de, 1867 ile 1870 yazları arasında, Londra’da geçirdi.   29 Haziran 1868’da, Piccadilly Circus’a yakın Rupert Street’in 4 numarasında, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin Hürriyet gazetesinin dünyaya ilk gelişinde önemli rolu oldu. 

Namık Kemal, Londra’yı hemen beğendi.   Babası Mustafa Asım Beye gönderdiği ilk mektupların birinde, “Londra bir memlekettir ki, burayı görmeyen rahatın mânâsını bilmez” diye yazdı.   Ama her şeyi beğenmedi.   “Tütünsüzlükten sıkıntı çekeceğiz gibi görünür,” dedi.   Alkolu de güya, İngiliz yemeklerinin kötülüğü nedeniyle, ilaç olarak içtiğini itiraf etti.   “Buranın konyaklari pek âlâ…Londra’da günde yarım şişe konyak içilmedikçe, midede ‘kuvveyi hazime’ mümkün  olamıyor; bereket versin ki kolera vaktinde alışmışız” diye anlattı, yahut anlatmaya çalıştı.

Namık Kemal’a Londra’da mavi plaket koydurtmak düşüncesi ve projesi, ilk olarak, rahmetli annem Nermin Menemencioğlu’ndan gelmişti.  Ama her nedense bir sonuç olmadığını biliyordum.   Sıra bana gelince, ben mavi plaketlere bakan “English Heritage”in bürosunu aradım.   “İsim nasıl yazılıyor?” diye sordular.   Ben Namık Kemal’in yazılışını İngilizce izah ettim.   “Bir dakika lütfen” dediler.   Ve hemen telefona geri geldiler.  

“Beyefendi,” dediler, “Anneniz, Namık Kemal’in mavi plaket’e layik, tarihte çok önemli bir kişi olduğunu bize güzelce ispat etti,” dediler.  “O bakımdan hiç problem yok.   Ama oturduğu adresi de ispat etmek lazım.   Anneniz bize bir tek orijinal mektup göstermişti.   O güzel ama, ayni adresi gösteren, hiç olmazsa bir iki daha orijinal yazıyı görmemiz lazım.”

İşte problem bu adres meselesinde.

Namık Kemal bol mektup yazardı.   Ama genellikle mektuplarının üstüne, ne adres, ne de tarih yazardı.  

Londra’ya ilk vardığında, babasına “İsterseniz sarrafa verirsiniz, isterseniz doğrudan doğruya İngiltere postasına gönderirsiniz” diye yazmıştı.  Ağustos 1867’de, “elinizdeki adres, Londra’da bizim cemiyetin merkezidir” diye yazmıştı.  Mart 1868’de, “Şimdi Ziya Bey, Reşat Bey, Nuri Bey’lerle beraber, bahçe üstünde, gayet vasi’, gayet şahane bir yazlık daire tuttuk, pek nefis eğleniyoruz.   Sultan Mecid’in hekimbaşılarından meşhur Doktor Spitzer, bizim dairenin üstündeki dairededir, pek ahbabâne görüşüyoruz” diye bildirmişti.   Ama tabii ki, adres-madres yoktu Türk Tarih Kurumu arşivinde kalan mektubunda.

Tek bizde, annemden bana kalan, yine tarihsiz fakat belli ki epeyi daha sonra yazılmış bir mektubunda, kendi başına tuttuğu bir apartmanın adresi var.   O Kayazade Reşat’a yazdığı mektubu burada size gösteriyorum.   Ve yeni harfe tercüme ediyorum.   Her yazdığı kelime per şairâne değil, ama büyük şairlerin de küfür edebileceklerini gösteren hoş mektubu böyledir:

Reşadım Evladım,
Daha henüz yerleşebildim.   Mektubuna cevap vermediğimi affet.   İşte yeni adresim:

15, Charlotte Street, W.
Fitzroy Square

Kevkebe’yi Şarki’yi iade ettim, kim yazdıysa bir daha eline sxçayım.  Köpek ürümesini bilmez, koyunu kurt çağırıp duruyor.   Biz eşeğiz a, İstanbul bizden şeddeli, bizde uzun kulaklı.
Biraz sabret – sana bir Shakespeare göndereyim ki görenler hayran olsun.   Apartmanım gayet nefis: bir âlâ salonu, üç nefis yatak odası, bir mutfağı var.  Ayda yüz on Frank.   Lakin döşemesi bizim sahibenin.   Görsen hayran olursun.   Kibar olduk gitti.   Bizim ‘Duruva’ dersi hayliden hayli elerledi.   Yani ‘Economie’ye’ yarı ettik evladım.

Kardeşin
Kemal

(Bunun anlatılacak tarafları var tabii.   6 Eylül 1869’da Namık Kemal Hürriyet’den ayrılmıştı.   Nedeni Başyazar Ziya Bey’in (ilerde Ziya Paşa olacak) Mısır Hidivinden, Osmanlı hükümetine karşı ağır yazılar yazması için para kabul etmesiydi.   Yeni apartmanında, Namık Kemal Fransız dostu ve öğretmeni Fanton’dan hukuk, yani Fransızca (‘droit’)  – ‘duruva’ – dersleri alıyor, Londra’dayken ona ayda 1,000 Fransız Frangı maaş veren patronu ve dostu Mustafa Fazıl Paşa için özel bir çalışmalar yapıyordu.)

Gecenlerde, British Museum, yani Britanya Müzesi, bir bildiri yaptılar.  Meşhur ve tarihi Reading Room’larına, yani okuma salonlarına, 19uncu Asırın orta yıllarında giriş icin başvuran kişilerin isimlerini ve adreslerini kaydettikleri ciltler, seçkin okuyuculara açılmasına izin verilmiş. 

Ben de, hemen izin istedim.  Çünkü Namık Kemal’in o tarihi salonu ve kütüphaneyi sevdiğini biliyordum.

İzin verildi.   Gittim.   Koskocaman deri ciltleri el arabasıyla getirdiler, bıraktılar.   20,000’den fazla kayıt okudum.   Ve nihayet buldum.   18 Ağustos 1869’da, British Museum cildine, Kemal Bey, yukarıdaki mektupta görünen yazısıyla, tabii ki o zamanki Arap harflerine alışmış bir Türk için zor gelen Batı harfleriyle, adını ve adresini yazmış.  Adres de, 14 St Martin’s Street.    Yani Hürriyet’in basıldığı Rupert Street’e yakın, eski evleri bugün yıkılmış, kısa bir sokak.   Mart 1868 mektubunda anlatığı müşterek kiralı apartmanlarının adresi olabilir.   Ama mavi plaket işime yardım eden bir adres değil.

Bana görünüyor ki, Namık Kemal British Museum’e ilk girdiği zaman, Hürriyet’den ayrılmayı düşünüyordu.   Nitekim, biraz sonra, 6 Eylül’de, ayrılacaktı.   Ve yeni apartmanı, British Museum’a yakın, dostu ve öğretmeni Fanton’un bildiğimiz evine komşu bir adreste olması lazımdı (ve oldu).  

Bunlar hepsi güzel.   Ama mavi plaket için, o adresi ispat edecek bir şeyi British Museum’da bulamadım demek.

Bu iş beni sardı, bırakmam.   Şimdi sizi daha sıkmayım, ama araştırmlarıma devam edeceğim, birşeyler bulursam bildiririm.

Annemin başladığı işi bitirip, Namık Kemal’a Londra’da mavi plaket koydurtmak çok istiyorum.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.