Londra’da Nihavend…

EMEL SOYLU / İNGİLTERE Kamposoğlu Mehmet Efendi’den bir Uşşak peşrevle başlıyorlar, ardından koro giriyor; “Kimseler gelmez senin feryad-ı ateş barına”. Üç Uşşak şarkı daha söylüyorlar, sonra Hicaz’a geçiyorlar. Derken Nihavend’de, Segah’a ve Muhayyerkürdi ile Karciğar’a. Şarkılar birbirini izliyor.

Çamlıca yolunda aşığımızı kolumuza takıp, İzmir’in gülü Karşıyaka’ya el sallıyoruz. Kara bulutları kaldırıp aradan, dönülmez akşamın ufkuna bakıyoruz. Yarin zülfünü tel tel tarayıp, ona doymadan ölürsek ne yazık olacağını düşünürken içimizde yangınlar kopuyor. Bakıyoruz itfaiye yetişmiş bile. Hem koşuyor, hem söylüyorlar: Yangın olur biz yangına gideriz.  

Londra Compton Terrace’ta, Union Chapel’in Tiyatro Stüdyosundayız. Türk Sanat Müziği topluluğu Nihavend’i www.culturalco-operation.org/nihavend dinliyoruz burada. Dinleyiciler “Tamburamın ince kıvrak beli var”ın kıvrak nağmelerinde coşmuş, el çırpmakta. Çoğu şarkıya izleyiciler de eşlik ediyor bildiği kadarıyla.  Aramızda şarkıların sözlerini anlamayacak yabancılar da var. Geçişlerde bazı şarkıların açıklamasını yapıyor Nihavend’in yöneticisi Cahit Baylav.  

Nihavend’i beş yıl önce kurmuş Baylav. Grupta eşi Akgül bendir, Mehmet Can kanun, Munise Ünver ney, Chris Williams*tambur, Emre Yüksel ud, Baylav ise keman çalıyor. Grubun beş de solisti var, Ayşe Bircan, Şule Cinemre, Filiz Çapar, Sevim Görgü, Yasin Önemli ve Serengül Smith. Ayrıca kanuni Mehmet de solo şarkılar söylüyor. Bugün bir de sürpriz konukları var. On bir yaşındaki minik şarkıcı Azra’yı geleceğin yıldızı diye tanıtıyor Baylav. Yanlış da söylemiyor. Safiye Ayla’nın sesiyle tanınmış “Çile bülbülüm çile” şarkısını müthiş bir perfomansla söylüyor Azra. Çocuk sesi tizliğinden arınık, yumuşacık bir ses.  

Nihavend, konserini Karciğar bir türkü ile kapatırken alkışlar dinmiyor, grup yeniden sahneye çağrılıyor. Yabancıların bile aşina olduğu Üsküdar Türküsü ile son kesti yapıyorlar. Onlar ter içinde kulise yönelirken Cahit Baylav’ın ardına düşüyoruz. Londra’da böyle bir grup kurmak, on beş kadar konser vermek kolay iş değil. Bu işi kotaran insanı daha yakından tanımak gerekir diye düşünüp ondan bir görüşme sözü almak üzere kulise giriyoruz.

Cahit Bey’in kemanı hâlâ elinde. 1946 Ermenek doğumlu Cahit Baylav için zaten müzik demek keman demek. 45 yıldır kemanını elinden bırakmamış. Başka enstrümanlar da çalıyormuş elbette ama her daim göz ağrısı keman olmuş. Müziğe de kemanla başlamış. İlk kemanının öyküsü de çok ilginç. Ortaokulda bütün dersleri pekiyi imis, bir dönem iftihara geçecekken müzikten kırık not almış. Buna o kadar bozulmuş ki, köy öğretmeni olan bir akrabasının kemanı varmış. Ona “Mustafa amca, bana keman çalmayı öğretir misin?” demiş. Mustafa amcası birkaç şey göstermiş. Ama kendi kemanı yokmuş. Mustafa amca kendi kemanını vermiş ona. Böylece ilk kemanına sahip olmuş Cahit, 12 yaşındayken. 

