Londra’daki Kıbrıslı Türk doktordan COVID-19 (SARS-CoV-2) Hipotezi

İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi’ne (NHS) COVİD-19 salgını ile durumu açıklığa kavuşturmak ve tavsiye vermekle görevli uzman araştırmacı Dr. Mekella Mehmet- Yeşil PhD (Oxon) “COVID-19(SARS-CoV-2) Hipotezi” başlığıyla hazırladığı raporda uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, şu anki ve gelecekteki salgınlarla başa çıkma konusundaki tavsiyelerini aktardı.

Dr. Mekella Mehmet- Yeşil’in raporu aynen şöyle:

Özet: Şu anki COVID-19 hastalığına yanlış bir çerçeveden bakıyor olabiliriz. Belkide, daha önceden bildiğimiz, solunum yolu hastalıklarına ve diğer CORONA hastalıklarına benzeyen tarafları, sandığımızın ötesindeolabilir. Sadece yüzeyinde bulunan spike proteini ve son derecede yüksek bulaşıcılığı sayesinde, ölümcül olmayan diğer 7 CORONA virüs çeşidinden farklıdır. Onlar genel anlamda soğuk algınlığına neden olur. Diğer yandan, şu anki COVID-19 herkes için tehlike ifade etmektedir.

Bunun nedeni ise 3 faktörden oluşmaktadır. Öncelikle, virüs zarfının etrafını saran spike proteini sayesindevirüs, boğaz ve akciğer mukoza yüzeylerine tutunup çoğalmaya başlar. Bu yüzden, beklenmedik kadar ölümcüldür. Ayrıca, RO faktörü en az 2.5 tur, bazı durumlarda, bilinmeyen nedenlerden dolayı, 6ya kadar çıkabilir. RO numarası, bir hastanın aynı anda kaç kişiye o hastalığı bulaştırma katsayısıdır.

Karşılaştırma amaçlı, mevsimsel enflüanzanın(grip) RO numarası 0.3 – 1 aralığındadır. COVID-19 hastalığının hızla global hale gelmesinin sebebi RO numarasının normal gripten 3 kat daha yüksek ve ölümcül olmasıdır. Şu anki COVID-19 gribinin tam olarak ne kadar zamandır yayıldığını tespit etmek zordur, çünkü ölümcül varyantı oluşana kadar güvenilir bir testi yoktu. COVID-19 daha önce görülmeyen farklı bir şekilde hasta eden veya yayılan bir virüs değildir. Daha önce görülen virüs kaynaklı hastalıklar gibi, ACE2 reseptörlerinin yoğunlukla bulunduğu beyin ve akciğere saldırarak, çoğu hastaya kalıcı hasarlar verdiği daha önce görülmüştür.

Daha kötüsü ise, COVID-19 pandemisi iki ayrı ölümcül varyanttan oluşmuştur, biri Asya kökenli diğeri ise Avrupa kökenlidir (Los Alamos Laboratory raporu, Mayıs 2020). İkiside eşit miktarda bulaşıcıdır ve bu nedenle, iki ayrı tedavi yönteminin bulunması gerekir. RO faktörünün büyük olması nedeniyle, dünyaya yayılan bu virüs, daha önce geçirdiğimiz SARS virüsüyle benzer şekilde enfekte etmektedir. Daha önce söylendiği gibi, SARS virüsü de ACE2 reseptörlerinin yoğunlukla bulunduğu beyine saldırarak, çoğu hastaya kalıcı hasarlar veriyordu.

