Londra’daki Türk entellektüellerden AB yorumu

Londra’daki Türk entellektüellerden AB yorumu

0
PAYLAŞ

“BİZİM DE TRUMP’IMIZ OLDU”

PROF. DR. İBRAHİM SİRKECİ: AB referandumundan kocaman bir ayrılma kararı çıktı.

Bunun ilk adımı David Cameron’un seçim vaatlerinden biri olarak gündeme getirdiği referandumu kaybedip istifasını sunması oldu. Onun yerini Boris Johnson ya da namı diğer Osmanlı torunu Boris Kemal alabilir. Sonunda bizim de bir Trump’ımız oldu.

Ne olacak derseniz. Öncelikle bu sabah olanlardan başka pek bir şey yakın zamanda olmayacak.
Yani borsa düştü, Sterlin değer kaybetti. Bundan sonra AB ile uzun uzun ayrılık müzakereleri olacak. Sonuçta bir devletin 27 kocasından boşanmasından bahsediyoruz. Hukukçu arkadaşlar bu konunun detaylarını biliyorlardır.

Yani Almanya’da eniştemi ziyaret edeceğim vize almam gerekir mi vs gibi sorular için henüz çok erken.

Zaten her kim Cameron’un yerine hükümet olursa olsun öncelikle AB ile ticari ilişkileri kroumaya önem verecek. Bunun sonucu da mutlaka ve mutlaka bir insan akışı serbestisi ile devam edecek. Ancak yeni muhafazakar hükümetler daha acımasız olabilirler.

Bu referandumun da sonucun da en belirgin nedeni ülkeye gelen göç meselesinin “kontrol altına alınmaması” tartışması oldu. Göç meselesi zaten kontrol edilebilir bir şey değil. Ayrıca dinamik iş ve işgücü piyasalarında nüfus hareketlerinin olması hem beklenen hem de istenen bir şey.

Ancak açıklaması ve anlaması çok daha zor bir sürü başka nedenin yanında “başımıza gelen herşey göçmenlerden kaynaklandı” gibi bir açıklama maalesef çok kolay pazarlanan ve inanılan bir şey. Yıllardır devam eden muhafazakar hükümetler ve Blairci lite muhafazakar politikalar sosyal devleti ve örgütlü çalışma hayatını, AB’ye rağmen, zayıflattı. Ekonomi de bir dizi krizin içinde ne göze batar bir istihdam ne de geniş dar gelirli kesimler için refah yaratabildi.

Ayrıca seçmenlerin siyasetten soğuması da aynı yönde hizmet etti. Bu anlamda sonucun bir protesto oyu olduğunu söyleyebiliriz.

İlk bakışta tahmin edilebilecek bazı örüntüler var. Gençler, daha iyi eğitimliler, daha varsıllar,

metropollerde yaşayanlar, göçmenler ve göçmen tanıdıkları olanlar AB’de kalınmasından yana oy verdi. Bunun yanında İskoçlar ve İrlandalılar da kalmaktan yana oy verdi.

Bu sonuç AB’nin köküne kibrit suyu sıkabilir ya da ciddi reformalra yol açabilir ancak aynı nedenlerle Birleşik Krallık’ın da sonuna işaret. İskoçya yeniden bağımsızlık referandumuna neredeyse kesin olarka gidecek. Bu kez büyük ihtimal de bağımsızlıktan yana tavır alacak. Bir kez daha korkutularak oy vermeyeceklerdir.

En önemli sonuç ve tehlikeli gelişme ise UKIP ve benzeri partilerin ırkçı ve yabancı düşmanı söylemlerin güçlenmesi. Londra ve bir kaç büyük şehir belki tehlikenin dışında kalabilir ancak pek çok yerde cadı avı görüntüleri maalesef ortaya çıkabilir.

***

“KIBRIS DA AYRILIR”

İLKER KILIÇ (CTP LONDRA DAYANIŞMA DERNEĞİ): Sosyalist mücadele için en verimli ortam kapitalizm globalleştiği aşamadır. AB’de kalınmalıydı.