Bir kez keman çalmayı öğrenmiş ya, artık her yerde çalar olmuş, eş dost toplantılarına bile çağrılıyormuş keman çalması için. Keman onun aşkı olmuş.   

Lisede yatılı okula gönderilmiş. Oradaki müzik öğretmeni çok iyiymiş, Çok teşvik etmiş onu. Hem Türk, hem Klasik Batı Müziği sevgisini aşılamış. Baylav’ın oldum olası Türk Müziği’ne merakı varmış ama öğretmeni daha da çok teşvik etmiş. Okulda konserler vermesini sağlamış. Elinde hâlâ Mustafa amcanın kemanı. 

Sonra üniversite yılları gelmiş. ODTÜ Fizik Bölümü’ne girmiş. Kızılay’da GİMA’nın vitrinlerinde bir keman görüp dururmuş. Eline geçen ilk para ile bu kemanı satın almış. 400 liraya. Kendine ait ilk keman.

Keman çalmayı seviyormuş tamam da, bu işi usulünce öğrenmek istiyormuş. Telefon rehberinden radyoda isimlerini duyduğu kemancıların telefon numaralarını çıkarmış, onları aramaya başlamış. Çoğu ders vermediğini söylemiş. Bunlardan Selahattin İnal “Sen bayağı hevesli birine benziyorsun” diyerek onu çağırmış. O sıralar İnal’ın İskitler’de bir fırını varmış. Baylav “Benim fazla param yok yalnız” deyince, İnal “Para falan istemez, talebe adamsın, sen benim oğluma fizik göster, ben de sana keman göstereyim” demiş.

Biraz bir şeyler göstermiş ama uzun sürmemiş bu dersler. İnal çok meşgulmuş çünkü. Yine de Baylav’a çok faydası olmuş, notalar falan vermiş. O zaman daha fotokopi falan yokmuş, notaları elle kopya etmiş.

Üniversitede üçüncü yılıymış. 65-66 falan. Okulda bir Batı Müziği kulübü varmış ama Türk Müziği yapan yokmuş. Türk Müziği ile ilgilenen arkadaşlar aramış. Şimdi emekli albay, elektrik mühendisi İlker Dinçer ve inşaat mühendisi Nurkan Berberoğlu ile kafa kafaya vermişler, Ama onlara bir çalıştırıcı lazımmış. Erol Sayan ben yaparım demiş. Böylece 1967’de ODTÜ Türk Sanat Müziği kulübü kurulmuş. Erol Sayan’ın yönetiminde ODTÜ Türk Müziği grubu olarak konserler vermeye başlamışlar.

Okulda müzik yapıyormuş ama asıl müzik kaynağı mahallesiymiş. Şimdilerde TRT İzmir Müzik Dairesi’nde çalışan Yılmaz Yüksel’in Yenimahalle Beşinci Cadde’de bir yorgancı dükkânı varmış. Yüksel’in dükkânını şöyle anlatıyor Baylav: “Cumartesi günleri tam bir müzik mahfeli haline gelirdi. TRT Müzik Dairesi Müdürü Kenan Yomralı ud çalardı. Tıp doktoru Sabri Güngör ud çalardı, Yılmaz Pakalınlar tambur çalardı, Mehmet Öner kanun çalardı. Metin Everest Dil Tarih’te öğrenci, hepimiz öğrenciyiz, hevesli.. Çinuçen Tanrıkorur gelirdi bazen. Türk Müziği ocağı olmuştu orası, ben de oradan pek çıkmazdım.’

Müziğe ilgisi yalnızca Türk Müziği ile sınırlı kalmamış elbet. Batı Müziği ile de ilgileniyormuş. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konserlerine gidiyormuş Cuma’ları.

Okulu bitirdikten sonra 68-70 yılları arasında iki yıl Tübitak’ta çalışmış.. ODTÜ’de Yöneylem Araştırması yüksek lisansı yaparken 1970’lerde doktora öğrencisi olarak Tübitak’tan izinli olarak İngiltere’ye gelmiş.

