Londra’daki bizim süpermarketlere eleştiri

2000’lerin başında tekstil sektörü batırıldıktan sonra toplum süpermarket-içki bayii ve restoran sektörünü can yeleği olarak gördü… Bürokrasiyle uğraştırmayan, çok iyi İngilizce gerektirmeyen belki de en önemlisi kendi patronu olma şansı veren bu sektörlerde onbinlerce toplum üyesi ekmek yiyor…

Bu hafta yazımda adına süpermarket denilen iri kıyım bakkalları ele almak istiyorum. Bu süpermarketlerin en büyük rakipleri ülkede adı marka olan dev süpermarket zincileri ve bizzat kendileri… Eskiden işyeri açmak için sokakta aynı işi yapan bir başka işyerine uzaklık önemliydi. Ayrıca Hıristiyanlık gereği Tanrı’nın kainatı 6 günde yarattıktan sonra dinlendiği pazar günü işyerleri kapalıydı… Kapitalizmin vahşi yüzü ne hükümetin bu kuralını taktı ne de tanrının buyruğunu… “İşyeri yakınına aynı işi yapan işyeri açılamaz” yönetmeliği dev markaların lobisiyle değiştirildikten sonra her sokakta mantar gibi Tesco, Sainsbury, Asda, Morrison açılmaya başladı… Adil Ticaret Dairesi, Akciğer bronşları gibi ülke çapında yayılarak kanallarını genişleten süpermarketler haksız rekabet etmek, küçük esnafı yok etmek, tüketiciyi korumaya yönelik kurallara direnmekle suçluyor…

Bu zincirlerin yıllık cirosu 100 milyar sterline yakın ve aile harcamasının yüzde 13.2’sine denk düşüyor. Financial Times’ın bir araştırmasına göre; İngiltere’de tüketicilerin yüzde 80’i kendisine 15 dakika uzaklıkta 3 süpermarket zincirine kolayca ulaşabiliyor… Son beş yılda süpermarketlerin “süper” gelişimi ise ekonomistleri bile şaşırtıcı boyutta sayılıyor. Londra’da bizim toplumun yoğunlaştığı bölgelerde de bu vahşi işgal sürüyor. Örneğin benim yaşadığım West Green Road’dason bir yıl içinde Tesco ve Sainsbury’nin küçük şubeleri açıldı. Caddedeki 10’dan fazla bizim toplum üyesinin çalıştırdığı bakkal, süpermarket ya da fırın durup dururken mağdur oldular… Şimdilik bizimkiler etnik yiyecekle cirolarını kurtarıyorlar ama bu dev zincirlerin üç beş yıl sonra onlara bu kırınhtıdan da pay vereceklerini sanmıyorum.

Ya bizim süpermarketler, süreç içinde kendilerini eritip yok edecek bu vahşi işgale karşı neler yapıyor? Hiçbir şey… Tüketiciye gel kardeşim bana destek ol” diyebilmek için ne yapıyorlar? Hiçbir şey… Bizim süpermarketler biran önce biraraya gelip dernekleşmeliler… Sonra bu dev zincirlere ve haksız rekabete karşı bayrak açmaları gerekiyor… Böyle bir toplu mücadelede Rekabet Komisyonu’nun (Competition Comission) kendilerini ciddiye alacağından eminim… 2008’de ‘Süpermarketlerin sorunları ve çözüm önerileri’ başlıklı toplantı yapılmıştı. Gazeteci olarak izlediğim bu toplantıda da dev süpermarket zincirlerinin kıyasıya rekabetine karşın küçük etnik marketlerin rakibinin yine kendileri olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştı. Dev zincirlerin yaptığını bizimkiler yapmamalı ve bir diğer toplum üyesinin burnunun dibine süpermarket açmaktan vazgeçilmeli… Sonra fiyatlarda birlik ve serviste profesyonellik derhal oluşturulmalı… Bir toplum üyesinin süpermarketinden 4.49’a aldığınız zeytini diğerinin rafında “özel kampanya” etiketi olmaksızın 2.99’a gördüğünüzde her iki markete de küfür sallıyorsunuz… Ekmek ya da pidelerin gramajında kesin standart yakalanmalı. Dükkanın köşelerine konan fare kapanları müşteriye “Dikkat fare çıkabilir! Biz pek temiz değiliz…” mesajı veriyor… Ayrıca dijital okuyucuların olmadığı kasalarda fazla para almak ve sonrasında da “Sorry yahu!” demek affedilir gibi değil. Ben bu hatayı yapan süpermarketlere bir daha adımımı atmıyorum. Bilesiniz…

Gelelim servis kalitesine… Berbat… Şimdiye kadar benim gözümde geçer notu alan bizimkilere ait bir süpermarkete rastlamadım. Kasadaki eleman ağzında sakız, kucağında ilk fırsatta mesaj yazmaya geri döneceği telefonu ile ürünleri dijital okutması… Aynı zamanda diğer kasadaki arkadaşıyla yüksek sesle muhabbeti ya da diğer çalışandan çığlık atarak bir şeyler istemesi… Aman yarabbi bir felakeeet… Bu görüntüleri kendinizi korumaya çalıştığınız dev zincirlerde göremezsiniz… Tabii bizim patronların, bu ülkedeki asgari saat ücret olan 6.31 yerine 2-3 sterlin ödedikleri bu gariban kasiyerlere söz söyleme hakkını kendilerinde görmediklerini düşünüyorum…

Bence bizim patronların müşterilerine de “Büyük zincirlere karşı bizim yanımızda olun” demeye hakları yok. Nasıl olsun ki ne fiyatta, ne hizmette, ne de hijyenlikte küfür yedikleri müşteriden bir şey istemeye yüzleri var mı? Dev zincirlere karşı mücadelede çuvaldızını kendilerine batırıp çeki düzen verirlerse ve de dernekleşirlerse bizim toplumu da yanlarında göreceklerine inanıyorum. Yelkenlerini dolduran en büyük rüzgar da ben olacağım. Söz valla…

Önceki haberMüslüman dünyasına aşı üretecek
Sonraki haberPaydaş’a verilen ödülün anlamı?
Faruk ESKİOĞLU
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.