Şu ana kadar, soğuk algınlığı için hiçbir aşı bulunmamaktadır. Nedeniyse bu salgının durmaksızın mutasyona uğramasıdır. Benzer şekilde, daha önceki MERS ve SARS1 salgınları için de bir aşı bulunamamıştı. COVİD-19 virüsü SARS1 virüsü ile yakından alakalı olduğu için, bu salgını sadece aşı yöntemiyle çözülebileceğimizidüşünmemiz çok tehlikelidir. Aşısı bulunsa bile, global sürü bağışıklığına (%60+) ulaşmak için en az 18 ay gerekmektedir. Ayrıca, yeni varyantların oluşması olasılığıyla, her sene veya 6 ayda bir başka bir aşı formülü gerekebilir. Bu nedenle sürü bağışıklığını, bu pandemi için pratik bir hedef olarak tutmayı önermiyoruz. Binlerce yıla rağmen, Kara Veba hastalığınaher sene yüzlerce insan maruz kalıyor (CDC, 17 Mayıs 2019). Şu anki pandemiyle tek farkı, hasta olanlar hızlı bir şekilde karantinaya alınıp tedaviye başlatılıyor. Bizim tavsiyemiz, COVID-19 içinde bu stratejiyi uygulamaktır. Geçmişte olan Kara Veba pandemisinde bu stratejiyi takip etmeyip, sürü bağışıklığını hedefleyen ülkeler büyük insan kaybına maruz kalmıştır.

Ayrıcahiçbir aşının, % 100 koruma sağlamadığının farkında olmak önemlidir. Buna bakılmaksızın, aşılar sayesinde sayısız hayat kurtardığımız için, mümkün oldukça aşıların yapılmasının arkasında duruyoruz. Fakat, COVİD-19 aşısı şimdi bulunsa bile, kış mevsiminde beklenen ikinci dalgadan önce, gereken miktarda aşı üretimi ve dağıtımına ulaşmak mümkün değildir. Bu sebepten dolayı, bizim protokolümüz,salgının yayılmasını engellemek, halkı korumak ve tedavi etmek üstüne odaklıdır.

Öncelikli savunma yöntemi olarak, sihirli bir çubuk bulma çabası yerine, etkili, geniş kapsamlı ve veri birikimini sağlayacak tedavi yöntemleri öne sürülmelidir. Daha fazla ölümü engellemek için acilen ihtiyaç duyulan şey, seroloji ile erken teşhistir: izolasyon, hastaya destek ve bilinen tedavi yöntemleri. Böylelikle, gereken araştırmaların ve daha başaralı tedavi yöntemlerinin bulunması için zaman kazanılmış olur.Unutulmaması gereken, daha önceki COVİD-19’a benzer MERS ve SARS1 virüsleri için bir aşının bulunamamasıdır.

Etkili bir aşının bulunması faydalı bir şey olsada yeterince insanın korunması için 18 aylık bir süre gerekmektedir ve aynı zamanda, grip aşısı gibi her sene yenilemek durumunda olmamız mümkündür. Gribe benzer bir şekilde, COVİD-19 virüsü de birden fazla varyanttan oluşmaktadır ve aynı nedenden dolayı, tamamen koruyucu bir aşının bulunmasını engeller. Senelik yapılan grip aşısı sadece %20-70 arasında korur. Aşı bulunsa bile üretim ve dağıtım aşamasının yeterli bir hızda yapılması imkansızdır.

Teşhis: Testle erken teşhis, ardından tedaviye başlatılması, başarılı bir sonucun anahtarıdır. Öncelikle, geçmişte tansiyonu olmayan birinin sebepsiz nedenlerden yüksek tansiyonun yükselmesi, COVİD-19 hastalığının bir semptomudur. Tam olarak nedeni bilinmiyor olsa da stres veya bağışıklıkla alakalı olabilir, ama kesinlikle teşhis kriterlerinden biridir. Aynı zamanda acı verici kuru öksürük ve%88 den düşük O2 satürasyonu COVİD-19 hastalığının belirtileridir ve acilen tedaviye başlatılması gerekir.