Radyo sanatçılarını aradığı sıralarda Yeni Mahalle’de oturan Aslan Hepgür ile tanışmış. Hepgür ona tavsiyede bulunmuş: “Ciddi keman çalmak istiyorsan kemanı Batı Müziği tekniği ile çalmayı öğren, sonra istersen yine Türk Müziği çal.” diye. Bu tavsiye doğrultusunda İngiltere’ye geldiğinde üniversitedeki müzik bölümünde Batı Müziği dersleri alıp keman tekniğini geliştirmiş.

Türkiye’ye dönüp yine Tübitak’ta çalışmaya başlamış. 1973’te askere gitmiş, Halıcıoğlu Levazım Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak. Askerlik demek kemanından ayrılması demekmiş, çünkü içeriye hiçbir şey sokulamıyormuş. Ama Cahit ve kemanı hiç birbirinden ayrı düşünülebilir mi? Kemanını getirmek için rica etmiş. Olur demişler. Akşamları keman çalarmış koğuşta. Bir de ilginç anısı var o günlere ilişkin: “Akşam nöbetçi subay geldi  kimdi burada keman çalan dedi, nöbetçi amiri çağırıyor” dedi. Mecburen çıktım komutanın huzuruna korkuyla. Bir de ne göreyim, “Hep onları mı eğlendireceksin? Git kemanını getir, biraz da beni eğlendir bakalım” demez mi. Kemanımı getirdim, üstümde üniforma, esas duruşta komutana keman çaldım!”

Türkiye’ye döndüğünde sendikacılığa başlamış. Önce Tübitak Gebze’de sendika temsilcisi olmuş. 1977de Tübitak’tan ayrılıp profesyonel sendikacı olarak Ankara’da göreve başlamış. 1978’de o zamanlar bağımsız sendika olan Teknik-İş’te sonra da Bank-Sen’de çalışmaya başlamış.

Müzik faaliyetleri elbette devam ediyormuş, Sendika’nın gösterilerinde, eş dost toplantılarında keman çalıyormuş ama ODTÜ dönemindeki yoğun etkinlik yokmuş. “O çalkantılı yıllarda müzik benim dayanağım oldu” diyen Baylav için 12 Eylül’den sonra yeni bir dönem açılmış, daha doğrusu kapanmış kendi deyimi ile. 12 Eylül’de sendika kapatılınca 82 yazında İngiltere’ye gelmiş. Bütün varı yoğu elindeki bir çanta.

Bir ara acil ihtiyaçlar için 100 pound sosyal yardım almış. Bunun 65 poundu ile bir keman almış. Onca ihtiyaç varken bu kadar parayı kemana yatırmasını arkadaşları biraz tuhaf karşılamışlar ama Cahit mutluymuş.

Sonraki yıllar, yine Türkiye’deki gibi demokrasi mücadelesini sürdürerek, yoğun politik faaliyetler içinde geçmiş. Ama müziği hiç bırakmamış. Müzik onun için kaçış noktası olmuş hep.

Bu arada Londra Hackney Koleji’nde fen dersleri veriyormuş, daha sonra rehber öğretmenlik yapmaya başlamış. O sıralarda keman işini biraz daha ciddiye almaya karar vermiş. Tecrübeli bir öğretmenden bir yıl kadar ders almış. Daha sonra Londra Üniversitesi Goldsmith Koleji’nde müzik bölümünü bitirmiş. Müzik bilgisi daha da genişlemiş. Etnomüzikoloji yüksek lisansı yapmaya başlamış. Araya aksamalar girmiş ama bu bölümdeki öğrenciliği halen sürüyormuş.

Son yıllarda, akşamları kolejlerde Klasik Türk Müziği kursları vermeye başlamış. Hem Türk, hem İngiliz öğrencileri varmış. Bu arada çeşitli Türk Halk Müziği gruplarında öğretmenlik de yapıyormuş. Beş yıl kadar önce bazı arkadaşları ve öğrencilerden bir bölümü ile Nihavend’i oluşturmuşlar. Bu beş yıl içinde Nihavend on beşe yakın konser vermiş.