BK, AB den ayrılınca Kıbrıs da ayrılmak zorunda kalacak (tarihi bağlar öyle gerektiriyor). O da Kıbrısı bir o kadar daha tutsak kılar.

“AYRILMAYI YANLIŞ BULUYORUM”

İSRAFİL ERBİL (Britanya Alevi Federasyonu Başkanı): Britanya’nın Avrupa’dan ayrılma kararını yanlış buluyorum,
Çünkü;

En geniş anlamda bireyselliği, bencilliği, ırkçı düşünceleri besleyecektir.

Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.

Britanya nın ırkçı gurupları ingilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Avrupa birliğinde ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir.

Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına neden olacak bu adımı kesinlikle desteklemiyorum.

Emperyalist birlikleri ile uzun vade de mücadele etmek boynumuzun borcudur fakat bu mücadelenin yolu bugün ırkçı ve sağcı ingilizlerin desteklediği Avrupadan ayrılmak değildir.

“SAĞA KAYILDI! CAN SIKICI BİR DURUM”

CAHİT BAYLAV: Evet, İngiltere’deki referandumu az farkla da olsa Brexit’çilerin kazanması, hem o ülke hem de diğer Avrupa Birliği ülkeleri halkları için çok kötü bir sonuç. Yalnızca İngiltere’deki değil, diğer ülkelerdeki ırkçı, yabancı düşmanı çevreleri cesaretlendirecek, AB’ni genel olarak daha sağ politikalar benimsemeye zorlayacak bir durum ortaya çıkmış bulunuyor.

İngiltere’de hem iktidardaki Muhafazakar Parti’nin hem de muhalefetteki İşçi Partisi ve Liberal Parti’nin AB’de kalma yönündeki propagandasına rağmen, AB karşıtlığını tek gündem olarak benimsemiş Bağımsızlık Partisi UKIP’in ve onun ağzı kalabalık ırkçı lideri Nigel Farage’ın benzer görüşteki muhafazarların desteğiyle elde ettiği bu sonuç dünyanın gidişatı için ilk bakışta göründüğünden çok daha önemli sonuçlara yol açabilecek bir potansiyel taşıyor.

Bir yandan ABD’de Donald Trump gibi açıktan ırkçı bir milyarderin başkan adayı olması, Fransa’da gittikçe güçlenen ırkçı Milli Cephe partisi, diğer AB ülkelerinde son bir yıl içinde iyice açığa çıkan yabancı düşmanlığı haklı olarak kaygılarımızı artıran gelişmeler.

Görebildiğim kadarıyla halklar sağda ve solda liberal/orta yolcu ne dediği pek anlaşılmayan politika ve politikacılardan bıkmaya, bunlardan uzaklaşmaya, sağda da solda da net mesajlarla ortaya çıkan parti ve politikacılara yönelmeye başladı.

Böyle bir referandumun yaşandığı İngiltere’de kısa süre önce sosyalistliğini gizlemeyen Jeremy Corbyn’in açık ara İşçi Partisi liderliğine seçilmesi ve sağ basının tüm yıpratmalarına rağmen popülaritesini ve partisine desteği artırması buna örnektir. Benzer bir durum ABD seçim kampanyasındaki Bernie Sanders için söylenebilir. Sanders adaylığı az farkla kaybetse de, çok net halkçı söylemleriyle beklenmedik ölçüde bir halk desteği sağlamıştır. İspanya’da Podemos’un çıkışı, Yunanistan’da Syriza’nın hükümet kuracak güce ulaşması ve diğer Avrupa ülkelerinde gelişen sol, demokrat, çevreci, anti-ırkçı, antifaşist hareketlerin güçlenmeye başlaması da bu gelişmelere örnektir.

Sonuç olarak böyle bir günde çok can sıkıcı bir durum yaşıyor olsak da madalyonun diğer yüzünü gözden kaçırmamakta yarar var diyorum. O yüz’ün hem Avrupa’da hem de ülkemizde güçlenmesi ise, bizim gibilerin örgütlü mücadelesi ile mümkün olabilir.

BİR CEVAP BIRAK