Anamnez (Hastanın Geçmişi): Global araştırmaların sonucunda, Tüberküloz hastalığına karşı yapılan BCG aşısını (verem aşısı) yaptıranlarınCOVİD-19 salgınına karşı enfeksiyon riskinin daha az olduğu görülüyor. Bunun sebebi ise BCG aşısının bağışıklık sistemine, küçük yaşta (5 yaşından önce) verdiği epigenetik faydalarından kaynaklanabilir. Bunun aksine, kan grubu A olanların da COVİD-19 virüsünü kapmaya ve daha hasta olmaya yatkın olduğu görülmektedir. Diğer yandan kan gurubu O olanların riski, diğerlerine kıyaslanınca daha düşüktür. Kan grubuna göre tedavi uygulanması, kan grubu bilinmeyen hastalarında kan grubunu öğrendikten sonra uygun bir tedaviye başlatılması gerekir. Bilinmeyen nedenlerden dolayı, cinsiyet olarak da erkeklerin hastalığı kapma yatkınlığı daha yüksektir.

Daha garip olan ise, tütün kullananlar ile kullanmayanlar kıyaslanınca, tütün kullananların COVİD-19 kapma oranı çok daha düşüktür. Aynı zamanda, tütün kullananlar virüsü kapsalar bile, hastalığın şiddeti daha az olmaktadır. Kimsenin sigaraya başlamasını tavsiye etmiyoruz, fakat Fransız doktorlar, COVİD-19’a karşı tedavi yöntemlerinden biri olarak, nikotin bandını kullanmaktadır. İkinci bir teori ise, tütünden çıkan sıcak dumanın virüsü öldürdüğüdür. Belki de bu kriz zamanında, tütün hakkında bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri, yeniden düşünmeli ve tütünün sahip olabileceği herhangi bir tıbbi nitelik için tekrar araştırmalıyız. Hali hazırda, tütünün huzursuz bağırsak sendromu olan hastalar için rahatlık getirdiği tıbbi olarak bilinmektedir.

Hastalar İçin Tavsiye: Kendilerini hasta hissedenler, co-codamol veya aspirin gibi reçetesiz satın alınabilinen ilaçları kullanmaktan sakınılmalıdır. Bu tür haplar, kısa dönemli semptomları azaltır ve bu yüzünden hızlı teşhis konulmasını engelleyebilir. Bunun örneklerinden biri, bu ilaçlar normalde semptom olarak görülen ateşi düşürür, yani bu tür ilaçları kullanan bir hasta semptom eksikliğinden dolayı, geç teşhis konulmasına neden olabilir.

Güney Koreli doktor Dr. Min Pok-Kee COVİD-19 hastalığı tespiti için iyi ve basit bir yöntem keşfetmiştir. Enfeksiyon sonrası, ilk belirtilerden biri koku kaybıdır. Yani,hasta sabah kalktıktan sonra veya yatmadan önce, sarımsak, diş macunu ve peynir gibi ağır kokulu maddelerin kokusunu alamıyorsa, bu COVİD-19 virüsünün belirtisidir.

Tedavi: Sıtma hastalığına karşı kullanılan hidroksiklorokin ilacı çoğu zaman faydasızdır ve başka ilaçlarla kombinasyon halinde verilmezse, kalp krizlerine neden olabilir. Sıtma, COVİD-19 virüsüne benzer şekilde, kalpteki ACE2 reseptörlerini kullanarak hasta eder. Buna benzer do-EBV, HPV-B19 ve CMV virüsleri sadece bu türde hasta eden hastalıkların 3 örneğidir.