5-6 yıl önce bir tesadüf eseri Balkan müzik grubu Dunav’la (http://www.geocities.com/dunavuk/) tanışmış. Dunav kırk yıl kadar önce kurulmuş bir Balkan Folk Müziği topluluğu imiş. İngiltere’deki en uzun soluklu grup olarak bilinen Dunav’da Cahit Baylav da keman çalıyor.

Bu arada Türkiye’nin çeşitli yörelerinin türkülerini biraz kendi yorumları, biraz da çağdaş bir yorumla vermeye çalıştıkları bir folk grupları var. Anatolia (www.cultualco-operation.org/anatolia) farklı bölgeleri, farklı renk ve örgüleri yansıtmak amacı ile yola çıkmış. Her yörenin, kültürün kendi dilini de kullanıyor, repertuarlarında Ermenice, Kürtçe türkülere de yer veriyorlar.

Bir de Yunanlı müzisyenlerle Türk-Yunan dostluğunu geliştirmek için yaptıkları bir çalışma var. Hem Türklerin hem Yunanlıların ortaklaşa bildiği parçalardan oluşan ortak bir CD doldurmuşlar. CD’de hem Türkçe şarkılar var hem Yunanca ama bu CD henüz çoğaltılmamış. Yakın bir zamanda bunu yapmayı planlıyorlarmış.

Türk müziği ve etnik müzikle bu kadar yoğunlaşan Baylav, Klasik Batı Müziği’nden de kopmamış. Bölgede bir orkestrada keman çalmaya başlamış. 1990’larda Goldsmith Koleji’ne başlamadan önce mahalli orkestralarda keman çalıyormuş. Son beş altı yıldır da Kuzey Londra’da North London Philarmoni Orkestrası’nda keman çalıyormuş.

Müziği nasıl algıladığı yolundaki sorumuza söyle yanıt veriyor Baylav: “Ben müzikte güzel olanı seviyorum, hangi tür olduğu hiç önemli değil. Herkesin kendi aşina olduğu bir müzik türü var elbette. Benim de ilk göz ağrım Klasik Türk Müziği. Halk Müziğini de çok seviyorum, saz çalıyorum, kendim söylerken ud çalıyorum. ama keman çalmayı çok daha fazla seviyorum. Kemanda diğer ülkelerin müziklerini çalmayı da seviyorum, ama gönlüm Türk Müziğinden yana. Galiba Türkçe konuşmakla diğer dilleri konuşmak arasındaki fark gibi bir şey bu. Diğer kültürleri de seviyorum, severek dinliyorum ama kendi dilin, kendi kültürün, kendi toprağının ezgileri bambaşka. O sıcaklığı hiçbir şey vermiyor.”

Müziğin ulusallığı konusunda ise şunları söylüyor: “Bizim gibi farklı müziklerle uğraşınca müziklerin milliyeti ile uğraşmanın ne kadar boş bir iş olduğunu çok daha iyi görüyor insan. Anlamsız ve gereksiz buluyorum bunu. Ağzımız alısmış “Türk Müziği” diyoruz ama Türk Müziği’nin ne kadar çok müziğin birleştirilmiş hali olduğunu düşünmüyoruz. Klasik Türk Müziğimiz Osmanlı döneminde çeşitli kültürlerin birleşimi ile oluşmuş bir müzik. Balkan Müziği diyoruz, orada o kadar aşina şey var ki.. Ya da hangi parça Ermeni, hangi parça Kürt, böyle tartışmalara girmemek gerek. Hani bunun ilk sahibi sorusunun yanıtını bulmak çok zor ve gereksiz çaba.”

“Peki ya gelecek?” diyoruz Baylav’a. Gelecegini Türkiye’de görüyor Baylav. “Gelecekte inşallah Türkiye’ye dönüp Türkiye’deki yetenekli gençlere müzik öğretmekle uğraşırım. İstediğim bu, ama zaman ne gösterir bilinmez.” diyor kemanını okşayarak.

*Chris Williams şimdilerde Troia Nova adı ile kendi grubunu kurdu

___________________________

* Soylu’nun bu yazısı daha önce de www.acikradyo.com da yayınlanmıştı…

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here