Bizim tavsiyemiz, bilinen her anti-viral ve anti-Retrokombinasyonlarını tedavi amaçlı denememiz gerekir. Böylelikle, hızlı bir şekilde, en iyi tedavi yöntemlerini bulabiliriz. Uluslararası bir mücadele vermek, hepimiz için hayati önem taşır. Geçmişe bakılınca, bilinen tedavileri başka hastalıklarda denemek sayısız olumlu sonuçlara yol açmıştır. Global bilgi paylaşımı için çaba sarf edersek, en iyi tedavi yöntemlerini hızlıca bulabiliriz. Daha önceki Ebola salgını için kullanılan Remdesivir, Favipiravir ve Baricitinib kombinasyonu klinikdenmelerde başarı göstermişidir. Virüsün çoğalmasını engelleyen bu tedavi kombinasyonu, aynı zamanda da bağışıklık sistemini güçlendirildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, Invermectin(anti-parazittik), Tamiflu(reçete gerektirmeyen grip ilacı), ve hepatit C için kullanılan bazı ilaçların COVİD-19 için de tedavi olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Beta interferon-2 ve bazı mantar önleyici ilaçlar şu anda klinik denemelerdedir. Şu anki odak noktamızın, daha önce SARS salgını için başarıyla kullanılan tedavi yöntemlerini uygulamak olması gerekmektedir. SARS salgınında kullanılan ilaç ile aynı zamanda günde 40-60mg Çinko ve 6-10mg Vitamin C ve D kullanılıyordu. Hasta sıcak, nemli ve izole edilmiş bir ortamda günde 24 saat boyunca damar yoluyla su/sıvı takviyesiyle tedavi ediliyordu. Vücudun susuz kalması, kanın bir nevi kalınlaşmasına neden olur ve buda özellikle 40 yaşının altında olan hastaların felç geçirme sebebedir.

Akciğerleri temizlemek için baş aşağı duruş tedavisini uygulamak gerekmektedir. Hastaların O2/O3/HBOT/N2O2/ECMO gibi hastalığın ağırlığına göre destek verilmesinin ne kadar önemli olduğunu ifade etmek istiyoruz. Benzer şekilde CPAP makineleri solunum desteği için de kullanılabilir. Oksijen ve bolca su vererek, hastanın terleyerek viral yükünü azaltabiliriz. COVİD-19 virüsünün öldürme nedenlerinden biri, damarlara zarar verebilme özelliğinden gelir. Bu hasardan dolayı damar dışına sızıntı gerçekleşebilir ve ölümcül kanamalara yol açar. Bunu daha önce Ebola salgınında görmüştük. Bu yöntem tamamen bilimsel olmasa da bu salgını yavaşlatacak ve insan ölümlerini durdurabilecek tedavi, bu tür yöntemlerde de bulunabilir.

Aynı zamanda, basit ve ekonomik bir stratejidir. Şimdi olduğu gibi, sağlık çalışanlarına ek yük olmayıp, aynı zamanda da hastane çalışanları için daha güvenli bir yöntemdir. Aşı boyutunun enfeksiyon oranını ve ağırlığını etkilediğini düşünüyoruz.

COVİD-19 Antikor içeren kan plazma kullanımı bazı vakalarda olumlu sonuçlara neden oldu. Plazma kullanımı ne yeni, nede bilinmeyen bir yöntemdir. Nasıl ve neden işe yaradığı bilimsel olarak gündemdedir.Ayrıca güvenli ve geniş kapsamlı hastanelerde başka hastalıklar içinde kullanılır. Obez ve diyabet hastalarının yüksek risk kategorisinde bulunmaları nedeniyle, tedavilerine öncelik verilmesi gerekir. Üç gün boyunca sadece sıvı diyetine girip çorba gibi yüksek mineral, vitamin ve protein kaynaklı sıvıların tüketilmesi, bağışıklık sistemini bir nevi sıfırlayıp güçlendirir.

Fasting for 72 Hours Can Reset Your Entire Immune System

Hastaların uygun şekilde dinlendirilmesi ve uygun uyku süresini sağlamak için tüm önlemlerin alınması hayati önem taşır. Araştırmalara dayanan tıbbi bilgiye göre kaliteli bir uykunun vücudun kendini tamir edebilme gücünü artırdığını göstermektedir.

https://www.srqmagazine.com/srq-daily/2020-04-07/13163_Sleeping-for-Good-Health–Including-your-Brain-Health?fbclid=IwAR2RmHoWJRB0xDilJLhVRLVC5B9ehrlBZSbg3WdCuEBy09k_AOqLTZ_38E

Bir düşünceye göre, COVİD-19 virüsünün hücrelere giriş için kullandığı M-proteaz enzimini devre dışı bırakmak, tedavi yöntemlerinden biri olabilir. Virüs hücreye giriş yaptıktan sonra hızla çoğalmaya başlar ve birer birer etrafındaki hücrelere de saldırır. M-proteaz enzimi engellenirse, virüsün vücut içinde yayılması sona erer. İkinci bir yöntem ise, bir şekilde virüsün çoğalma mekanizmasını engellemektir. Azithromycin adlı anti-biyotik henüz bilinmeyen nedenlerden dolayı tamda bunu yapıyor. Tahminlere göre Azithromycin senolitik özelliklere sahiptir.Yani yaşlanan hücrelere apoptozis emrini veren bir kimyasaldır. Bununla birlikte virüsü içeren çoğu hücrede apoptozis olur ve vücutta toksik plakların birikmesini engeller. Aksi takdirdebu tür plaklarındaha sonra Alzheimer veya Parkinson hastalıklarına yol açabileceği düşünülür. Senolitik maddeler, yaşlılıkta artan inflamasyonu düşürdüğü için COVİD-19 virüsünden kaynaklı “sitokin fırtınası”nakarşı yardımcı olur. Ayrıca da ikincil bakteriyel enfeksiyonlara karşı koruyucudur. Bizim tavsiyemiz koruma amaçlı geniş spektrumlu anti-biyotik kullanmak ve ayrıca da gerek duyulursa zatürre aşısı yapılmalıdır. Bunun ihtilaflı bir tavsiye olduğunun farkındayız, fakat görüş ve deneyenlerimize güvenebilirsiniz.

Korunma: Sağlık çalışanlarıyla birlikte halkıda bedeli ne olursa olsun korumalıyız. Sağlık çalışanlarımız yetersiz kalırsa, halkımız da savunmasız kalır. Bu virüsü kapanlar hızla kontrol altına alınıp, en yüksek hijyen standartları uygulanarak, dış dünyadan uzak, karantinaya alınmaları gerekir.

Şu ana kadar toplanan bilgiye göre COVİD-19 virüsünden hasta olmak için yüksek seviyede viral yüke maruz kalmak gerekir. Kalabalık alanlarda, tehlikeli seviyede virüs bulunabileceğinden dolayı, bu tür yerlerden uzak durulması önerilir. Ayrıca klimalı ortamlardan da uzak durulması gerekir.

Sosyal mesafeyi korumak bu tür yüksek viral doza maruz kalma riskini azaltır. Böylelikle salgının yayılmasını engeller. Cezaevi personellerinin, sağlık çalışanlarının, otobüs, tren ve taksi şoförlerinin, öğretmenlerin, bakımevi çalışanlarının ve orda oturan yaşlıların ve ayrıca spor salonu personellerinin hastalık kapma ve mortalite riskinin daha yüksek olmasının sebebi, sosyal mesafeyi koruyamamalarıdır. Bütün hastane çalışanlarının kişisel korunma ekipmanları olması gerekir, özellikle N95, FFP2/3 kalitesinde maske ve gözlük gerekmektedir. Ameliyat maskelerinin tam koruma sağlayamamasının sebebi, burun ve ağızı sıkı bir şekilde kapatmadığından,mikropların giriş veya çıkışına engel olamamasıdır. Buna rağmen hiç olmamasından iyidir

Maskeleri Yeniden Kullanma: (K)N95/FFP2 türü maskelerin sadece bir kez kullanılmalarını tavsiye ederiz. Eğer yeterince kişisel korunma ekipmanları yoksa, aşağıda söylenecek şartlar altında en fazla 3 kez yeniden kullanılabilir:

Kontamine edecek yüzeylere temas halinde olmadığı sürece, özellikle başka bir maskeye değmediyse yeniden kullanılabilir. Maske çıkarıldığında cerrahi bir çantaya, dıştaki hava ile temassız olmak şartıyla, burun klipsi kullanılarak güvenlince saklanabilir. Hiçbir şart altında, başkasının maskesini kullanmamanız gerekir. Mümkün oldukça tek kullanımlık eldiven ile maskeyi takıp çıkarmanız bizim önerimizdir.

Sterilizasyon: Ultraviyole ışınlarıyla mikropları öldürebiliyoruz. Ancak her maske temizleme işleminde maskenin filtreleme özelliği %1.25 oranında düşüyor. Bizim tavsiyemiz maskenin en az %80 nem ortamında, bir çemberin içinde, ultraviyole ışını altında, 27 derecenin üstünde, 20 dakika boyunca tutulmasıdır. Araştırılmalarımıza göre, bu tekniğin orta boyda ve özel filtreli maskelerde de etkili olduğu görüldü. Tüm kumaş maskeler, 3 kat pamuk veya ince ipekten yapılmış maskelerde dahil olmak üzere 60 derecede makinede yıkanırsa ve ardından güneş altında 27 derecede kurutulursa, buda dezenfekte eder. Böylelikle o maske yeniden kullanılabilir. Güneşimizin çıkardığı ultraviyole ışınları, bakteri, mantar ve virütik mikropların dış yüzeylerinde bulunan hücresel yapıları unstabil(dayanaksız) hale getirerek ölümüne sebep olur. Bu ışınlar aynı zamanda derimizin üstünde bulunan mikropları da öldürür ve bağışıklık sistemi için önemli olan D vitamini üretimini sağlar.

Peki neden evde bulunan kumaşların düşündüğümüzün üstünde koruma özelliği var? Aslında yoktur. Şu anki bilgiye dayanarak, ağız ve burunu örten kumaşların sadece el ile yüz temasını engellediği için faydasını görüyoruz. Virüsüngenellikle parmaklarımızın, göz ağız ve buruna olan temasıyla vücuda girdiğini biliyoruz. Eldiven ve maske kullanmak enfeksiyon riskinizi kat ve kat düşürmektedir. Ayrıca, maske kullanmak, hasta olan birinin öksürmesiyle saçılan damlacıkların solunmasını engeller. Virüs öksürme ve hapşuma gibi yöntemle çıkarak, çoğu yüzeylerde günlerce kalabiliyor. Tam olarak bu süreç belirlenmemiştir. Tüm maskeler, enfeksiyon riskini azaltır.

Değerlendirme: COVİD-19 şimdiki haliyle geçmişte olan bazı salgınlara göre aşırı derecede ölümcül bir virüs değildir. Sadece hızlı şekilde, belirtisi ilkten az olan bir virüstür. mRNA genom uzunluğu 26-32kb arasında olan bu virüs ellerin ve kolların iyice yıkanmasından sonra kolaylıkla ölür.

Enfeksiyon: Büyük organlarda çoğunlukla bulunan ACE2 reseptörlerine saldıran bu COVİD-19 bütün bağışıklık sistemini hızlıca aktive eder ve bu tür radikal bir aktivasyon yüzünden, bakteriyel pnömoni gibi mikropların da enfeksiyonuna yol açar. COVİD-19 tamda bu yüzden daha önce bahsedilen “sitokin fırtınası”na neden olduğu için ölümcüldür. Bütün organların direncini düşürüp kolaylıkla enfeksiyon kapmasına neden oluyor. Bu yüzden deride olan dermatolojik semptomlar, sindirim sisteminden çıkan idrar ve dışkıda görülen yüksek viral yük, kalpte bulunan endokardit semptomları, akciğerlerde tespit edilen pnömoni, beyinde hasar ifade eden nörolojik problemler, karaciğere ve böbreklere gelen hasardan ötürü çoklu organ yetmezliğinden dolayı, vücut çökmeye başlar ve ölüme sebep olur.

İkinci olarak, aynı zamanda da kuvvetli bir interferon agonistidir. Genomunda ORF3b geninde prematüre biten stop kodonu vardır (bioRxiv: 11 Mayıs, 2020). Bu prematüre kodonu, tip 1 interferon üretimine engel olur. Sağlıkta, interferon proteinleri bağışıklık sağlayan ve enfeksiyona karşı savaşan bir proteindir. Bu tür bir proteinin engellenmesi yine “sitokin fırtınası”na neden olur. Bu yüzden, tedavi sürecinde interferon ilavesinin yapılmasını önerip, sıklıkla interferon seviyelerini gözlemeyi öneriyoruz. Herkesin farklı seviyelerde interferon üretimi olduğu için, her hastanın kendine özel bir dozajı olması gerekmektedir.

Bazı sağlıkçılar interferon tedavisinin her pozitif vakaya, hastanın ne kadar hasta olduğuna bakmaksızın, profilaktik olarak başlatılması gerekildiğini öne sürüyor. Biz bu düşünceye karşıyız çünkügereğinden fazla interferon tedavisi kısa ve uzun vadeli ciddi yan etkililere sebep olabilir. Bunlardan bazıları titreme, gribe benzer semptomlar, baş dönmesi, ishal, kas hasarı ve kusmadır.

Bulunduğumuz karmaşıklığın içinde, bilim dünyası COVID-19 virüsünün ne olduğuna odaklanıp, daha önemli olan ne yaptığı ve nasıl yaptığının önemini gözden kaçırdı. Gelecek hakkında fazlasıyla teorileşme var ancak şu anki pratik zorluklara yeterince konsantre yok.

Önleme ve Korunma: Odak noktamız, COVİD-19 salgınının sona ermesi ve normal hayata geri dönmek. Bunun için testle beraber, virüsün izini takip edip, izole etmektir. En ideali herkese test yapıp salgının devam etmesini engellemek, ardından edinilen bilgi ile anti-korların toplanıp daha sonra bu tür şeylere karşı kullanılabilir hale getirmek.

Uluslararası Strateji: COVİD-19 salgını ne politika dinler, nede sınır kapısı. Eğer bu salgını daha fazla can kaybı olmadan sonlandırmak istiyorsak, bizde aynı tavrı sergilemeliyiz. Tüm dünya ülkelerinin bu konuda birleşip, şu anki ve gelecekte olabilecek salgınlar için ortak bir strateji uygulaması hayati önem taşır. Herkesin patentsiz, açık kaynaklı bilgi paylaşımına başlaması önemlidir. Herkesin ortak problemleri için farklılıklarımızı bir yanda bırakıp beraber çalışmamız gerekmektedir. Sonunda, hepimizin aile ve arkadaşları tehlikede olduğu için bu tür konularda bilgilerimizi paylaşmalıyız. Soru şu, “Bu tehditlerle başa çıkmak için kalıcı, bağımsız uluslararası bir bilim kurulu oluşturabilecek miyiz?”.

Daha Önceki Pandemiler: Sene 1348-52: Kara Veba salgını, dünya nüfusunun%70 nin üstünde ölüme neden oldu. Oda benzer şekilde ilk olarak akciğerlere saldırmıştı. Bir hasta, sağlıklı bir şekilde uyanıp öğlene doğru gribe benzer semptomlar hissedip, akşama ölebiliyordu. Bu kuluçka döneminin kişiden kişiye değiştiği anlamına gelir. COVİD-19 da Kara Veba salgınına benzer bir şekilde ilerliyor. Sene 1665-66: daha önce olduğu gibi Kara Veba salgını yeniden başlamıştı ve sadece Londra da 100,000 insan hayatını kaybetmişti. Ondan sonraki 1720-1722 ve 1889 salgınlarının her birinde 1 milyon kişi hayatını kaybetmişti. Ardından 1918-1919 senesinde 50-100 milyon arasında insan hayatını kaybetmişti. 1957-58 salgınında 1.1 milyon, ardından gelen 1968-1970 salgınında 1 milyon kişi daha salgınlardan hayatını kaybetmişti. Son olarak, hatırlanması daha kolay olan 2009 salgınında 700,000 kişi ölmüştü. Bütün bu salgınlar, bilinen virüslerin mutasyona uğrama sonucuyla ölümcülleşip insan kaybına neden olmuştur. Şu anki popülasyonumuza göre geçmişteki salgınların şiddetine daha ulaşmadık. Eğer bu durumu anlayarak halka anlatırsak paniğe ve ekonomik krizlere maruz kalmayız.

Sosyal Kısıtlamalar hakkında Tavsiyemiz: Kısıtlamalara, yeni vaka sayası sıfıra düşse bile devam edilmelidir. Çünkü bu virüsün tam olarak kuluçka dönemi hala bilinmemektedir ve EBV gibi 6-8 haftalık kuluçka dönemi olabilir. En az 30 gün üst üste vakasız gün geçirmeden kısıtlamaların kaldırılmaması gerekir. Ardından iş yerleri, okullar ve sosyal ortamlar birer birer kontrollü şekilde açılabilir. Testlerin yapılması, mümkün oldukça izoleye devam edilmesi ve dikkatle salgının takip edilmesi önem taşır. Aynı zamanda da hayatımızın Ocak 2020 tarihinden önceki hale gelmeyeceğini kabullenmemiz gerekmektedir. Tarihe geçecek olan bu pandeminin neden olacağı zihinsel hastalık ve travmadaki büyük artışla başa çıkmaya hazır olmalıyız.

Sonuç: 

– Hastanın semptomlarını tedavi etmeye başlayın: diyaliz, plazmaferez, antibiyotik, O2, O3, NO2, HBOT, antienflamatuvar ilaçlar, anti-retro viral, bağışıklık temelli tedaviler, plazma semptomlara karşı rahatlatıcıdır. Sağlıklı bir şekilde iyileşmesi için vücudun kendi başına COVİD-19 virüsünü yenmesini beklemeliyiz. Direk olarak COVİD-19 virüsüne karşı saldırmamalıyız çünkü virüs hakkında bilgimiz kısıtlıdır ve farkında olmadan hastayı daha kötü bir duruma düşürebiliriz. Bilgimize odaklanıp ona göre tedavi etmeliyiz. Hayati organları koruyup, hızlı teşhis koyarak hastayı, gelecekte yan etkisi olmayacak bir şekilde, sağlığına kavuşturmamız gerekmektedir. Şu an, virüsün etkilerine odaklanmak yerine, gereğinden fazla virüsün hasta etme sebeplerine odaklanıyoruz.

Lanse edilen ölüm sayılarına göre, test yapmayan ülkeler nasıl oluyor da COVİD-19 ve aynı zamanda başka hastalığı olanların veya hastanede kapılan enfeksiyonların COVİD-19 alakalı olduğunu biliyorlar? Bu sene ile 2018’deki mevsimsel ölüm oranında görülen fark hem tıbbi hem de politikayla alakalı soru işaretleri oluşturuyor. Hem hükümetler hem de bilim adamları tarafından COVİD-19 patolojisi göz ardı edilirken, COVİD-19 epidemiyoloji sinede işaret etmede uluslararası bir sistematik başarısızlık olmuştur.

-Şimdiki odak noktamız: Bugün için, bildiğimiz yöntemler ile hasta olanları belirleyip tedavi etmeye odaklanmalıyız. Bu yöntem virüs hakkında tahmini tedaviler uygulayıp en iyisi için umut etmekten daha iyidir. Bu yılın Ekim/Kasım aylarında, daha güçlü 2. dalgayı başlatacak bir varyant bekleniyor. Bunun ardından başka varyantların çıkması da mümkündür. Sorumuz böyle bir şey yine olup olmayacağı meselesi değil, ne zaman olacağıdır. Gelecekte salgın başlamadan bir çözüm bulmamız gerekmektedir. Biz buna hazırlıklı olabilecek miyiz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.